
Ve ne yazık ki, Kürt örneğinde gördüğümüz kuşaklar arası kapsayıcılık, Türkiye ayağında eksik.
Türk devlet otoritaryanizmi 1971 ve 1980 darbesi ile Türkiye’deki sol ayağı kalıcı bir biçimde kırmayı başardı ve kuşaklar arası devamlılığı engelledi.
Türkiye solu 1971 darbesinden potansiyel önderliklerini yitirerek çıksa da, faşizme karşı ciddi bir direniş sergiledi. Ama bu kalıcı bir cephe parti yapılanmasına dönüşemedi. Ve bu onun 12 Eylül faşizmi tarafında ciddi bir biçimde ezilmesine neden oldu.
Ama 1960’larda Kürt ayağında başlayan uyanış ve direniş kesintisiz olarak 1980 sonrasında da devam ettiği gibi, müthiş bir niteliksel ve niceliksel sıçrama da sağladı. Ve bugünlere geldik.
1960 baharında solu parlamentoda TİP temsil ediyordu, bugün ise Kürt halkının desteği ile BDP.
İşte bunun sağlanmasında ve kuşaklar arası süreklilikte Hamit Geylanilerin büyük katkısı oldu.
Onlar aynı zamanda, Türklerin ve Kürtlerin birlikte yaşaması için bir şans da oldular.
1960’larda TİP’e sadece İşçiler ve Kürtler destek vermedi, onun TKP’nin eski geleneğinin de bir yansıması olarak Rum, Ermeni, Yahudi, Alevi ve diğer milliyet ve inanışlardan gelme aydın ve bilinçli emekçileri de candan, heyecanlı kardeşçe desteklerini sundular.
Bugün de BDP içinde Alevi milletvekilleri yanında, Türk kökenli milletvekilleri, Asuri kökenli bir milletvekili de var. Kadın temsiliyeti bakımından da bu parti Türkiye’nin iftihar konusu olmalı. Gelecek seçimde bir Ermeni, Yahudi, Rum milletvekili olmasını da hayal ediyoruz, ve tüm kimlikleri, Arap, Çerkes, Laz, Balkan muhaciri, Mübadil…
Niye olmasın? John Lennon gibi "imagine”/hayal et demek yeterli.
1960’lı yıllarda Türkiye solu bizlere böyle bir armağan sunmuş ve "hayal et” demişti.
30 küsür yıl da Kürt özgürlük hareketi bu geleneği devralarak, bizlere "hayal et” diyor.
Ve aynı zamanda "gerçekleştir” diyor.
Hamit Geylani’nin kitabında, TC’nin başkenti Ankara’da, bu kardeşliklerin nasıl oluştuğunun izlerini de bulacaksınız.
Sadece onun can dostu İlhan Erdost’un 12 Eylül faşizmi tarafından katledilmesinden sonra yazdığı ağıtı okumak yeter.
Tarihin şu diyalektik çelişkisine bakın ki, aynı Ankara, 12 Mart faşizminin yapılanmalarına karşı, 70’li yıllarda, ortak direnişin ilk canlandığı yer olurken, aynı zamanda Kürt özgürlük hareketinin de ilk çimlendiği yer oluyordu.
Büyük Kübalı şair Jose Marti, ABD izlenimlerini "Canavarın Yüreğinde” diye betimlemişti.
O kadim Etyopya ki, Adis Ababa’daki militer faşizmi Eritre’nin gerillaları sonlandırmadı mı?
O Şemdinli ki, seni Muzaffer Erdost ile buluşturdu.
Heey gidi Şemdinli, sen nasıl bir özgürlük ve direniş diyarısın, sen nasıl farklı kültürlerin kucaklaştığı bir yersin! Nehri’ye gitmek, oradaki sarayın yıkıntılarına bakmak, türbeleri ziyaret etmek, Yahudi evlerinin kalıntılarına dokunmak, bir vadi ötedeki Nasturi kilisesinde hacı olmak! Senin sularında yıkanıp arınmak!
Sen, o diyarın çocuğusun Hamit Geylani!
İyi ki varsın!
RAGIP ZARAKOLU