DAİŞ'i yeniden hareketlendiren güç nedir?

Fehim IŞIK yazdı —

5 Aralık 2021 Pazar - 23:30

  • Birincisi Güney Kürdistan halkının siyasi otoriteye güvensiz olduğunu görüyor.
  • İkincisi, Türkiye ile haşır neşir olan, neredeyse Türkiye'nin bir yönetim birimi gibi davranan hükümet ile siyasi otoritenin içinde bulunduğu açmazın da farkında.
  • Hal böyle olunca ilk adımı Kürtlere saldırarak atmanın daha etkili olacağını hesapladı.

DAİŞ'in Güney Kürdistan'a dönük saldırılarında son haftalarda ciddi bir artış var. Geçtiğimiz birkaç gün içinde gerçekleşen saldırılarda 20'nin üstünde peşmerge ve sivil yaşamını yitirdi.

Mexmur ilçesine düzenlenen saldırıda DAİŞ peşmerge ve sivilleri katlettikten sonra, takviye olarak gelen güce de pusu kurdu. Çokça peşmerge de bu pusuda yaşamını kaybetti.

Saldırılar daha çok Kerkük ve civarında gerçekleşiyor. Kerkük merkeze yakın bazı köyler de hedef alındı. Yine Kerkük kent merkezinde DAİŞ hücrelerinin bulunduğu ve bu hücrelerin yeniden saldırıya geçebileceği de konuşuluyor.

Bunu yapabilirler mi, bir yana. Ama bugün bunu düşünecek noktaya gelmeleri bile önemli. DAİŞ'in Rojava savaşçılarına yenilmesi ve alan hakimiyetini kaybetmesinden sonra yaşananlara bakıldığında, bugünlere ilişkin epey ipucu olduğu görülecektir.

DAİŞ 21 Mart 2019'da Baxoz'da yenildikten sonra Irak ve Suriye'de yer altına çekildi ve kendini yeniden örgütlemeye başladı.

Ağırlıkla, Orta Irak'taki Sünni bölgelerde üslendi. İkinci olarak ise Türk devletinin işgali altındaki bölgeleri kendisi için güvenli bir sığınak olarak seçti.

DAİŞ'in bir biçimiyle kendini yaşatabildiği alanlardan biri olan Rojava Özerk Yönetimi'nin denetimindeki kamplara da bakmak lazım.

DAİŞ'in Orta Irak'taki gelişimi, 2003'ten bu yana Irak'ta bir türlü önü alınamayan 'Sünnisizleştirme' politikasından besleniyor. Bu durum DAİŞ'in kitle tabanını artıran bir etkendir.

Türkiye'nin bu gelişmede rolü büyüktür. Türkiye, tarihsel ilişkilerinin olduğu Türkmenlerin yanı sıra Sünnilere de 2003'ten hemen sonra el attı. Türkmenlerle ilişkiler Ankara üzerinden aleni bir biçimde sürüyordu. Musul Konsolosluğu üzerinden ise Sünni aşiretlerle, Saddam artıklarıyla ilişki geliştirdi.

ENKA gibi MİT tarafından kontrol edilen şirketler aracılığıyla Irak ve Libya'da kullanabileceği yapılanmaları beslemeye, onlara silah ve teçhizat verip eğitmeye başladı. Bu durum, 2011 Suriye krizinden sonra daha görünür biçimde sürdü.

DAİŞ, Baxoz yenilgisinden sonra Irak'taki Sünni toplum içindeki bu olanakları kullanarak kendini yeniden hücreler biçiminde örgütlemeye başladı.

Bu dönemde sanıldığı gibi Türkiye ile ilişkileri de son bulmadı. Çünkü AKP'nin İhvan aklı ile bunlar arasında ciddi bir uyum var.

İhvan aklı ile uyumu en bariz biçimde Rojava'daki işgal bölgelerinde görebiliyoruz.

Suriye Demokratik Güçleri'ne yenilen DAİŞ'in kaçabilen elemanlarının önemli bölümü Orta Irak ile Rojava'daki işgal alanlarına yöneldi.

Türkiye işgal alanlarına yönelenleri kendine bağlı DAİŞ'ten bir farkı olmayan çete grupları içinde barındırmaya başladı. Bunlara ciddi sorumluluklar verdi.

Bir diğer etken de Rojava Özerk Yönetimi'nin denetimindeki kamplardır. Özerk Yönetim nihayetinde ciddi suç işlemiş, emir düzeyindeki DAİŞ'lileri güvenlikli yerlere hapsedebildi. Bunun dışında kalanları ise kamplara yerleştirmek zorunda kaldı.

Bu kamplardaki binlerce DAİŞ'li ile aileleri yeterli önlem alınamadığı için bir yandan kaçıp Türkiye'nin işgali altındaki alanlara yerleşti. Bir yandan da yeterli güvenlik önlemi alınamayan kamplarda kendilerini yeniden örgütleyip atağa geçebilecekleri günleri beklediler.

Türkiye'nin bunlara verdiği destek açıktır. MİT'in bu kamplara ulaşmak için nasıl çaba harcadığı, bu kamplardaki insanları kaçırıp yeniden kullanmak için hangi faaliyetleri yürüttüğü de biliniyor.

Ne yazık ki Rojava Özerk Yönetimi'nin olanakları bu riskin önüne geçmeye yetmedi. Uluslararası güçlerin DAİŞ'lilerin güvenli bir biçimde tutulmasından yargılanmalarına kadar yeterli desteği vermemesi ile Özerk yönetim'in olanaksızlıkları birleşince, bu işten DAİŞ ve Türkiye yararlandı.

DAİŞ, sözünü ettiğimiz bu koşulları kendi lehine kullandı ve halkanın en zayıf boğumundan yeniden saldırıya geçti. Bu kez sürüler halinde değil, daha küçük gruplar halinde saldırıyor.

Güney Kürdistan'ı hedef alması, Kerkük civarından başlaması bu anlamda tesadüfi değil.

Birincisi Güney Kürdistan halkının siyasi otoriteye güvensiz olduğunu görüyor.

İkincisi, Türkiye ile haşır neşir olan, neredeyse Türkiye'nin bir yönetim birimi gibi davranan hükümet ile siyasi otoritenin içinde bulunduğu açmazın da farkında.

Ayrıca Türkiye'nin Güney Kürdistan yönetiminin zora girmesini, böylece Türkiye'ye daha fazla bağımlı kalmasını isteyeceğini de hesap ediyor.

Hal böyle olunca ilk adımı Kürtlere saldırarak atmanın daha etkili olacağını hesapladı.

Peki, çözüm yok mu? Elbet var. Ancak bilmeliyiz ki çözüm için Türkiye, DAİŞ veya destekçileri ne düşünürse düşünsün, esas adım atması gereken Güney Kürdistan'daki siyasi otoritedir.

Özellikle de KDP ve YNK, DAİŞ'in ağzının sulanmasına neden olan bu son saldırıların kendi zaaflarının bir sonucu olduğunu görmeli.

Onlar kendi iktidarlarının selametini halkın esenliğinden daha fazla düşündükçe, kriz büyüyecek ve pusuda olanlar bu krizi değerlendirecektir. Bu kadar basit.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.