Türk devletinin Rojava’ya saldırısının DAİŞ için kaçış planı olduğunu belirten Dr. Margret Johannsen, ”Türkiye’nin saldırısı DAİŞ’in ülke sınırlarından dışarı çıkmasını sağlamayı amaçlıyor.  Yani bir kaçış planıdır. Kaçacaklar ama plansız kaçmayacaklar; tahminen Avrupa’ya, Almanya’ya, Fransa’ya, İtalya’ya gidecekler. Ve kendi amaçlarını bir devlet olarak değil, bir savaş birimi olarak sürdürecekler” dedi.

NİHAL BAYRAM / MAINZ

Hamburg Üniversitesi’nde Barış Araştırma ve Güvenlik Politikası Enstitüsü’nde (Institut für Friedensforschung und Sicherheitspolitik an der Universität Hamburg) araştırma görevlisi olan Dr. Margret Johannsen ile Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal ve sivil halka yönelik saldırılarına ilişkin konuştuk. Amerika’nın geri çekilişi ardından Türkiye’nin sivil halkı da gözden çıkararak saldırdığını belirten Dr. Johannsen, ”Türkiye Kürtlerden kurtulma peşindedir. Erdoğan’ın temel hedefi yerel özerk yönetimi, Rojava yönetimini yok etmektir. Kürtlerin kazanımlarını, başarılarını yerle bir etmektir. Kürtlerin kazanımları bir iğne gibi Erdoğan’ın gözünü batıyor” dedi.

Sivil yerleşim yerlerinin hedef alınmasının saldırının kapsamının görülmesi açısından önemli olduğunun altını çizen Dr. Johannsen, ”Elektrik, su istasyonları gibi temel, yaşamsal alanlar hedef alındı. Sivil halkın yaşam alanı yok edildi. Bunun amacı halkı göçe zorlamaktır. Erdoğan zaten Kürtleri sürgün etmek istediğini, yerleşim alanlarından kovmak istediğini söylemişti. Ki Erdoğan sürgün etmek istediği bu insanları ‘terörist’ olarak görüyor” diye belirtti.

DAİŞ Avrupa’yı tehdit edecek

Türkiye’nin saldırıları esnasında cezaevi ve kamplardaki DAİŞ’liler ve ailelerinin kaçtığını hatırlattığımız Dr. Johannsen, ”DAİŞ yeniden hortlatılıyor” endişesine ilişkin ise şunları söyledi: ”Kürtler tüm halklar, Avrupalılar için en zorunu başardılar, DAİŞ’e karşı savaştılar. Şimdi Türk saldırılarına maruz kalıyorlar. Türkiye’nin saldırısı DAİŞ’in ülke sınırlarından dışarı çıkmasını sağlamayı amaçlıyor. Yani bir kaçış planıdır. Kaçacaklar. Ama plansız kaçmayacaklar, tahminen Avrupa’ya, Almanya’ya, Fransa’ya, İtalya’ya gidecekler. Ve kendi amaçlarını bir devlet olarak değil, bir savaş birimi olarak sürdürecekler. ABD Başkanı Trump’ın başlatmış olduğu bu süreç aslında kendisini pek fazla ilgilendirmiyor. Çünkü tahminen bu DAİŞ elemanları ABD’ye kolay kolay gitmeyecek, Avrupa’yı hedefleyecek. Trump bu yükü taşımayacak.”

Almanya hala silah gönderiyor

Alman hükümetinin Türk devletinin işgali karşısındaki tutumunu eleştiren Dr. Johannsen şöyle konuştu: ”Almanya sıkışmış durumda. Yeni mültecilerin gelmesini istemiyor. Bundan dolayı Erdoğan’a karşı ‘sesli’ bir suskunluk sergiliyor. Hem Almanya hem de Fransa tarafından ‘sesli’ bir suskunluk söz konusu. Kameralar karşısında Türk devletini protesto ettiklerini beyan ediyorlar, fakat bu sadece protesto etmekle sınırlı kalıyor. Çünkü silah ihracatının sonladırılması gerçekleşmiyor. Sözde silah ihracatı durdu. Fakat gerçek şu ki; halen silahlar gönderiliyor. Önceden imzalanmış anlaşmalar çerçevesinden silahlar Almanya Federal Hükümeti tarafından gönderiliyor.”

Türkiye’nin Rojava’ya saldırısı sonucu 400 bine yakın kişi topraklarını terk etmek zorunda kaldı. ”Almanya mültecilerden korkuyor” diyen Dr. Johannsen, ”Bu savaştan kaçan insanlar nereye gidecekler? Bu insanlar ikinci bir mülteci akımı olarak Avrupa’ya geçmeyecek mi? Yani Avrupa’nın istemediği mülteciler kaçıp Avrupa’ya sığınmayacaklar mı? Bunu hesap etmediler.”

Kimyasal savaş suçudur

Kimyasal silah kullanımına ilişkin iddiaların ciddi olduğu ve araştırılması gerektiğini kaydeden Dr. Johannsen, ”Eğer kimyasal silahlar kullanılıyor ise bu bir savaş suçudur” dedi. Türkiye’nin amacının Kürtleri yerlerinden etmek, sürgün etmek istediğinin altını çizen Dr. Johannsen, ”Kürtleri ‘terörist’ olarak göstermektir. Bu da Türkiye’nin argümanıdır, Türkiye’ye göre ‘teröristlere’ saldırmak savaş suçu değildir. Bu Uluslararası Mahkeme’de gündeme gelmelidir” diye belirtti.

Bölgede yaşanan savaşta Erdoğan’ın yanı sıra dünya güçlerinin de sorumluluğu olduğunu ifade eden Dr. Johannsen, ”Erdoğan’ı frenlemek için uzun yıllar tartışılan AB üyeliği artık Erdoğan’ı pek ilgilendirmiyor. Kendisi daha çok Arap ülkelerine doğru yol almakta. Yani AB üyeliğinden vazgeçti. Kendisine karşı bu konuda baskı uygulamak da artık mümkün değil” açıklamasında bulundu.

Alman kamuoyu daha fazla bilgilendirilmeli

Kürtlerin Alman halkının daha fazla desteğini kazanması için Alman kamuoyunu bilgilendirmesinin önemine vurgu yapan Dr. Johannsen, ”Etkinlikler düzenlenmeli, imza kampanyaları hazırlanmalı, Alman halkının orada neler yaşandığını anlamaları için bir zemin oluşturulmalı. Kürtler bu konuda yeterli değil” dedi. Alman halkının da Türkiye’ye karşı protesto etkinlikleri düzenlediğini hatırlatan Dr. Johannsen, ”Ancak Kürt-Türk çatışması Almanya’ya taşınırsa bu desteği azaltabilir” uyarısında bulundu.

Kimdir?

Doktora tezini Avrupa’daki Amerikan Nükleer Silahları üzerine yazan, Ortadoğu’daki askeri dinamikler ve Filistin çatışması üzerine uzmanlığı bulunan Dr. Margret Johannsen, 1987’den 1997’ye kadar Barış Araştırma ve Güvenlik Politikası Enstitüsü’nde ”Barış Eğitimi Hizmetini” tasarladı. 1997’den itibaren de Enstitü’de öğretim görevlisi olarak yer almakta. Hamburg Üniversitesi’nde ”Barış ve Güvenlik Çalışmaları Yüksek Lisansı” dersini vermekte.

 
 

Milletvekili Hansel: BM kimyasalı incelemeli

 

PERVİN YERLİKAYA / STUTTGART

   

Almanya Federal Parlementosu Die Linke Milletvekili Heike Hansel da Türk devletinin işgal saldırısına tepki göstererek, Almanya’nın isterse bu savaşı durdurabileceğini, silah satışını durdurarak dahi bu savaşın önünü alabileceğini vurguladı.

Türk devletinin Rojava’ya yönelik saldırılarını ”canice” olarak tanımlayan Die Linke Milletvekili Heike Hansel, “Bu askeri girişimin canice ve uluslararası hukuka uymayan bir savaş olduğunu düşünüyorum. Erdoğan’nın durması ve işgal bölgesi elde etmemesi için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız” dedi. Sivillerin ve gazetecilerin bilerek ve hedeflenerek vurulduğunu ifade eden Hansel, tüm bunların savaş yasalarına aykırı olduğunu belirtti.

Avrupa solu bir araya gelmeli

Die Linke Milletvekili Heike Hansel devamla şunları belirtti: “Kimyasal silahların kullanımı da savaş kanunlarına aykırı bir durumdur. Gerçekten kimyasal silahlar kulanılmışsa -ki böyle bir iddia var- bu kesinlikle BM konvansiyonlarına aykırı. Bu nedenle BM’nin bir inceleme yapması gerekiyor. Tüm Avrupa solu bir araya gelip Avrupa Parlamentosu’nda araştırma talebinde bulunmalı. Ayrıca şunu da bilmeliyiz ki Erdoğan yıllardır Almanya’nın yardımıyla silahlanıyor. Türkiye yıllardır Alman devletinin silah sattığı ülkeler arasında en başta olanı. Alman Leopar panzerleriyle Kürtler öldürülüyor. Rojava’da, Efrîn’de yaşananları gördük. Alman devleti isterse bu savaşı sonlandırabilir. Sadece silah ve para yardımına son vererek bile bunu yapabilir.”

 
 

Almanya şantaja boyun eğiyor

FADIL DONMA / HANNOVER

Türk devletinin Rojava’yı işgal girişimine karşı Alman aktivist, siyasetçi ve sendika üyelerinin tepkileri devam ediyor. Hannover’de gerçekleştirilen protesto eylemine katılan aktivistler, özellikle Alman devletinin ‘en iyi müşterisi’ olan Türkiye’ye silah ihracatını bir an önce durdurması gerektiğine dikkat çekti.

Verdi sendika üyesi Andrea Mediko:

 

Türkiye’nin Rojava’ya yönelik saldırılarına şiddetle karşıyım. Rojava’da inşa edilen yaşamın yok edilmeye çalışılması korkunç. Ordaki insanlar DAİŞ’e karşı savaştı ve Avrupa’yı çok büyük bir zarardan kurtardı. Rojava’da insanlar özgürce ve barışçıl yaşamak istiyor. Böyle bir yaşamın yıkılmaya çalışılması ve herkesin bunu izlemesi iğrençtir, akıl almaz bir durumdur. Bu saldırısı devletlerin onayıyla gerçekleşti. Herkesin parmağı var, bu nedenle suskun kalıyorlar. ABD askerlerini çekti ve saldırıları destekledi. Yine Almanya’nın yıllardır Türkiye’ye silah satmasını eleştiriyoruz, kınıyoruz. Türkiye’nin Kürdistan’da neler yaptığını çok iyi biliyoruz ve bunu Alman silahlarıyla da yaptığını biliyoruz. En son Leopard 2 panzerlerle Efrîn’i yerle bir ettiler ve işgal ettiler. Ama maalesef Almanya ve Avrupa devletleri bugüne kadar tepki göstermedi ve Türk devletine ambargo uygulamadı. Alman devletinin politikaları berbat, çünkü mülteci anlaşmasında şantaj edilen konuma düştü. Bu nedenle Alman hükümetinden beklentilerim çok az.

Arno-Jermaine Laffin:

 

Bir enternasyonalist olarak Rojava için eylem yapmayı çok önemli buluyorum. Bu dava sadece Kürtlerin davası değildir, bu bir siyasi meselesidir. Avrupa devletleri kameralar karşısında insan haklarından bahsediyor, fakat yaptıkları ise bambaşka. Bu nedenle Alman devletinin yaptıklarını doğru bulmuyorum ve bu nedenle sokaktayım. Rojava ile dayanışma sadece halklar arasında olabilir, devletler arasında değil. Silah satışında Almanya’nın en iyi müşterisi Türkiye’dir. Bunu protesto ediyoruz. Rojava için daha fazla sokaklarda yürümeliyiz, medya orayı yazmalı. Bazıları ‘protesto yetmez’ diyor. O zaman fabrikaların önünde eylem gerçekleştirmeli, Alman devletinin tavrını değiştirecek yöntemler geliştirmeliyiz. Rojava’nın son 7 yılda edindiği tecrübe ve bilinç var, bunu onlardan kimse alamaz. 40 yıldır da Kürt Özgürlük Hareketi’ni yok etmeye çalıştılar ama bu hareket büyüdü, güçlendi. İşte bu yüzden ben direnişin zaferine inanıyorum.

Ekonomik yaptırımlar olmalı

Bastian Ströber:

   

Türk devletinin yasadışı saldırıları nedeniyle ben de yürüyüşlerde yerimi alıyorum. Bu saldırının hedefi Rojava’da Kürtleri imha etmektir. Orada oluşan ideal barış, eşitlik ve özgürlük ortamını yok etmek istiyorlar. Erdoğan Osmanlı imparatorluğunun hayallerini gerçekleştirmek istiyor.  Türkiye’ye ambargo uygulanmalı. Ekonomik yaptırımlar ve silah ambargosu uygulanmalı. Alman devleti eli kolu bağlı hiçbir şey yapmıyor. Bu nedenle sokağa çıkmalı ve sesimizi yükseltmeliyiz.

Sadece söz değil pratik bekliyoruz

Marie Korn:

   

Türk devletinin Rojava’ya yönelik düzenlediği işgal ve soykırım saldırılarını ilk günden beri Hannover’de düzenlenen eylemlere katılarak protesto ediyorum. Aslında bizler daha çok şey yapmak istiyoruz, henüz bütün enerjimizi kullanmadık. Federal Almanya’dan sadece konuşma değil, pratikte adımlar bekliyoruz. Maalesef Kürtler uzun zamandır zulüm altındadır, yurtlarından uzaklaştırıldılar. Bu insanları ben burada iyi tanıyorum. Burada da barış için mücadele ediyorlar. Beni üzen şey demokratik olduğunu söyleyen bir ülkede yaşıyoruz, sokaklara dökülüyoruz ama yine de yetmiyor, hükümetler harekete geçmiyor. Hükümet, halkın rahatsızlığına, duygularına bakmıyor ve kendini sorumlu görmüyor. Örneğin devlet kanalı ‘Tagesschau’yu açıyorum, kaç kişi eyleme katıldı ve hangi şehirler eylemdeydi, ne yazık ki bunu göremiyorum. Ve artık sadece Kürtler sokaklarda değil, diğer toplumlar da dayanışma içerisinde. Ama maalesef Alman basını bu gerçeği ihmal ediyor.

 
 

Rojava’ya gidiyoruz

YEKO ARDIL / POSTDAM

   

Brandenburg Eyaleti Parlamentosu Die Linke (Sol Parti) Milletvekili Andreas Büttner ile Sol Parti Brandenburg Eşbaşkanı Anja Mayer, Türk devletinin soykırımını yerinde görmek için Rojava’ya gidiyor.

Brandenburg Sol Parti, Rojava ile dayanışma ve Türk devletinin işgalini protesto etmek amacıyla önceki gün parti merkezleri önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Sol Parti yetkilileri ”Türk devletinin katliamlarını yerinde görmek, halklarımızın yaralarına ortak olmak ve elele vermek için Rojava’ya gidiyoruz” açıklamasında bulundu. Sol Parti Brandenburg Eşbaşkanı Anja Mayer, ”Kürt halkının devasa acıları sürerken ve yarınları belirsizken oturup beklemek ya da sadece açıklamalar ile yetinmeyi doğru bulmuyoruz. Pratik olarak Kürt halkının yanında olduğumuzu ve işgalci Türk devletinin karşısında olduğumuzu göstermemiz gerekiyor bu nedenle etkinliklerle dayanışmamızı gösteriyoruz. Bir delegasyon ile Rojava’ya Türk devletinin insanlığa karşı suçlarını yerinde görmek ve Kürt halkının yaralarına ortak olmak için gidiyoruz” dedi.

Soçi’den işgal onayı çıktı

Milletvekili Andreas Büttner ise Türk devletinin 9 Ekim’de başlayan ve hala devam eden saldırılarını kınayarak, ”Soçi dedikleri zirveden Kürt halkının topraklarının işgalinin onaylanması kararı çıktı. Bunu insanlık vicdanı ve bölge halkları kabul etmez. Kürt halkı kendi kaderini kendisi belirlemelidir” diye konuştu. ”Sivil katliam ve kimyasal silahlarla katledilen insanlardan bahsetmiyorlar” diyerek tepkisini dile getiren Milletvekili Büttner konuşmasına şöyle devam etti: ”Kendilerince ‘büyük bir iş başarmışlar’ ama 200 bin insan yerinden olmuş, yüzlerce insan öldürülmüş ve de Kürtlerin toprakları işgal edilmiş, bunlardan da bahsetmiyorlar. Ama biz sonuna kadar Kürt halkının yanında olacağız. Türkiye bir an evvel NATO’dan atılmalı ve başta Erdogan olmak üzere bu katliamlarda rolü olan tüm Türk yöneticiler uluslararası mahkemelerde yargılanmalıdır.” Milletvekili Büttner ”Rojava asla yalnız değildir, Kürt halkı yalnız değildir” diyerek, herkesi daha fazla duyarlı olmaya davet etti.