Metina Notları -II

Kanimasi, Begova, Bamerni, Şeladize askeri karakolları güney Kürdistan sınırları içerisinde yer alıyor. Bu askeri karakolların yanı sıra Batufa ve Amedye’de de MİT temsilcilikleri bulunuyor.
Güney Kürdistan sınırları içinde yer alan karakollar dışında bir de sınır hattı üzerinde de Blecan, Eriş, Serê Sêvê, Girê, Deştan, Karataş, Marufa, Yekmalê gibi daha birçok karakol 95 Çelik operasyonundan sonra bu hat üzerinde inşa edilmiş durumda.
Güney Kürdistan sınırları içerisinde kurulan karakollar çelik operasyonu sonrasında dönemin merkezi Irak hükümeti ile Türk devleti arasında yapılan anlaşmayla 10 yıllık bir süre için kurulmuş. Ancak anlaşmanın süresi geçmesine rağmen bu karakollar halen sınır içindeki varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar. Bu karakollar neredeyse sınır hattını boydan boya kaplamış durumda. Tam bir istila havası var. Gerillanın Kuzey Kürdistan’a geçişini engellemek için bir ‘Çin Seddi’ gibi uzayıp gidiyorlar.
Türk devletinin Kürdistan’daki askeri varlığı bugünlerde en çok tartışılan konulardan biri. Zira Kürt gerillaları Türkiye sınırları içerisinde yer alan kuzey Kürdistan’dan çekiliyorlar. İşte tam da böyle bir süreçte askeri amaçlı konuşlanmalar gündemin birinci maddesi haline geliyor. Peki bundan sonra ne olacak? Belki de cevabı en çok merak edilen soru bu. Kürtler bir taraftan var olan karakolların artık kaldırılmasını beklerken, Türk devleti bu beklentinin aksine kuzey Kürdistan’ın birçok yerinde yeni karakollar inşa ediyor.

Yeni karakollar

Örneğin Dêrsim’de 21 karakol inşaatına başlandığı haberine basında sıkça rastlamak mümkün. 30 yıldır süren savaşta Kürdistan’ın en ücra köşelerine karakollar inşa edildi. Kürdistan uzun süre OHAL’le yönetildi. Kürdistan’ın her tarafında askeri üslerle tam bir işgal durumu yaşandı. İnsanlar normal yaşama on yıllardır bir türlü dönemedi.
Uzun savaş yıllarında bu askeri yönetim altında binlerce insan faili meçhule gitti, binlerce köy yakılarak boşaltıldı. Şimdilerde herkes normal yaşama dönmeyi beklerken eskiden inşa edilen karakollarda on binlerce asker varlığını sürdürüyor. Bunlara onlarca karakol daha eklenmeye başlandı. Askeri hava alanları, barajları saymazsak dahi Kürdistan’da yaşam bütünüyle savaş koşullarına endekslenmiş durumda.
Yolculuğumuz sırasında uzaktan da olsa bu askeri kordonu görmek mümkün. Sarp dağların, derin vadilerin ve sık ormanların içinde kalsa da özellikle geceleri projektörlerle aydınlatılan dağlarda bu karakolları gözleyebiliyoruz.
İkinci gün yağmur yağmaya devam ediyor. Bugün Metina’yı dolaşmaya başlıyoruz. En çok Metina ismini merak ediyorum. Ama maalesef kimse tam olarak bu ismin nereden geldiğini, bir öyküsünün olup olmadığını bilmiyor. Sık ormanlar, derin vadiler. Bir yanı Zap bir yanı güney kenti Amedye bir yanı kuzey Kürdistan sınırı Çukurca. Uzaktan Zap’ı görmek mümkün, ancak önlerine set biçiminde çekilen Amedye ve Çukurca’yı göremiyoruz.
Metina bol meyveleri olan bir yer. Hemen her yerde elma, erik, şeftali ve üzüm bağlarına rastlamak mümkün. Ne var ki mevsimi olmadığı için bu meyveleri göremiyoruz. Tarım ve hayvancılık halkın temel geçim kaynağı. Bu alan petrol rezervi açısından da oldukça zengin bir yer. Kürdistan’ın belki de bu kadar savaşlara, işgallere halen maruz kalmasının nedenlerinden biri de bu yer altı ve yer üstü zenginlikleri.
Metina bölgesinde Behdini denilen Kürtler ağırlıkta. Fakat burada Kürtlerin yanı sıra Asuri ve Süryaniler de bulunuyor. Kürdistan’ın kültürel mozaiğine burada rastlamak mümkün. Bazı köylerde bu halklar birlikte yaşıyor. Cami ve kilise yan yana. Bir arada olsalar da kültürel yaşamaları da farklı. Ancak farklılıkların birlikteliğine de oldukça örnek yaşam ilişkileri var.

Ve harabe evler

Metina alanında dikkatimizi çeken bir başka şey ise harabe köyler. Zamanın yükü altında ezilmiş, her biri bir eski zaman kalıntısı. Metina dağ kokusu, yeşilin kokusu, yağan yağmurdan fışkıran toprak kokusunu bürünmüş.
Kaldırımlar, kalabalıklar, arabalar, trafik ışıkları, gökdelenler yok burada. Uçsuz bucaksız bir dağ. Dağın içinde yeşilin en güzel bahar tonu arasında gizlenmiş köyler. Köyler bir eski zaman masalı gibi. Fabrika dumanları kaplamıyor gök yüzünü. Yağmur dindiğinde, sisler kalktığında uzaktan inceden yükselen tandır dumanları. Taze ekmek kokusu, koyun melemeleri. Dingin, akışkan, sakin bir hayat. Güller, çiçekler, taze bahar kokusu. Ve harabe köyler, evler. Yeniden eski zamanlara dalıp gidiyoruz. Sahi neden boş bu köyler, neden yıkık bu evler?

Saddam her şeyi yaktı

Bir Metina köylüsü anlatıyor; “Saddam zamanındaydı. Köylerimiz, evlerimiz bombalandı. Bir kıyım zamanıydı. Ölen ölüyor, kalanlar kaçıp buraları terk ediyordu. Her köyden, her evden feryat figan bir kaçış vardı. İşte şimdi gördüğünüz bu evler bir zamanın hikayesini, acı öyküsünü anlatıyor.”
Metina böyle bir yer. Acının ve sevinci kol kola, Asuri-Süryani ve Kürdün yan yana yaşadığı, eski zaman hikayelerinin kulaklara gizliden çalındığı bir yer.  

Yağmur ve toprak kokusu

Artık yolculuğumuzun sonuna yaklaşıyoruz. Bize rehberlik eden gerilla ile birlikte yeniden bir gerilla noktasındayız. Yağmur hafif hafif çiselemeye başladığından mangaya sığınıyoruz. Yağmur sıklaşıyor ve sertleşiyor. Betondan bir evi yok gerillanın. Bu yüzden sertleşen yağmurun sesi tepemizdeki naylondan çatıya çarpıyor. Bu ses altında oturmak inanılmaz bir mutluluk veriyor insana. Bu manganın kapısı yok. Esen rüzgar toprağın o inanılmaz kokusunu içeri taşıyor ve hoş bir serinlik çarpıyor yüzümüze. Elektriği yok gerillanın. Fanosun içeriyi aydınlattığı o hafif ışık esen rüzgarın etkisiyle dalgalanıyor manganın duvarlarında. O an içerisini mistik bir hava sarıyor. Televizyon yok bu yüzden birbirimizle konuşuyoruz yalnızca. Her bir gerillanın o inanılmaz hikayelerini dinliyoruz.
Gece ilerliyor. Yeniden uyku tulumlarına giriyoruz. Dalıyoruz bir süre sonra ve kendimizi uykunun kollarına bırakıyoruz. Gün doğarken belki başka yollara düşeceğiz. Yeni yerler görüp size yeni öyküler anlatırız belki. BİTTİ

HALİT ERMİŞ