• Toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren politikalar terk edilip adalet ve özgürlük temelinde bir zemin oluşturulmalı. Gençliğini kaybeden bir toplumun, yarınını da kaybedeceği bilinmeli.

SEHER YILDIRIM

Artan işsizlik, yoksulluk ve umutsuzluk ortamında gençlik her geçen gün daha derin bir çıkmaza sürükleniyor. Madde bağımlılığının ve kumar yaşının düşmesi ise bu krizin yapısal ve politik boyutlarını da gözler önüne seriyor.

Sistemlerin en çok korktuğu insan tipi; bilinçli, sorgulayan ve zeki insandır. Çünkü bilinçli birey yönlendirilmez; itiraz eder, hakikat arar. Bu nedenle egemen anlayışlar, gençliğin bilinçlenmesini her zaman bir tehdit olarak görmüştür.

Bugün birçok kentte olduğu gibi Amed'de de gençlik ciddi bir çöküşle karşı karşıyadır. Yaşları 12–13’e kadar düşen çocuklarda madde bağımlılığının yaygınlaşması artık görmezden gelinemeyecek bir gerçekliktir. Bu tabloyu yalnızca bireysel sorunlarla açıklamak mümkün değildir. İşsizlik, yoksulluk, aile içi huzursuzluk, kültür çatışması gibi etkenler bu süreci besliyor. Daha derinde ise sistemsel ve politik nedenler bulunuyor. Gençliğin bilinçlenmesini istemeyen anlayış, onu üretimden, düşünceden ve örgütlü yaşamdan uzaklaştırıyor. Bu bağlamda madde bağımlılığı, aynı zamanda toplumsal çürümenin bir göstergesidir. Bağımlı hale getirilen bir gençlik sorgulamaz. Sorgulamayan bir toplum ise kolay yönetilir.

Ekonomik kriz ve artan işsizlik, özellikle gençleri doğrudan etkiliyor. Üniversite mezunu binlerce genç işsizdir. Ülke bütçesi, ya savaşa ya da yandaşlara harcanarak onları zenginleştirirken, yoksulu kendine bağımlı hale getirip yönetiyor. Böyle işleyen bir sistem gençlerin çelişkilerini derinleştiriyor.

Eğitim sistemi, hakeza böyledir. Karşılarına çıkarılan mülakat ve KPSS sistemleri, liyakatten uzak, adaletsiz ve keyfidir. Gençler emeklerine, bilgi ve birikimlerine göre değil, ilişkilerine ve aidiyetlerine göre değerlendiriliyor. Bu durum, sadece bireysel hayal kırıklığı değil, toplumsal bir adalet krizidir. Bu eşitsizlikler, gençlerin geleceğe olan inancını zayıflatıp umutlarını ve hayallerini yok ediyor. Artan psikolojik sorunlar, depresyon ve intihar vakaları, bu sistemin yarattığı tahribatın sonuçlarıdır.

Toplumun genelinde moral ve motivasyon ciddi biçimde zayıfladı.İnsanlar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda varoluşsal bir sıkışmışlık yaşıyor. Bazı dini ve siyasi düzenlemelerin ise toplumsal adalet ve özgürlükten çok, mevcut iktidarı güçlendirmeye hizmet ettiği yönünde güçlü bir algı oluştu. Bu durum, toplumun devlete ve sisteme olan güvenini daha da sarsıyor.

Genç işsizliğini azaltacak, üretim odaklı ve sürdürülebilir, demokratik ve eşitlikçi istihdam alanları yaratılmalıdır. Eğitim sistemi ezberci değil, İngilizce, Almanca gibi Kürtçe eğitimi de anayasal güvence altına alınmalıdır. Sorgulayan ve özgür bireyler yetiştiren bir yapıya kavuşturulmalıdır. Sosyal adalet ve eşitlik ön planda olmalıdır. Teknoloji çağında yaşıyoruz; medya ve sosyal medyanın gençler üzerindeki baskın etkisi biliniyor. Bu nedenle medya, özünde objektif olmalıdır. Liyakat esaslı, şeffaf ve adil bir işe alım sistemi kurulmalıdır. Madde bağımlılığıyla mücadele, cezalandırıcı değil, önleyici ve rehabilite edici politikalarla ele alınmalıdır. Gençlerin kendini ifade edebileceği sosyal, kültürel ve demokratik alanlar genişletilmelidir.

Toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren politikalar terk edilmeli; adalet ve özgürlük temelinde yeni bir zemin oluşturulmalıdır. Gençlik, bir toplumun geleceğidir. Onu kaybeden bir toplum, sadece bugününü değil, yarınını da kaybeder.