
Dağlarda bıraktığım
Uzun yıllar
Uzun yollar
Getirse de uzun ayrılıkları
Uzaklığına sebep yokluğundur
yalnızca Rosiana!’’
(Rosi, Rosia, Rosailda, İsmail Biçen)
İsmail Biçen’de bir çok yazar gibi edebiyat yolculuğuna şiirle başladı. ‘’Rosi, Rosia, Rosailda’’ adlı şiir kitabı 2011’de Cinius yayınlarında çıktı ve ilgiyle karşılandı. Biçen, şimdi de ‘’Dağın Ardı’’(Aram Yayınları) adlı anı-romanı ile karşımıza çıkıyor.
Mezopotamya’da insan hikayeleri
Bu eser edebiyat dünyasına yeni bir soluk getirmek kadar, ‘’unutmak ihanettir’’ düsturundan hareket ediyor ve 22 Nisan 1998’ de Amed eyaletine yayılan ve Cumhuriyet Türkiye’sinin en kapsamlı operasyonunun iç yüzünü yeniden işliyor. Roman bir anda okuru alıyor 1990’ ların ‘düşük yoğunluklu savaş’ının en kızılca kıyamet yerine götürüveriyor. Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan hemen herkesin bir yerine dokunmuş bir savaşın çarpıcı insan hikayelerini konu ediniyor.
‘’Birbirine düşman üniformanın içinde uyuyan çocukların kaderi aynıydı bu gece. Kafalarındaki sorular, içteki huzursuzluk, tedirgin ruhlar hepsi insan olmanın gerçekliğinde yatıyordu o gece. Ölüm kalleş bir sevgili gibi herkesin koynuna girdi gecenin karanlığıyla birlikte… Bildikleri tek şey yarının ölüm kalım günü olacağıydı.’’(S,67)
Tarih mikro hikayelerle birikir. Bu mini dev roman oluşum halinde olan bir tarih kesitini irdeliyor. Dağda ölmenin sevilmek ve üzülmek ikileminin çok ötesinde bir şey olduğunu kitabı okudukça yeniden anlıyoruz.
‘’Komutan helikopter pilotuna seslendi:Şehidimi vuruyorsun! Yaralımı vuruyorsun! Ne yapıyorsunuz siz? Yaralıları kurtarmalıyım.’’(S,76)
Dağda durarak dağı anlatmak
İsmail Biçen, dağda durarak Dağın Ardı’nı anlatıyor. Böylece metinde anlatıcı ile anlatılan birbirine dönüşüyor. Ve dahası giderek okur da bu döngünün içine giriyor ve romanın öznesi, nesnesi haline geliyor. Dağda ölmenin ve öldürmenin kanla yazılan bu kesiti insanın içini paralayan bir söyleme dönüşüyor.
‘’ ‘Bizimle hareket edemez mi, götüremez miyiz?’ diye sordu Kesran. Olumsuz cevap verdiler. Sozdar’ı saklayanlar. ‘yürüyemez heval çok kan kaybediyor’ dediler. Zor bir karar anıydı yutkundu Kesran…’’( S,80)
Katliamın hafızada canlı tutulması
Güvenlik adı altında ‘’Murat operasyonu’nun geride bıraktığı 14 özge canın yitirilmesi değil, aynı zamanda bir insankırım, yıkım ve bir katliam hakikatinin hafızada canlı tutulmasının yalın bir hikayesidir. Tüm yaşananlarda onların kavgası, zaferin burukluğu, yarıda kalmış hayallerin ezikliği ve onların erdemine varamayanlara inat anlatılmış bir dramın resmidir. Ve aynı zamanda, yeni canlara nefes katmak uğruna küçük bedenini ölümsüzlüğe emanet eden aşk zekası Hêlin’in , fedailiğin sembolü ‘’portatif Lêdan’ın ölüme gülüşü, ‘’siz gidin silahımla beni yalnız bırakın’’ diyen Volkan’ın arkadaş bağlılığı ve kadın korumacılığını, erdemini en amansız savaş ortamında bile esirgemeyen nisan gülüşlü Tekoşin’in abideleşen hikayesi…
Mekanı dağ karakterleri dağlı
Dağın Ardı’nın mekanı dağ, eksen karakterleri dağlı. Bu anı-anlatının özneleri ölecek kadar insani, ölmeyecek kadar efsane… Bundan olsa gerektir roman kah lirik, kah epik, kah pastoral anlatı halini alıyor. Bir soru gibi düşündürüyor, bir virgül gibi soluk soluğa koşturuyor, ünlem gibi şaşırtıyor, bir nokta gibi durduruyor. Ve evet bütün iyi yapıtlar gibi durduruyor; susarak sorguluyor savaşı, zulmü… Sade, kadife yumuşaklığında bir söylen, bir epope, kılıç keskinliğinde bir dille savaşın o cehennemi atmosferinde ölümün ağzında duran insanların ölüm karşısındaki rahatlığı, hayat karşısındaki tedirginliğini betimliyor.
Dağın Ardı yüreğinize dokunacak.
MAHMUT ASLAN/A.REZAK GÜLMEZ / BOLU F TİPİ CEZAEVİ