
Kürdistan dağlarında dünya, bölge, Kürdistan siyaseti çok dikkatli takip ediliyor. Türkiye’deki gelişmeler üzerinde ise çok titiz duruluyor. Çünkü PKK hareketinin en fazla siyasal-askeri-toplumsal mücadele yürüttüğü bir zemindir Kuzey Kürdistan ve Türkiye… Bu durumun iyi görülmesi gerekiyor ki, Türkiye’deki siyasal gündemi iyi okuyabilelim. Kuşkusuz Türkiye’nin farklı iç ve dış siyasal-toplumsal dinamikleri var. Ancak PKK dinamiğinin Türkiye’nin iç ve dış dinamiklerini etkileyen-tetikleyen özelliğini de hiç kimse görmezden gelemez. Bunun için Türkiye’nin son 40 yılına damgasını vuran PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’ın 1970’lerde Ankara’daki Devrimci Gençlik hareketini toparlama çabası, sonrasında kendi ideolojik grubunu oluşturması ve 1978’de PKK’yi kurması, 1984’de gerilla mücadelesini başlatması, 1990’larda PKK’nin Kürdistan ve Türkiye’de milyonları bulan toplumsal tabana kavuşması, 1999’da uluslararası komploya karşı direniş, komplo sonrası PKK’deki değişim dönüşümün PKK’yi giderek bölgesel çaplı bir hareket haline getirmesi, 2012’deki Rojava Devrimi, 2014 ve 2015’te Kobanê merkezli görkemli zafer, Şengal-Kerkük-Germiyan hattındaki gerilla öncülüklü direniş PKK’yi uluslararasılaştırdı. Öcalan’ın öngörüleri, stratejik ve taktik ustalığının PKK tarafından yürütülmesinin sonucu olarak görülebilecek bu durum Türkiye’yi de siyasal-toplumsal olarak büyük bir değişime uğratıyor.
İşte Kürdistan dağlarında PKK, KCK ve PAJK’lı yönetici ve gerillalarla günlük yaptığımız bütün sohbetlerde bu tarih bilincine ve güncelliğe büyük bir dikkat çekiliyor. PKK’nin etkili bir küresel ve bölgesel güç/karakter kazanması ile Türkiye’deki siyasal sürece yön vermesi de bu nedenle daha fazla etkili olacak. Türk devleti ise AKP eliyle bu gelişmeyi durdurmak, durduramazsa sınırlandırmak, sınırlandıramazsa provoke ederek PKK’yi şiddet sarmalının içine çekmek istiyor. PKK yetkilileri, bütün organları ve örgütlü yapısı ise AKP’nin bu politikasının farkında. Özcesi, AKP ve kendisini çok bilgiç sanan kurmayları, Ortadoğu kaosunun içinde kendisini halkların özgürlük seçeneği haline getiren PKK hareketini oyalamak/kandırmak istiyor. Ama gerçekler ve gelişmeler ise AKP’nin bu hesaplarının nasıl yanlış sonuçlara yol açacağını göstermeye başladı bile.
Geçtiğimiz gün KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanları Cemil Bayık ve Bese Hozat ile yaptığımız görüşmede de 7 Haziran seçimlerinin bu yönlü önemine dikkat çekilmişti. KCK’li yetkililer AKP ve derin devletin HDP’yi engellemek ve gelişmesini barajlamak için bilindik çabaların dışında yöntemler kullanacağına da dikkat çekmişlerdi. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat’ın dikkat çektiği bir durumu burada yinelemekte fayda var.
Eşbaşkan Bese Hozat, bu provokasyonda Tayyip Erdoğan’ın tutumuna dikkat çekerek, müzakere sürecinin ilerlemediğini şu sözlerle hatırlattı: ‘’Erdoğan İzleme Kurulu’na engel oldu, onun üzerinden hükümet yetkilileri çeşitli açıklamalar yaptılar. İzleme Kurulu tartışılıyordu, isimler de tartışılıyordu, gündemdeydi. Normalde Newroz’dan sonra yürütülen tartışmalar ve ulaşılan konsensüs öyleydi. İzleme Kurulu da Önderliğimizin yanına gidecekti. Fakat Erdoğan’ın o açıklamalarından ve direk tavır almasından sonra izleme kurulu durduruldu ve gönderilmedi.”
Bu sözlerden anlaşılacağı gibi AKP çözüme gelmiyor, müzakereye gelmiyor, samimi yaklaşmıyor, taktik yapıyor, kendi çıkarı temelinde süreci kullanıyor.
Bese Hozat, Öcalan’ın sürece karşı AKP’nin yapabileceği provokasyonlar konusundaki uyarısını da dikkat çekerek şunları belirtti: “Belli ki AKP provokasyonlara, hilelere, komplolara çok başvuracak. Yani HDP’nin baraj altında kalabilmesi için AKP ve Türkiye’deki özel savaş kurumları -şu anda Gladio da devrededir- çok ciddi bir çalışma içerisinde olacaklar. Herkes duyarlı olmalı. Bu konuda bir zayıflıma, gaflet, gevşeme durumu olmamalı. Herkesin oyu çok kıymetli ve değerlidir. O bir gevşeme ve bir gaflet durumuna yol açabiliyor.”
Gerçekten de KCK yetkilileri, Ağrı’daki olaylar çıktığında bunun provokasyon olduğunu, AKP’nin bu provokasyonun merkezinde olduğunu net söyledi. Hatta AKP’nin bu provokasyonla yetinmeyeceğini, sistemli bir şekilde provokasyonlarını sürdürebileceğini belirttiler. Nitekim, KCK ve PKK yetkililerinin 11 Nisan’dan hemen sonra yaptığı bu yorumlar ve ön görüleri fazlasıyla doğru çıktı. AKP, HDP’yi barajın altında tutarak kendi “tekçi-totaliter-Türkiye” projesini hayata geçirmek istiyor. HDP projesinin Türkiye halkında yarattığı olumlu havayı silip, HDP’yi kriminalize etmeyi hedefliyor. Bu hedefini geliştirmek için de önce Kürdistan zemininde askeri çatışma ortamı yaratıp, batı illerinden askerlerin ölümünü sağlayıp, sonrasında Batı kentlerinde HDP’ye ırkçı saldırılar geliştirerek klasik özel savaş politikasından sonuç almak istiyor. KCK-PKK yetkilileri bu oyunun farkında ve bunun boşa çıkarılmayı da büyük ölçüde sağladılar.
KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın bu süreçte Türkiye kamuoyuna verdiği açık mesaj ise hem HDP bileşenleri hem de HDP’ye ilgi duyan kesimler açısından önemli. Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu dönemdeki temel politikasını Cemil Bayık şu sözlerle özetliyor: “Kürt Özgürlük Hareketi, özellikle PKK bu dönemde böylesi eylemlere kesinlikle karşıdır. Böylesi bir dönemde kesinlikle demokrasi güçlerinin, hiçbir gücün, özellikle de PKK’nin bu ortamı tehlikeye atabilecek bir tutuma girmeyeceğini herkesin bilmesi gerekiyor. Çünkü bu seçim demokrasi güçlerinin Türkiye’nin geleceğine ağırlıklarını koyacakları bir seçimdir.”
Yani AKP kurnazlık, provokasyon ve ayak oyunları ile halkı aldatmak yerine kendisini demokratik siyasetin özgürlükçü akışına bırakırsa kendisi için çok daha hayırlı olabilir. Çünkü 2014 yılı boyunca birçok cephede direnen Kobanê zaferi ile büyük bir başarı kazanan Kürt Özgürlük Hareketi’nin kış boyunca bütün olasılıklara göre kendisini hazır tuttuğu bir gerçek. Dolayısı ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 10 maddelik müzakere taslağını makul çözüm olarak geliştirmesi gereken AKP’nin özel savaş oyunlarına alet olarak kendisinden önceki başarısız hükümetlerin yaşadığı sona yaklaştığını iyi görmesi gerekiyor.