
Irak’ın Kürt Cumhurbaşkanı Fuad Masum’un Sözcüsü Xalit Şiwanî, Irak ve Güney Kürdistan’da DAİŞ çetelerine karşı yürütülen savaşın geldiği aşama ile Bağdat ve Hewlêr hükümetlerinin ilişkileri konusunda Rojnews’in sorularını yanıtladı.
Irak genelinde DAİŞ tehlikesi hangi düzeyde?
Güney Kürdistan’da pêşmerge, gerilla ve koalisyon güçlerinin desteğiyle birçok bölge kontrol altına alınmış durumda. DAİŞ tehlikesi önemli oranda aşıldı. Ancak Irak’ta ve özellikle de Anbar ve Bêcî’de tehlike devam ediyor. Tikrit kurtarılsa da, Bêci’nin yüzde 70’i halen DAİŞ çetelerinin elindedir. Bu nedenle Irak hükümeti DAİŞ ile mücadele konusunda Güney Kürdistan ve uluslararası güçlerle daha sıkı bir koordinasyon içerisinde olmalıdır. DAİŞ, sadece Irak ordusu ile yok edilemez. Kürtler başta olmak üzere uluslararası güçlerin de desteğine ihtiyaç vardır.
Musul operasyonu bir türlü gerçekleştirilmiyor, buna engel olan ne?
DAİŞ’in ortadan kaldırılması için uluslararası bir konsensüse ihtiyaç var. Musul konusunda ise iki temel görüş mevcut. Kimilerine göre Anbar ve Ramadi DAİŞ çetelerinden kurtarıldıktan sonra Musul’a yönelmek daha kolay olacaktı. Ancak koalisyon güçlerine bağlı birçok askeri uzmana göre önce Musul kurtarılmalıydı. Ancak bunun yerine ‘önce Anbar’ diyen Irak ordusunun görüşü esas alındı. Bu nedenle Irak ordusu Anbar’ın kurtarılması için operasyon başlattı.
Bilindiği gibi yöredeki birçok Arap aşireti Heşd El Şebî güçlerini istemiyor. Birincisi bu nedenle, ikincisi de arazi yapısı çöl olduğundan mevcut operasyon istenilen başarıyı sağlayamadı.
Stratejik hata yapıldı
Birçok uluslararası güç önce Musul’un kurtarılması gerektiği görüşündedir. Musul kurtarılmadığı sürece DAİŞ tehdidi Irak üzerinde devam edecektir. Bu tehlike Güney Kürdistan üzerinde de sürüyor. Çünkü Güney Kürdistan Musul ile sınırdır.
Her ne kadar Irak ordusu ve pêşmerge güçleri DAİŞ’i önemli oranda sınırlandırmışsa da neticede terörist bir örgütlenmedir ve kilometrelerce uzanan bir alanı kontrol etmektedir.
Bu nedenle önce Anbar değil, Musul kurtarılmalıydı. Bundan dolayıdır ki, Irak genelinde DAİŞ’i temizleme hamlesi yavaş ilerlemektedir.
Musul operasyonuna gerilla güçleri de dahil olmak istese herhangi bir engel söz konusu olur mu?
Irak ordusu gerillanın Şengal’de olduğunu biliyor. Gerilla Kobanê’de de YPG ve koalisyon güçleriyle birlikte ortak bir koordinasyon içerisinde yer alıyor. Bu açıdan gerillanın Musul operasyonuna katılmasında bir engel çıkacağını sanmıyorum. Tam tersine Irak ordusu ve pêşmerge için her destek olumlu karşılanır kanısındayım. Kuşkusuz her gücün katılımı siyasi bir karar temelinde olacaktır. Şayet pêşmergenin operasyona katılması kesinleşirse, doğal olarak gerillanın da katılabileceği anlamına gelir. Ortak hareket edilmelidir.
DAİŞ’e karşı yürütülen savaşta çok sayıda insan mülteci konumuna düştü, bunların çoğu da Sünni kesimler, bu konuda Irak hükümetinin ne tür tedbir ve çabaları var?
Doğrusu istenilen yardım ve destek yok. Bu süreçte en çok mağdur olan Sünni kesimdir. Çünkü birçok bölgeleri DAİŞ’in kontrolü altındadır. Bu nedenle Sünniler çok dağılmış durumda. Sünniler belli bir güç ve örgütlülüğe sahip olmadıkları için Irak ordusu ve pêşmergenin yanında yer alıp kendi bölgelerini DAİŞ’in elinden kurtaramıyor. Sünniler en pasif dönemlerini yaşıyorlar. Maalesef bu pasiflik DAİŞ’e yaradı ve neticede en çok saldırıya uğrayan da bu kesimler oldu.
‘Sünniler de birlik sağlamalı’
Sünniler askeri ve siyasi alanda önemli adımlar atmalı. Örneğin Sünniler arasında halen bir birlik söz konusu değildir. Siyasi bir programları yok. Irak’ta nasıl bir rol üsleneceklerini bilmiyorlar. Sünnilerden bazıları ayrı bir bölge istiyor. Bazıları buna karşıdır. Bazıları Heşd El Şebî güçlerini kabul ediyor, bazıları karşı. Sünniler askeri olarak da ciddi bir güç oluşturamadı. Irak hükümeti de bu konuda yüzeysel yaklaştı. Deyim yerindeyse siyasi bir yaklaşım sergilendi. Çünkü Irak hükümeti Şiilerin karşısında örgütlü Sünni bir güç istemiyor. Bütün bu nedenlerden ötürü Irak, DAİŞ karşısında istenilen düzeyde başarılı olamıyor.
Kürdistan Bölgesi günlük 550 bin varil petrolü Bağdat’a gönderiyor. Buna rağmen Hewlêr bütçesini tam olarak alamıyor, bu konuda yaşanan sorunlar nelerdir?
Irak ile Güney Kürdistan arasındaki sorunlar, iktidar sorunlarıdır. Örneğin Güney Kürdistan ekonomik sorunlardan dolayı kendi inisiyatifiyle daha fazla petrol satmak istiyor. Bu konuda serbest hareket etmek istiyor.
Diğer yandan Irak hükümeti petrol alış ve satışının kendi denetiminde olmasını istiyor. Güney Kürdistan şunun farkında, şayet kendi petrolünü satabilirse ekonomisi çok güçlenecektir. Irak hükümeti de bunu iyi görüyor. Dolayısıyla Güney Kürdistan’ın önemli siyasi kararlar almasını engellemek için petrol satışına izin vermiyor.
Neticede var olan sorunlar anayasal değil, siyasidir. Her iki tarafın anlaşmasına göre Güney Kürdistan hükümeti günde 550 bin varil petrolü Bağdat’a gönderecek. Bunun 300 bini Kerkük, 250 bini ise bölgeye aittir. Buna karşılık Irak hükümeti de yüzde 17 oranında bütçe gönderecek. Kürdistan bölgesi Nisan ayından bu yana belirlenen miktardaki petrolü gönderemedi. Ancak bu son aylarda bunu başarabiliyor. Buna rağmen Irak, istenilen bütçeyi göndermiş değil. Doğrusu Irak hükümeti, imzalanan anlaşmaya göre hareket etmiyor. Güney Kürdistan bölgesi, DAİŞ saldırıları altındadır. Bu, yasal olarak Irak hükümetinin de sorunudur. Dolayısıyla Irak’ın ekonomik olarak bölgeye destek sunması kaçınılmaz olmasına rağmen yardım yapılmıyor. Fakat diğer yandan Heşd El Şebî ve benzeri güçlere gereken destek veriliyor.
Bir de orta alan sorunu var...
Güney Kürdistan ile Irak hükümeti arasındaki bir diğer sorun da Anayasa’nı 140. maddesi kapsamındaki orta alandır. Her ne kadar bu alandaki Kerkük başta olmak üzere birçok şehir ve kasaba askeri olarak Güney Kürdistan hükümetinin kontrolü altında olsa da, buralar resmi olarak halen Irak’a bağlı kabul ediliyor. Ama bundan sonra pêşmerge bu alanları bırakmaz ve başka bir güce de teslim etmez.
Bir yandan Güney Kürdistan ile Bağdat arasında uzlaşma çabaları var, diğer yandan da bağımsızlık çabaları sürüyor, sizce bu bir çelişki değil mi?
Hiç kuşkusuz her Kürt dört parça Kürdistan’ın bağımsızlığını ister. Tüm mücadele de bunun için veriliyor. Ancak bunun için var olan koşulların doğru tahlil edilmesi gerekiyor. Örneğin Güney Kürdistan’da güçlü bir ekonomiye sahip olamadık. Yine bağımsız bir Kürt devletinin önünde daha birçok askeri ve siyasi neden bulunmaktadır. Eğer bağımsız bir ekonomimiz olsaydı, şimdi Irak bütçesinden dolayı bu kadar zorlanmazdık. Askeri olarak da tüm saldırılara göğüs gelebilecek donanımda olmamız gerekiyor. Bunlar sağlanırsa ancak bağımsız bir devletten söz edebiliriz. Siyasi çevreler de fikir birliğinde değiller; bazıları ulusal bir kongre ile böyle bir karara gidilir görüşünde, bazıları da sadece Güney Kürdistan’daki siyasi partilerin ortak kararını yeterli buluyor.
Güney Kürdistan Anayasası gündemde, siz nasıl bir anayasadan yanasınız?
Bana göre daha 2006 yılında yani Irak Anayasası hazırlandığında Güney Kürdistan Anayasası da hazırlanmalıydı. Irak Anayasası’na göre her bölgenin bir anayasası olmalı ve bu merkezi anayasayla uyumlu olmalıdır. Mevcut anayasa taslağı Güney Kürdistan’daki tüm siyasi çevrelerin ortak görüşüyle hazırlanmamıştır. Her anayasa o ülkenin siyasi gerçeğine göre hazırlanır. Tüm toplumsal çevrelerin ortak görüşü temelinde hazırlanır. Bana göre Güney Kürdistan sistemi parlamenter karakterde olmalıdır. Toplumun katılımcılığı için bu önemlidir. Anayasa bölgedeki tüm inanç ve etnik kimliklerin özgürlüklerini kapsamalıdır.
MUSTAFA DELEN/ROJNEWS