İsviçre Gündemi


Avrupa basınında olduğu gibi İsviçre basınında da gün geçmiyor ki Türkiye adı DAİŞ terör çetesiyle anılmasın. Aynı şey politikacılar için de geçerli. Yıllardır Türkiye'yi ekonomik çıkar ilişkileri nedeniyle parlamenter sistemi ile savunan politikacılar da bu savunmalarını terk etmiş gözüküyor. Erdoğan'lı Türkiye'de yaşananlar, parlamentonun giderek daha göstermelik bir kuruma dönüşmaesi, DAİŞ ile işbirliği, Kürtlere ilan edilen acımasız savaş vb. bir sürü neden, Türkiye'yi savunulamaz ülke konumuna getirdi. Türkiye'nin iç kamuoyunda yansıtılanların esamesini yurt dışında bulamazsınız. Tapınan ve toplumda putlaştırılmaya çalışılan Erdoğan sadece hükümetler için değil sokaktaki Avrupalılar için bile bir diktatör, sultan ve tehlikeli bir lider. Çouğunlukla da Hitler'e benzetilmesiyle dikkat çekiyor. 

İsviçre'nin önemli gazetelerinden "Le Matin" uluslar arası bir kuruluşun yaptığı bir araştırmayı sayfalarına taşıdı. Söz konusu araştırma sonuçlarına göre 20 ülkeden 50 büyük firma DAİŞ'e bomba yapması için çeşitli malzemeler satıyor. Bu yirmi ülke arasında Türkiye birinci sırada. Raporda Türkiye'den 13 firmanın DAİŞ'e bomba yapımı için malzeme sattığı belirtiliyor. Özetle hemen hergün DAİŞ-Türkiye işbirliğine dair haberler neredeyse olağan sayılmaya başlandı. DAİŞ ile adı anılan tek ülke konumunda olan Türkiye DAİŞ'in bütün katliamlarının arkasında olan ülke konumuna yükseliyor. 


'Sultan, kraldan da 

hesap soracak'

Bu başlık, Tages Anzeiger gazetesindeki bir habere ait. Bir dönem Erdoğan'a yakın olan, AKP'den milletvekili seçilen ve Türk milli takımında "Kral" sıfatıyla anılan Hakan Şükür'e Erdoğan'a hakaretten dava açılması gazetede Sultan kraldan da hesap soracak biçiminde manşetlere taşındı. Türkiye'ye ilişkin haberlerde Erdoğan'ın Türkiye Cumhurbaşkanı olarak değil, Türkiye Sultanı olarak anılması, Türkiye imajının geldiği seviyeyi göstermesi açısından hayli anlamlı. 


Yabancı düşmanlığına hayır

İsviçreliler, Halk Partisi'nin (SVP) yabancı karşıtlığı üzerinden sürdürdüğü politikalarına nihayet "dur" dedi. 

2010 yılında suç işleyen yabancıların sınır dışı edilmesi, minare yasağı, vatandaşlığın zorlaştırılması, mülteci başvurularının yurtdışında yapılması gibi referandum tekliflerine destek veren halk, her düzeyde suç işleyen yabancıların derhal sınır dışı edilmesi teklifine ise yüzde 60 oranında "hayır" oyu kullarak SVP'ye "artık yeter" dedi. 

Milyonlarca yabancıyı etkileyecek teklife "hayır" denilmesi hem hükümete, hem yabancılara, hem de İsviçrelilere rahat bir nefes aldırdı. Zira yasa hem Cenevre konvensiyonuna, hem AB ile yapılan anlaşmalara aykırı sayılıyor ve İsviçre'yi hukuk dışı bir devlet statüsüne taşıyordu.

İsviçre halkının yoğun mülteci akınının yaşandığı bir dönemde yasaya "hayır" demesi, hukuk devleti olma kararlığı ve tercihini açığa çıkarmış oldu. 

Halk SVP'ye de "artık dur, çok ileri gidiyorsun" uyarısı vererek, aşırı sağcı partiye politikalarını artık gözden geçirme zamanı geldiği mesajını verdi.