Başbakan çılgınlar gibi herkese saldırıyor. Sesini o kadar yükseltiyor ki herkes şaşırıyor. Başbakan neden bu kadar bağırıyor ve herkesi suçluyor? Siyasetçiler ya sıkıştıkları zaman böyle öfkelenirler ya da herhangi bir suçu örtbas etmek için seslerini yükseltirler.
Başbakan en küçük bir olayı Kürt hareketine karşı kullanıyor. Gençler bir yere bir Molotof mu atmış, gerillalar bir AKP’liyi mi kaçırmış, kıyamet koparıyor. Ancak uçaklarla paramparça edilen, vücut parçaları katır vücudunun parçalarıyla karışan Uludere’nin sorumluları istenince herkesi istismarcılıkla suçluyor. Daha ileri giderek dış güçlerin ajanı olarak değerlendiriyor. Bilindiği gibi bu suçlamalar esas olarak soğuk savaş döneminde yapılırdı. Düne kadar AKP’yi destekleyen kimi yazarlar Uludere nedeniyle hafif de olsa AKP’yi eleştirince en ağır hakarete maruz kaldılar. Tasmalarının dış güçlerin elinde olduğu söylendi. Gazetecilere, yazarlara bu kadar ağır suçlama neden yapılır? Eğer AKP Hükümeti konumunu sağlam görseydi bu kadar ağır suçlama yapılır mıydı? Anlaşılıyor ki sıradan eleştiriler bile AKP’nin cilalarını döküyor. Demagojilerini ve yalanlarını açığa çıkarıyor. Bu nedenle biraz eleştiri yapıldığında kıyamet koparılıyor.
AKP, Uludere (Roboskî) konusunda neden bu kadar öfkeleniyor? Uludere gerçeği açığa çıkarsa AKP’nin Kürtlere karşı kirli savaş yürüttüğü gözler önüne serilecek. AKP’nin orduyla nasıl bir kirli ilişki içinde olduğu görülecek. Bu nedenle Uludere’nin açığa çıkarılmasının istenmesine öfkeleniliyor.
Başbakan kurnazlıkla suçlarını örtmek için BDP’ye yükleniyor. Bir BDP’li milletvekili kaçırılan AKP’li için savaşta bu tür şeyler olur deyince kıyamet koparılıyor. Kendi suçlarını örtmek için bu söze sarılıyor. BDP’liler savaşın durması için, savaşın olumsuzluğu için bu sözleri söylüyorlar, ama kendileri savaşta ısrar ediyor, birçok insanı öldürüyorlar, ama savaşta bunlar olur diyerek hiçbir cinayetin ve katliamın hesabını vermiyorlar.
2006 yılında Başbakan “kadın da olsa çocuk da olsa gereğini yaparız” dedikten sonra birkaç gün içinde iki yaşından on beş yaşına kadar birçok çocuk öldürüldü. Bu cinayetlerin hesabı sorulmadı; çünkü savaşta bu tür şeyler olur, gösteriler bastırılırken bu tür şeyler olur denilerek bu ölümlerin üstü örtüldü. Yahya Menekşe panzer altında ezildi. Aydın Erdem katledildi, ama katilleri ortalıkta geziyor. Bir buçuk yaşındaki Mehmet Uytun’u öldüren gaz bombasının hesabı sorulmadı. Gaz bombasıyla öldürülen Hatice İdin’in katilleri bulunmadı. Gaz bombasıyla öldürülen İbrahim Sevindik, Musa Dağ, Hacı Zengin, Kazım Şeker ve Metin Lokumcu’nun katilleri elini kolunu sallayarak dolaşıyor.
İbrahim Oruç, Yıldırım Ayhan kim vurduya gitti. Ceylan Önkol’ın parçalanması, vücudunu eteklerinde toplayan annesi hala unutulmadı. Batman’da polis kurşunuyla öldürülen anne ve çocuğu unutulmadı. Hakkari’de öldürülen çocuklar var. Sınır boylarında öldürülenler savaş gümbürtüsü altında yaşamlarını yitirdiler. Daha başka yüzlerce olay var. Tüm bunlar AKP’nin Kürt sorununu çözme yerine savaşı sürdürme politikasının kurbanlarıdırlar.
AKP Hükümeti bunların hepsini “savaşta bu tür şeyler olur” diyerek normal görüyor. Tek birinin failleri bulunup cezalandırılmıyor, ama bir BDP’li savaşın kötülüğünü ve durdurulması gerektiğini söylemek için söylediği sözlerin üzerine balıklama atlanıyor. Bu sözü yüksek sesle söyleyerek kendi suçlarını örtmeye çalışıyorlar. Tüm bu suçları da savaşta böyle şeyler olur diye yapıyorlar. Uludere için de savaşta bu tür hatalar ve kazalar olur demiyorlar mı? Bu gerçek ortadayken bir BDP’linin savaşı durduralım anlamında söylediği sözlerini kendi suçlarını örtmek için dillerine dolamak utanmazlık değil de nedir?
Güney Kürdistan’ı bombalayıp çoğu çocuk bir aileyi yok ettiğinde bunu inkar edip PKK’nin üzerine atmak istemediler mi? Halbuki o bombalamayı “sizin yüzünüzden bizi bombalıyorlar” diye halkı PKK’ye karşı kışkırtmak için yapmışlardı. Güney Hükümeti sorduğunda ise bir kaza oldu cevabını vermişlerdi. 2001 yılında uçaklarla Kendakolê köyünü bombalamış, 50 civarında Kürt köylüsünü katletmişti. Tüm bunları yapanlar Kürt sorununu çözüp bu tür olayların son bulmasını sağlayacağına, savaşta bu tür kazalar olur diyerek bu olayları meşrulaştırmışlardır.
AKP Hükümeti de tüm katliamlarını ve cinayetlerini PKK terörü olmazsa savaş olmaz, savaş olmasa da bunlar olmaz diyerek meşrulaştırmıyor mu? Bu vicdansız, ahlaksız zihniyet, her türlü kirli işlerini savaşla izah eden bu zihniyet şimdi de kirli işlerini örtmek için sabah akşam BDP’ye küfrediyor.
Onlarca PKK öldürüldüğünde “çok başarılıyız, kökünü kazıyoruz” diyerek kan içiciliklerini ortaya koyanlar, Kürt sorunu çözülmezse gerillalar teslim olmazlar dediğinde BDP’yi ölüsevicilikle suçluyorlar. On yıldır iktidarda savaşı durdurmak için hiçbir şey yapmayan, hatta eskilerden daha iyi savaşarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edeceğini daha fazla öldürerek tasfiye edeceğini söyleyen bir iktidarın BDP’yi böyle suçlamasına çocuklar bile güler. Kimin ölüsevici olduğu izlenen savaş politikasından ve kullanılan kirli silahlardan belli değil midir? İşte hem suçlu hem güçlü olmak buna denir. Biz sadece sivillerin öldürülmesini belirttik, bunları AKP’nin nasıl yaklaştığını göstermek için ortaya koyduk. Gerillayı ölü ele geçirmek için kullanılan kimyasal silahlar, en son tekniği alarak gerillayı öldürme savaşı yürüttükleri ortadayken kimin ölüsevici olduğu açıktır. Zaten AKP, özellikle Başbakan sürekli kendisinde bulunan çirkinlikleri başkalarına yükleyerek bu çirkinliklerini örtmeye çalışmaktadır. Ne var ki bu sefer bunu başaramadığı için çok öfkeleniyor; bağırıyor ve herkesi suçluyor. Bu ruh hali bile AKP’nin sonun başlangıcı yaşadığını ortaya koymaktadır.
ABD Vietnam’da yenilgiye giderken sürekli daha fazla asker, daha fazla uçak, daha fazla bomba diyerek bu yenilgiden kurtulmaya çalışıyordu. AKP Hükümeti ise daha fazla tutuklama, daha fazla insansız uçak, daha fazla bombalama, daha fazla ölü Kürt, daha fazla ölü gerilla diyerek yenilgiden kurtulmaya çalışıyor. Ne diyelim korkunun ecele faydası yoktur!
Daha fazla öldüren teknikleri seven kim?