Tayyip Erdoğan iktidarının DAİŞ ile ilişkisi bizlerin malumu. Özellikle Rojava devriminin hız kazandığı 2014’ten itibaren PYD güçleri birçok somut veri ele geçirdi bu konuda. Ayrıca Adana ve Hatay’da yakalanan MİT TIR’ları da Erdoğan iktidarının DAİŞ’e silah yardımı yaptığını kanıtladı. Buna karşılık Erdoğan ve AKP ellerinde bulunan iktidar ve medya gücünü kullanarak kendi açılarından başarılı bir algı yönetimi yürütüyorlar. Öyle ki Rojava’yı işgal planlarını da “DAİŞ’le mücadele” ambalajı ile sunacak kadar aymaz bir algı operasyonu.
Yine de mızrağın çuvala sığmadığı hatta çuvalı yırtmaya başladığı da kesin. Eski Urfa Terörle Mücadele Şube Müdürü Ahmet Sait Yayla’nın ABD’de yayınlanan Insurgeintelligence Dergisi’ne verdiği röportaj, bu anlamda çok dikkat çekici. 2014’te polis müdürlüğünden ayrıldıktan sonra akademisyen olan Yayla, bir dönem Harran Üniversitesi Sosyoloji bölümünde ders veriyor. Bir süre önce ABD’ye yerleşen Yayla, akademik çalışmalarını burada sürdürüyor. Yayla geçtiğimiz hafta ABD Kongresi Temsilciler Meclisi Dışişleri Alt Komitesi’nde 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrası Türkiye konulu bir oturuma uzman olarak katıldı.
Ancak Yayla’nın asıl ilgi alanı DAİŞ. Urfa’da görev yaptığı süre içerisinde Erdoğan iktidarının DAİŞ ile organik ilişkisine uygulayıcı olarak katılan Yayla, Insurgeintelligence’te 16 Eylül’de yayınlanan röportajında bu ilişkileri çok detaylı bir biçimde anlatıyor.
Yayla’nın çok ciddi iddiaları var. Türk Hizbullahı’nın kurucularından Hacı Bayancuk’un oğlu DAİŞ’in Türkiye emiri Abu Hanzala kod adlı Halis Bayancuk’un bizzat Tayyip Erdoğan’ın emri ile korumaya alındığını anlatıyor örneğin. Yayla’nın bu konuda anlattıkları şöyle: “Benim emniyet içindeki kaynaklarım Bayancuk’un 2015 yılında 7/24 bizzat Erdoğan’ın talimatı ile korunduğunu teyid ediyor.”
Yayla’ya göre Erdoğan Selefi, Şii ve siyasal İslam’ın iç içe geçtiği yeni bir Türk devleti kurmak istiyor. Hedefin aslen göründüğü gibi olmadığını da vurgulayan Yayla, şöyle konuşuyor: “Yanlış anlamayın. Erdoğan için siyasal İslam Türkiye’deki kitle desteğini konsolide etmek için çok kullanışlı bir araç. Yani sadece bir araç. Şu an iç muhalefete karşı kullanabileceği bir araç. Özellikle DAİŞ karşısında güçlü bir savaş veren Kürtlere karşı bir araç.” Yayla, Kürt güçleri ile savaşan DAİŞ’e gönderilen ve normal bir havan topundan on kat daha etkili olan likit ham petrolden yapılan “Hell Fireball” bombalarının Konya’da üretildiğini söylüyor. Bu bombaların naklinin DAİŞ tarafından yapıldığını iddia eden Yayla’ya göre, Türk emniyet güçleri nakil sırasında DAİŞ’lilere koruma sağlıyor.
Kürt basınının uzun süredir üzerinde durduğu yaralı DAİŞ’lilerin Urfa’da tedavi edildiği konusunda da çok detaylı bilgi veren Yayla’nın bu konuda anlatımları ise şöyle: “DAİŞ savaşçıları Urfa sınırından geçirilerek Türkiye’deki hastanelere getirildi. Polis şefi olarak Vali tarafından bizzat bana yaralı teröristleri koruma görevi verildi. Sayıları o kadar çoktu ki benim elimdeki polislerin sayısı bu korumayı yapmaya yetmedi. Bu yaralıların arasında El-Bagdadi’nin ABD bombardımanında yaralanan vekili Fadhil Ahmed El Hayali de vardı. Hayali bu bombardımanda bir ayağını kaybetmişti”
“Hakan Fidan Mumcu, Üçok,
Kışlalı cinayetlerinin zanlısı”
90’lı yıllarda Ankara’da polis memuru olarak görev yapan Yayla, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Uğur Mumcu, Bahriye Üçok ve Ahmet Taner Kışlalı suikastlerinde baş şüphelisi olduğunu anlatıyor. Yapılan araştırmaların Türk Hizbullahı’nı işaret ettiğini ifade eden Yayla, söz konusu suikastleri gerçekleştiren Hizbullah hücresinde iki polisin tespit edildiğini ve bunların Hakan Fidan ve daha sonra AKP kurucuları arasında yer alan Faruk Koca olduğunu söylüyor. Bu soruşturmaların ardından Hakan Fidan’ın önce Almanya ardından da ABD’ye kaçtığını söyleyen Yayla, Fidan’ın uzun süre burada sürgün hayatı yaşadığını ifade ediyor. Yayla, Fidan’ın ancak AKP’nin iktidara geldiği 2002’den sonra Türkiye’ye dönebildiğini söylüyor. Yayla, Türkiye’ye döndükten sonra Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) yapan Fidan’ın bu süreçte İnsani Yardım Vakfı (İHH)’yı kullanarak Erdoğan’ın Suriye stratejisinin kılıfını oluşturduğunu iddia ediyor. Bu süreçte “gösterdiği başarı” nedeni ile MİT müsteşarlığına atandığını iddia ettiği Fidan’ın İran istihbaratı ile olan yakınlığına da dikkat çekiyor.
DAİŞ’in sadece Erdoğan iktidarı ile değil, onun bölgesel müttefikleri ile de ticari ilişkileri olduğunu anlatan Yayla, bu konuda Mesud Barzani yönetiminin DAİŞ’le yakın ilişki içinde olduğunu iddia ediyor. Yayla’ya göre, “DAİŞ’in denetimindeki topraklarda çıkarılan petrol tankerlerle Kuzey Irak’a taşınarak buradaki petrolle birleştirilip piyasaya sürülüyor. Bu yüzden Erdoğan ve Barzani çok yakınlar”.
Kitap çalışması için DAİŞ’ten ayrılanlarla görüştüğünü ifade eden Yayla bir görüşmecisinin anlatımlarını ise şöyle aktarıyor, “Görüştüğüm kişi şunu biliyordu ki DAİŞ tankerleri Türkiye ve Kürdistan bölgesinde kontrol noktalarında korunuyorlar durdurulmuyorlar dokunulmazlar. Bugüne kadar tek bir tanker dahi durdurulmamış.”
Bugün ABD’de yaşayan Ahmet Sait Yayla, Türk devleti adına bizzat DAİŞ’e koruma sağladığını anlatıyor. Bir anlamda Kürtlerin konuya ilişkin sözlerinin birer iddia olmaktan çok daha fazlası olduğunu kanıtlıyor. Bu anlatımlara yarın kurulacak uluslararası bir mahkemelerde dönüp bir daha bakılacağı muhakkak.