Amara Kültür Merkezi’nde yere serili gazeteler. Gazetelerin altında cansız bedenler. Normalde bir gazetenin işlevi gerçekliğe tanıklık etmektir ama karakola dönmüş dünyanın tımarhanesi olan bu ülkede; cinayetleri, vahşi katliamları örtmek için hem dolaylı hem dolaysız kullanılan kağıt parçalarıdır. Mürekkep yerine kan kullanıyor çoğu. İşte o gazetelerden biri şimdi gencecik bir bedenin üzerinde. Vahşetin fotoğrafına uzun uzun baktım. Gazete yeterince örtememiş, bir el dışarı sızmış. Görünmek istiyor, hakikatin üçüncü sayfalarda kaybolmasına itiraz etmek için öylece dışarı uzanmış. Ayaklarına yakın kısımdaki bir sayfanın üzerinde kalın harflerle yazılmış bir yazı dikkatimi çekti. Böyle durumlarda bu tür ayrıntıların tesadüfi olmadığına inanırım.
Gerçek, bir yandan kendini gösterir, göstermek zorundadır. Hakikat kaybolduğu yerdedir. Mesaj, metindedir. Neyin reklamı, sloganı ve niçin yazıldığı belirsiz olan bu cümle büyük harflerle, net olarak okunuyordu. Şöyle yazılıydı: “Daha iyi bir gelecek için”...
Evet bir katliam ardından kalan ve cansız bedenin üzerine serili gazetede yazılı olan kelimeler bunlar. Gençlerin orada bulunma amacını daha iyi ne özetleyebilirdi?
Tam bu esnada, çığlıklar halen hava boşluğunda asılı iken, Urfa valiliği önünde bir telaş vardı. Bu telaş kameralara anbean yansıyan protokol kavgası idi. Komutan nerede duracaktı? En önemli sorun bu idi kayıtlara geçen. Bakanın yanında mı, arkasında mı? İnsanları katledenler için bile bu kadar tartışma yürütmeyen devlet tebaası, iki metrelik yer için kavgada idi.
Söze gerek bırakılmadan iki farklı gelecek kendiliğinden ortaya çıkıyordu. Bir tarafta hiçbir mazerete sığınmadan tüm benliğimizi, kavgamızı, direnişimizi türlü türlü araçlarla sakatlamaya çalışan, var olmamızı yasaklayan, köleliği yazgımız ve var olmanın ise bir sanallık olduğuna inandırmak isteyen sömürgeci gerçekliği, diğer tarafta sahtelikten lime lime olmuş bir örgütlenmiş ahlaksızlık toplamı devlet ve onun gerçekliği.
Bir Kızılderili türküsü “Baba, dünyanın resmini bedenimin üzerine yapsana” diyor. Dünyanın gördüğü son resim Kobanê ve oradan doğan umut idi. Bu umudu, bu resmi hayallerine nakşetmek, beynine kaydetmek isteyen gençler ancak sınıra kadar yaklaşabildi. Rüzgarın savurduğu esintiyi aldıktan sonra sonsuzluğa göç ettiler. Her biri onlarca anı ile hikaye ile hayal ile...
Ülkeyi yönetenler sadece para çalmaz. Tüm ötekilerin ilk başta çocuklarını çalarlar, onlara göz dikerler. Lice’nin bir köyünden Angola’nın, Salvador’un zindanlarına kadar bu böyledir. Belleğe göz dikerler. Kuruturlar, yetmezse bombalarlar. Çünkü onlara göre hepimizde suç işleme içgüdüsü, potansiyeli var.
Biz savaşı tanıdıkça barışın öğrenileceğine inandık. Bilince çıkarılmış bir barış ile huzur gelebilirdi. Çünkü zafer sürekli acının içinden doğuyordu. Gelecek bize bunu öğretmişti. İstediğiniz kadar filmi geriye sarın. Sürekli daha iyi bir gelecek için yerlerde olan bizlerin fragmanı dönüyor. Mücadele, devrim, isyan! Ne derseniz deyin, hepsinin ortak noktası düşülen yerden daha sağlam kalkmakla ilgilidir. Ateşin gerçekte ne olduğunu ona atlayan son kelebek öğrendi. Bu gerçekliği aramak, giden arkadaşların bıraktığı gelecek ve hakikate sarılmak en temel ödevimiz ve sözümüzdür.
Baş sağlığı ile.