Kuzey-Doğu Suriye’de DAİŞ’a karşı yürütülen askeri mücadelenin sonuna gelindikçe siyasi çözüm kendini daha güçlü dayatmaya başlıyor. Ancak görülen o ki ne uluslararası güçler, ne bölgesel aktörler ne de Suriye rejimi çözüme pek hazır ve istekli görünmüyor.

Muhtemelen 15 Şubat’ta veya en geç Newroz arifesinde DAİŞ askeri olarak Suriye’de bitirilmiş olacak. Halkların üzerine bir karabasan gibi çöken dünyanın en büyük belasının, yine halkların öz gücü ve örgütlülüğüne dayalı bertaraf edilmesi, halklar için yeni bir başlangıç ve tarihi anlam yüklenmiş yepyeni bir Newroz, gerçek bir bayram demektir.

Kuşkusuz bu durum, başta Erdoğan/AKP olmak üzere, halkların özgürlüğüne ipotek koyan, iradesini yok sayan iktidarcı tüm yapılar için bir kâbusa dönüşüyor. Uluslararası ve bölgesel güçlerin, arzu etmedikleri bu duruma karşı kıyasıya pazarlıkları sürüyor.

İran’a odaklanmak isteyen ABD, ne Kürtleri ne de TC’yi karşısına almak, kaybetmek istemiyor. İkisini de kendi çizgisine hizmet eder şekilde uzlaştırmak için formül arıyor. Bunun için özgürlük çizgisinde ısrarlı olan Kürtler yerine kendisine tümden bağımlı, işbirlikçi bir Kürt oluşumu üzerinde çalışıyor. Kuzey Suriye halklarını kendine bağımlı kılmak için de TC’nin işgal tehdidini Demokles’in kılıcı gibi sallandırıyor. ABD’nin Rusya ile üzerinde mutabık oldukları 32 km.lik “güvenli bölge” ve buranın jandarmalığının TC’ye verilmiş olması, yine ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü tarafından yayınlanan 2019 Dünya Çapında Tehdit Değerlendirme Raporu’nda YPG’nin “PKK’nin Suriye kolu” olarak kaleme alınmış olması, ABD’nin gelecekteki yaklaşımına ilişkin önemli ipuçları veriyor.    

ABD’nin İran’a karşı sahada başarılı olması büyük oranda askeri gücü ispatlanmış Kürtleri kendi yanına çekmesiyle mümkün olacağından TC’nin bu güce yönelik tehditlerini de şimdilik geçiştirmeye çalışıyor. İran’a karşı tutum almakta isteksiz davranan TC’yi de yine Kürt kartı ile hizaya getirmek istiyor.

Rusya da ABD’ye benzer bir yaklaşımla ne Kürtleri ne TC’yi kendinden uzaklaştıracak bir tutuma girmek istemiyor.

Ancak her iki uluslararası gücün, bölgesel aktörler olan İran ile TC’nin sahadaki etkinliğini azaltacak arayışlar içinde olduğu da gözlerden kaçmıyor. Rusya’nın gündeme getirdiği Adana Mutabakatı özünde TC’ye “Suriye rejimini tanı ve Suriye topraklarından çık” demektir. İdlib’in Ruslar tarafından her geçen gün daha fazla gündeme gelmesi de bunu ifade etmektedir.

Esad rejiminin askeri olarak devrilmesi planlarının başarısızlığa uğradığı ve 2021 yılına kadar rejimin iktidarda kalacağı anlaşılıyor. Arap ülkelerinin peş peşe Şam’da elçilik açma yarışı ve ilişkilerini normalleştirme çabaları da bu çerçevede değerlendirilmeli.

Mevcut durumda Kürt düşmanlığı temelindeki politikaları Suriye’de başarısızlığa uğrayan TC’nin günden güne daha da zayıflaması ve gerilemesi kaçınılmaz görünüyor. Leyla Güven’in öncülük ettiği açlık grevi ve direniş dalgası da Erdoğan faşizmini temellerinden sarsıyor.

31 Mart yerel seçimleri öncesi mevcut sıkışmışlığını gidermek ve Kürtlerin kazanımlarını engellemek için TC, 5 Şubat’ta ABD’li heyetle görüşecek, ardından 14 Şubat’ta da Moskova’da Rusya ve İran’la oturacak.

Tam da böylesi süreçte, Kobanê’nin özgürlüğüne kavuşmasının yıldönümünde KDP’ye rağmen Güney Kürdistan’da TC’nin MİT ve askeri yapılanmalarına karşı gelişen Şêladizê serhildanı, işgalcilerin ve işbirlikçilerinin suratına bir tokat gibi indi. Bu, Kuzey-Doğu Suriye’yi işgale hazırlanan TC’ye karşı geliştirilmesi gereken duruşa büyük bir somutluk kazandırdı, halka muazzam moral verdi.    

ABD’nin geri çekilme kararı ve Kürtlerin siyasi çözüm için rejimle diyalog geliştirme hamlesinden sonra sahada durumların karışık olduğu, her gücün yeni hesaplar ve planlamalarla alanda gücünü korumaya çalıştığı görülüyor.

Astana üçlüsü arasında ciddi çelişkiler beliriyor. İran ve Rusya’ya bağlı milis güçler Suriye’nin çeşitli yerlerinde günlük olarak silahlı çatışmaya giriyor. Rusya Cisr Eş-Şixur alanına karşılık Til Rifat’ı TC’ye bırakma pazarlığı yapıyor, bununla Kürtlere gözdağı veriyor. Nubil-Zehra bölgesinin tehlikeye girmesi İran’ı endişelendiriyor. İran Til Rifat alanına takviye güçler gönderiyor ve İdlib’e operasyon için baskısını artırıyor.

ABD Kürtlerin rejimle diyalogundan rahatsızlık duyuyor, ama Kürtlere herhangi bir güvence de vermiyor. Kürtler için mevcut durumda sorunlarını demokratik siyaset temelinde rejimle çözüme kavuşturmak daha sağlıklı yol oluyor.

Somut çözüm projesine ve iradesine sahip olan Kürtlerin diğer haklarla birlikte gelişmeleri dikkatle okuması ve hiçbir şekilde herhangi bir güce dayanmadan kendini öz gücüne dayanarak ciddi bir savaşa hazırlaması gerekiyor. Arap ülkeleriyle geliştirilen diplomatik ilişkiler olumlu olmakla beraber, bunun Suriye krizinin demokratik siyasi çözümüne katkı sağlayacak somut adımlara dönüştürülmesi hedeflenmeli, Arap ülkelerinin hafızasında canlı olan Osmanlı/TC zulmüne karşı korku ve kaygıları halkların ortak mücadelesinin en güçlü harcı haline getirilmelidir. Bu, tarihte zalimlere karşı halkların ortak mücadelesi ve zaferinin sembolü olan Newroz’u halkların baharına dönüştürmeye en büyük katkı olacaktır.