Kürt halkı 1970’lerden beri bir arayış içinde. 1980’lerden beri de silahlı mücadele dahil ağır bir direniş sürecini göğüsledi. Olağanüstü baskı ve teröre rağmen bu halk direndi. Yenilmedi, örgütlü ve dinamik yapısını korudu. Bu direniş Türkiye’nin nasıl ırkçı bir temelde kurulduğunu deşifre etti. Dışlanan tüm etnik ve inançsal gurpların gün yüzüne çıkmasını sağladı. Bugünün Türkiyesi artık inkar ve dışlamayı daha fazla sürdüremez.
Devletin ağır imha ve bozma girişimlerine karşı sayın Öcalan önderliğindeki Kürt Özgürlük Hareketi, bugün Kürdistan’ın en büyük kitlesel ve örgütlü gücünü açığa çıkardı. Bu güç sadece Kuzey Kürdistan’la sınırlı değildir. Dört parça Kürdistan da fiilen giderek birleşmeye devam ediyor. Rojava’da çok farklı bir çıkış yaptı. Hiç bir devlet ve güce dayanmadan sadece kendi inisiyatifleriyle ve halkın kendisini yönetmesiyle ayakta kalmaya devam ediyor.
Türkiye’de değişim ne kadar kavranıyor. Hükümet ve düzen partileri ne kadar bunun farkında? Bunlar önemli konular ama asıl olan Türkiye’deki sol ve demokrasi güçleri ne kadar bunu hissedip devrimsel bir coşkuyla sürece katılıyorlar. Asıl olan bu bizce. Önemli bir gelişme var. Konferanslar, toplantılar, bir araya gelmeler eskiye göre daha ileri bir aşamada.
Kürdistan’ın diğer parçalarında da önemli bir gelişme var. Parçalar ve örgütler arası ilişkiler eskiye göre daha iyi ve ileri bir noktada. Halk birbirine giderek yakınlaşıyor. Genel bir halklaşma ve yurtseverleşme bilinci gelişme kaydediyor. Ancak Türkiye’de ve Kürdistan’daki bu gelişmeler yeterli değil ve gelişmeleri tam karşılamıyor.
Bu gelişmlerin öncülüğünü sayın Öcalan yaptı. Çağrıları üzerine Kürt Özgürlük Hareketi ve halkı harekete geçti. Ancak tüm güçler bunun tarihselliğini derinden hissedip harekete geçebilmiş değildir.
Ortadoğu’nun en güçlü ve etkili halklarından birisi Kürt halkıdır. Dış dünyada buna uygun bir temsiliyeti hala sağlayabilmiş değil. Kürdistan’ın en büyük ve etkili hareketi PKK öncülüğünde gelişti. Ama PKK Avrupa ve Amerika tarafından terörist ilan edildi. Resmiyetin ve meşruiyetin dışına atıldı. Bunu aşmak aslında o kadar da zor değildi. Ancak en başta Kürt hareketleri bu haksız suçlama ve dışlamanın karşısında bir blok olarak durmadılar. Bugün bile hala dört parçadaki hareketler biraraya gelip ortak bir strateji oluşturabilmiş ve temsiliyet organı yaratamamışlardır. KDP gibi hareketler artık açıktan karşı çıkmasalar da ulusal kongre ve birliklere hep mesafeli durdular. Bundan da genelde Kürt halkı zarar gördü. Sorun şu veya bu hareketin benimsenip benimsenmemesiyle ilgili değildir. Sonuçta bu halkın geleceği belirleniyor ve etkileniyor.
Bugün eğer dört parçadaki tüm hareketler ulusal bir cephe ve organda birleşmiş olsalardı, dünyada kimse bu halka ve temsilcilerine şu ya da bu yaftayı yapıştıramazlardı. Her yerde hak ettiği temsiliyet düzeyine ulaşırdı. Ne yazık ki onlarca yıldır ağır yıkımlara ve bedellere rağmen direnen bu halkın dünyadaki temsiliyeti hak ettiğinin çok gerisindedir. Artık bu anlaşılmaz tutum ve geriliklere de hızla son verme zamanı gelip geçiyor.
Türkiye’de Kürt sorunu çözülür ve sistem demokratikleşirse bunun etkisi Türkiye’nin içiyle sınırlı kalamaz. Kendi Kürdüne düşmanlığı terk eden bir Türkiye Suriye ve İran’ın Kürdüne artık düşmanlık yapamaz. Bu da Oradoğu’da Kürt halkının kaderini büyük oranda değiştirecektir. Gerçek anlamda Kürdistan’ın özgürleşmesi ve birliğinin sağlanması gerçekleşecektir. Türk yöneticileri buna ne kadar ayak diretseler de bu tarihsel gelişmeyi durduramazlar. Kürtlerle ya sürekli bir savaş içinde olacaklar ya da bir barış ve birlikte yaşama yolunu bulacaklardır.
Şu an sayın Öcalan hem Türkiye’nin önünü açma hem de Kürt halkının örgütlenip birleşmesini sağlamaya öncülük yapmaktadır. Bu tarihsel bir avantaj. Sorun bizlerin bunu doğru anlaması ve ona göre görevlerimizi yerine getirmemizdir. Hem Kürt halkı ve hareketleri olarak Kürdistan’da daha fazla birleşme, örgütlenme hem de Türkiye’deki güçlerle ortak çalışmayı geliştirmemiz gerekiyor. Türkiye demokrasi güçleriyle birlik ve ortak çalışma hayatı önemde bir konudur. Önyargılar ve engeller ne olursa olsun iki halkın barış ve demokrasi güçleri birleşmelidir. Türkiye’yi hükümete ve egemen zihniyete sahip güçlere terk edemeyiz. Bu tarihsel sürece denk bir birlik ve örgütlü güçle müdahale etmek en öncelikli görevler arasındadır. Diğer kaygılar ve önyargılar zarar vermekten başka bir katkı sağlamaz. Her alanda daha fazla çalışma ve örgütlenme gibi taihi bir görevle karşı karşıyayız.
Daha fazla örgütlü olma zamanı