
Dört yıl önce DAİŞ vahşetine karşı destansı mücadelesiyle insanlık onurunu koruyan, bu direnişini zaferle taçlandıran Kobanê, bugünlerde Türk devletinin ağır saldırılarının hedefinde. DAİŞ'ten sonra bu defa TC, Kobanê'de halkların iradesine pranga vurma çabasında.
Suriye'nin kuzey-doğusunda küçük şirin bir kenttir Kobanê. Ne bir petrol yatağı ne de kayda değer bir ekonomik kaynağı var. Yüzde doksanı DAİŞ saldırılarında yıkılan kent, bugün halkın kendi imkanlarıyla yeniden inşa edilmiş. Özgücüne dayalı siyasi ve askeri gücüyle bölge kentleri için örnek teşkil etmesi bakımından oldukça önemli.
Tarihi Kobanê direnişi etrafında insanlık birleşmiş ve uluslararası toplum bu direnişe desteğini "1 Kasım Dünya Kobanê Günü" ilan ederek göstermişti.
O halde TC'nin Kobanê saldırısının perde arkasında ne var, neyi hedefliyor?
Dünya Kobanê Günü'nün 4. yıldönümünde TC'nin Kobanê'ye ağır silahlarla saldırması, kuşkusuz Suriye'de Neo-Osmanlı hayalleri kuran ve bunun için en azılı katil sürülerini Suriye'ye ihraç eden Erdoğan/AKP hükumetinin 7 yıllık Suriye politikasının iflasının sonucudur.
Saldırının zamanlaması da manidardır.
24 Ağustos 2016'dan günümüze fiili ve resmi olarak Suriye topraklarında işgalci konumunda olan Türk devleti, yanına Rusya'yı da alarak 27 Ekim'de İstanbul'da "Suriye'nin geleceğini(!)" görüşmek üzere, DAİŞ'a karşı kurulan Uluslararası Koalisyon güçleri içinde yer alan Almanya ve Fransa ile biraraya geldi. İdlib sorununa çözüm odaklı toplantıda Suriye'de yeni anayasa konusu da gündeme geldi.
İşte bu toplantının hemen ardından ise Türk devleti Kobanê'nin batı ucundaki Zormixar Köyü'ne, bir gün sonrasında da Girê Spî Kantonu'na tank ve toplarla saldırdı. İkisi Arap biri Kürt 3 savaşçı yaşamını yitirdi, ikisi sivil dört kişi de yaralandı.
Toplantı sonrası dört ülke temsilcileri klasik, rutin açıklamalarla yetinmiş ve içeriğe ilişkin ciddi bir bilgi paylaşılmamış olsa da Kobanê'ye dönük saldırılar, bölge halklarınca İstabul'daki anlaşmanın sahaya yansıması olarak okundu. Böylece İstanbul'da toplanan tarafların İdlib eksenli bir anlaşmaya gittikleri görülüyor.
Bölgede ABD ile Rusya arasında çelişkiler derinleşiyor, İran'ın etkisi azaltılıyor, Türkiye ise giderek arada sıkışmaya başlıyor.
İdlib'de El-Nusra emirliğini koruma telaşına düşen AKP, bir süredir gündem oluşturmakta zorlanıyor. MHP ile bozuşan, Amed'de Kürtlerin iradesine çarpan, dış siyasette ciddi zorluklarla karşı karşıya kalan ve yerel seçimler öncesi hızla irtifa kaybeden Erdoğan/AKP faşizmi, Kobanê'ye dönük saldırılarına devam ediyor.
Güvenilir kaynaklar, 4'lü zirvede tarafların "İdlib'in gündemden düşürülmesi karşılığında TC'nin, 29 Mart 2019'daki yerel seçimlere kadar da belli aralıklarla Kuzey-Doğu Suriye'de Kobanê, Girê Spî ve Minbic bölgelerine zaman zaman saldırtılacağını, buna 'izin' verildiğini belirtiyor.
Suriye için yeni anayasa tartışmaları ve Cenevre görüşmelerinin gündeme geldiği, Kuzey-Doğu Suriye yönetiminin de buna dahil olmasının dillendirildiği bir süreçte Kobanê saldırıları ne anlama geliyor?
Yine sahadaki kimi kaynaklar İstanbul'daki toplantıda, İdlib'de, TC güdümündeki selefi çete gruplarının 'ılımlı' hale getirilerek Suriye rejimine kabul ettirilmeye hazırlanıldığını ifade ediyor.
Suriye halklarının demokratik devrim hayallerini kana bulamakla kalmayan, beslediği bu çeteleri kendi siyasi hesapları için Deraa, hama, Humus, Halep, Kuneytra ve Doğu Guta'da sattı. Suriye muhalefetini bitiren AKP, şimdi İdlib'de sıkışıp kalan sözde islamcı çete grupları adına siyasi pazarlıklar yapıyor, onlara bir alan kazandırmaya çalışıyor.
Nusra emirliğini ve DAİŞ'ı koruma refleksi TC için anlaşılır olsa da, Uluslararası Koalisyon'da yer alan Fransa ve Almanya açısından bunun Kürtlere karşıtlık ve saldırılara dönüştürülmesi anlaşılır değil.
Ancak görülüyor ki bölgenin etkili aktörü İran'ın dışlandığı 4'lü zirvede herkes, sahadaki en güçlü siyasi-askeri aktör olan Kuzey-Doğu Suriye üzerinden bir takım hesaplara gitmiş.
Saldırılar karşısında Fransa ve Almanya'nın da üyesi olduğu Uluslararası Koalisyondan halen somut bir tutum çıkmadı. Rusya ise TC'yi kışkırtan açıklamalarla saldırılara destek oldu. Bu durum, saldırıların uluslararası bir konsept dahilinde gerçekleştirildiği görüşünü güçlendiriyor.
Bölgede yaşanan atmosfere ve kimi yerel kaynaklara göre İdlib'de ABD ile Rusya arasında bir anlaşmanın olduğu aşikar. İdlib krizi daha da derinleşip çözümsüzlük süresi gittikçe uzatılırken 'Fırat'ın doğusu' saldırıların hedefi haline geliyor.
Suriye halkları kendi kaderlerini kendileri çizmeye çalışıyor. Bunun somut adımlarını siyasi, askeri ve toplumsal alanda giderek güçlendiriyor.
Kuzey-Doğu Suriye yöneticileri yapılacak anayasanın taraflarından birinin de kendileri olduğunu, görüşleri ve çözüm projeleri olduğunu belirtiyor, "Tüm Suriyelilerin katıldığı demokratik bir anayasa istediklerini, bununla birlikte anayasanın uygulanabilmesi için uluslararası garanti gerektiğini" deklare ediyor.
Direniş kalesi Kobanê bu anlamda da bölge halklarını birleştiren bir sembol olarak ortaya çıkıyor.
Anlaşılan o ki, TC'nin Kobanê'yi hedef alan saldırıları bir yandan DAİŞ ve selefi çete grupların korunup kollanmasını hedeflerken diğer yandan Suriye'nin geleceği ve oluşturulacak yeni anayasada en çok söz hakkına, elinde bulundurduğu enerji kaynaklarıyla yüksek pazarlık gücüne sahip olan Kürtlerin ve öncülük ettikleri demokratik siyasetin budanmasını, zayıflatılarak teslim alınmasını, bölge halklarının birbirinden koparılarak çatıştırılmasını amaçlıyor.
DAİŞ'ın başaramadığını TC başarır mı, yoksa TC de DAİŞ’in akıbetine mi uğrar?
Bunu elbette halkların özgürlük iradesi ve zaman gösterecektir.