Putin’in aslen Erdoğan ailesini kast ederek, “Türk’ler DAİŞ’le petrol işi yapıyor” açıklaması, olmayacak birçok çevreyi bu “milli davada” kenetledi. Erdoğan kendine yakışır kahve üslubuyla Putin’i koltuğuna iddiaya davet etti. Bu beklenebilir bir sonuç. Ancak uzun zamandır AKP’ye “muhalif” Doğan Grubu medyası Rusya’yı bir bütün yalancı ilan etti. Yetinmeyip Erdoğan ve Davutoğlu’nun tam destek arkasında yerini alarak aleni şer ittifakını tamamladı.
Başta Salih Müslim olmak üzere çeşitli düzeyde PYD yöneticileri, AKP iktidarının DAİŞ’le özel bir ilişkisi-işbirliği hatta bu örgüte açık desteği olduğunu ısrarla ifade ediyor. Erdem Gül ve Can Dündar bu ilişkinin somut kanıtlarını ortaya çıkarıp yayınladıkları için hapisteler.
Gerçi bu Erdoğan ailesinin petrol işi ile ilk ilintilendirilmesi değil. Ne gariptir kısa bir süre önce yine Doğan Grubu’ndan Hürriyet Gazetesi Washington temsilcisi Tolga Tanış “Potus ve Beyefendi” isimli kitabında Erdoğan ailesinin petrol ticareti ile ilişkisini mercek altına aldı. Tanış’ın kitabında Erdoğan ailesinin Güney Kürdistan yönetimi ile ortak petrol işi ele alınıyor. Kitaba göre, bu ticarette Erdoğan ailesini damat Berat Albayrak temsil ediyor. Tanış, Çalık Grubu’na ait olduğunu ortaya koyduğu Powertrans şirketinin Erdoğan hükümetinden aldığı imtiyazla Güney Kürdistan petrolünü taşıma işini ortaya çıkarıyor. Kitap, doğal olarak merkeze dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’ı ve damadı Çalık Holding CEO’su Berat Albayrak’ı koyuyor. Konu yargıya da intikal etmiş. Kitap nedeni ile Tanış hakkında açılmış davalar var.
Rusya’nın son açıklamaları tuz biber oldu bu yüzden. Erdoğan’da da ciddi bir rahatsızlık yarattı. Ancak, kısa bir süre önce bir grup AKP’li tarafından evinin önünde dövülen Hürriyet’ten Ahmet Hakan ile onunla aynı grubun bir başka gazetesi Radikal’den Ezgi Başaran’ın da Erdoğan’ın yanında yer alması dikkat çekici. İki “gazeteci” hem de ne tesadüf aynı gün canhıraş bir çabayla Rusya’nın Erdoğan ailesinin DAİŞ ile petrol işi yaptığı “yalanını” deşifre etmek için kolları sıvadılar. Ama biz bu yazıları irdelemeden önce kısa bir süre öncesine giderek bir hatırlatma yapalım.
İngiliz The Guardian Gazetesi’nde 24 Kasım tarihinde Martin Chulov imzalı, “Vladimir Putin Türkiye’ye ‘teröristlerin suç ortağı’ demekte haklı mı?” başlıklı bir yazı yayımlandı. Yazı 25 Kasım’da Dünya Çeviri Grubu’ndan Serap Güneş tarafından çevrildi. Türk basını da bu yazıdan o çeviri üzerinden haberdar oldu. Yazının ilgili bölümü şöyle:
“Türk işadamları IŞİD’li petrol kaçakçıları ile kârlı işler yaptılar ve terörist grubun kasalarına haftada en az 10 milyon dolar eklediler. Türkiye böylelikle IŞİD’in birinci müşterisi olma rolünü Suriye rejiminin elinden alıyordu. Geçtiğimiz iki yılda sayısız üst düzey IŞİD üyesi Guardian’a, Türkiye’nin karşılarına çıkmamayı tercih ettiğini ve onlarla doğrudan mücadeleye nadiren girdiğini söylemişti.
İstihbarat çevrelerinde, bu bağlantıların “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığı etrafında şekillendiğine ve artık bir çıkar ittifakı denilip geçilemeyeceğine dair endişeler büyümeye devam etti. Bu korkular, bu yıl Mayıs ayında ABD özel kuvvetleri doğu Suriye’ye bir operasyon düzenleyip petrol ticaretinden sorumlu IŞİD yetkilisi Ebu Seyyaf’ı öldürdüğünde büyüdü.
Seyyaf’ın kaldığı yerdeki bir zulada, üst düzey IŞİD yetkilileri ile bazı Türk yetkililer arasındaki ilişkilerin ayrıntılarını içeren sabit sürücüler bulundu. Washington ve Londra’ya, bulunanların “ivedi politik sonuçları” olduğuna dair mektuplar gitti.
Kısa bir süre sonra, Türkiye, neredeyse 40 yıla yakın bir zamandır her iki taraf için de harap edici olan bir savaş yürüttüğü Kürt ayrılıkçı grup PKK’ye karşı yeni bir cephe açtı. Bunun karşılığında, ABD’nin İncirlik hava üssünü IŞİD’e karşı operasyonlarda kullanmasına izin veriyor ve kendisinin de operasyonlara katılacağını vaat ediyordu. Fakat o tarihten bugüne, Türk jetleri, füzelerini neredeyse tamamen kendi sınırları içindeki ve PKK’nin askeri müttefiki olan YPG’nin, ABD savaş jetlerinin desteği altında IŞİD’e karşı tek etkili savaş gücünü teşkil ettiği Suriye’deki PKK hedeflerine yönlendirdi.”
Görüldüğü gibi Putin’in sözünü ettiği ilişkiler önceden uluslararası basında yer almış ve muhatapları tarafından yalanlanmamış bilgiler.
Gelin görün ki, Radikal Gazetesi’nden Ezgi Başaran, 4 Aralık tarihli “Rus savunma bakanlığı saçmalıyor ama…” başlıklı yazısında yukarıda kullandığımız alıntıyı da kullanmakla beraber şöyle diyor:
“Rus jetinin düşürülmesinin ardından Putin faturayı ‘IŞİD petrolü ve Türkiye ilişkileri’ üzerinden kesmeye karar verdi. Rus gizli servisiyle ilintili işadamlarının IŞİD’den aldığı petrolü Esad rejimine sattığı, Putin’in bunları elbette çok iyi bildiğini biliyoruz. Ayrıca… Madem ki terörizmi engellemek, IŞİD’in gelir kaynağını kesmekti amacın, niye Rus jeti düşürülene kadar bekledin eyyy Putin… De denebilir. Bu sözleri Rusya’yı ve Putin’i bir iç muhalefet malzemesi olarak kucaklayanlara da söylüyorum. Öyle saçma şey olmaz... ABD’nin Rusya’nın iddialarıyla ilgili tanımlaması da, Davutoğlu’nun ‘Sovyet propagandası’ yakıştırması da yerinde.”
Yazısının “ama” bölümünde Martin Chulov’ın yukarda yer verdiğimiz alıntısını kullanan Başaran, bu iddialara ilişkin, “IŞİD petrolü, işadamları meselesi bir Pandora kutusuydu. Dünyanın en tehlikeli silahlı grubunun nasıl ayakta kaldığını, daha doğrusu savaşların nasıl sürdüğünü görmek için bu kutunun açılması iyi oldu. Bu süreçte ortaya saçılacak tüm bilgileri dikkatle irdelemeliyiz” demekle yetiniyor. Daha ne saçılsın Chulov açıkça Türk işadamlarının bu işin içinde olduğunu söylüyor. Başara’nın Erdoğan’a öykünerek “Eyyy Putin” diye seslendiği Rusya’da aynısını söylüyor. Başaran köylü kurnazlığıyla bir yandan iktidarı ve bağlı olduğu grubu kollarken Chulov’dan yaptığı alıntıyla küçük hesaplı gazeteciliğinde görev savıyor.
Yine aynı gün bu sefer Hürriyet’ten Ahmet Hakan -ki onun gözü daha kara- (4 Aralık 2015) köşesinde Ezgi Başaran’ı “atlatarak” gazeteciliğini konuşturuyor. İddialarına hiç bir kanıt sunma ihtiyacı duymayan Başaran’a inat “sağlam” kanıtlarla çıkıyor ortaya Hakan.
Şöyle diyor: “Geçen gün bir tiyatro çevirdi Rus generaller. Ortaya attıkları iddialar, tamamen sallamadan ibaretti. Sallamayı kanıtlamak için tek bir örnek bile yeterli. Rus generaller, o açıklamada IŞİD petrolünün, Batman’daki TÜPRAŞ tesislerine aktarıldığını iddia ettiler. İyi ama TÜPRAŞ kimin? (ve baklayı çıkarıyor Hakan) Koç’un. Yani bu asık suratlı Rus generallerine inanacak olursak. Koç Grubu’nun IŞİD’den petrol aldığına inanmış olacağız. Bu tür durumlarda bizim buralarda “Hadi len oradan, yürü git” derler adama.”
Görüyor musunuz Hakan’ı. TÜPRAŞ’ın Koç Grubu’na ait olması kanıtı ile Putin bir yana koca The Guardian’ı çırak çıkardı gazetecilikte. Doğan Grubu’nun Koç Grubu’na yakınlığı dikkate alındığında yavuz hırsızlığa soyunan Hakan’ın Koç Grubu’ndan bir açıklama gelmeden patronajı için kendini ortaya atışına elbette bir taktir ister. Ne var ki, Hakan’ın bu hatırlatması Erdoğan ve çevresini bu işte aklamayacağı gibi bu işte Koç Grubu ile ortak olmaları olasılığını güçlendirir. Bu nedenle, TÜPRAŞ’ın Koç Grubu’nun olmasının DAİŞ ile Türkler’in petrol ticareti yapmayacaklarının kanıtı olarak ortaya sürmesine gerçekten “Hadi len oradan, yürü git” derler.
https://dunyadanceviri.wordpress.com/2015/11/25/vladimir-putin-turkiyeye-teroristlerin-suc-ortagi-demekte-hakli-mi-martin-chulov-guardian/”