DAİŞ faşizminin Musul saldırısıyla başlayan savaş süreci birkaç hafta sonra birinci yılını dolduruyor. DAİŞ’in emiri olduğu söylenen Ebubekir Bağdadi’nin cihat çağrısı yapan yeni bir açıklamasının olduğu basına yansımış bulunuyor. Bir yerde hakkındaki “Öldü veya ağır yaralı” biçimindeki söylentilere de cevap vermiş oluyor. Hem bu durum ve hem de savaşın birinci yılını dolduruyor olması, önümüzdeki günlerde DAİŞ faşizmine karşı bir yıllık savaşın sonuçlarının daha çok tartışılacağını gösteriyor.

DAİŞ faşizmine karşı bir yılda yürütülen savaşın sonuçlarını tartışma gündemine getirecek başka bir husus daha var. O da YPG/YPJ güçlerinin Cizîrê bölgesinde DAİŞ’e karşı başlattığı yeni operasyondur. Basına yansıyan bilgilere göre, söz konusu operasyon Hesekê’nin batısında bulunan Çiyayê Abdülaziz alanında gerçekleşiyor. On günü aşkın süredir adı geçen alanda çok şiddetli çatışmaların yaşandığı ve YPG/YPJ güçlerinin DAİŞ birliklerine ciddi darbeler vurduğu basına yansıyor. YPG Basın Bürosu bu konuda hemen her gün açıklama yapıyor ve başta Ronahi-TV olmak üzere Kürt basını konuya ilişkin sürekli bilgiler verip, bilançolar yayınlıyor.

Öncelikle bu konuda geçen bir yıla ilişkin kısa bilgilendirme yapmak ve yaşananları hatırlatmak okuyucu açısından herhalde yararlı olur. Bilindiği gibi, Rojava’da 19 Temmuz 2012 Devrimi çok çatışmalı olmadı ve özgürlükçü Kürt kuvvetleri Suriye’de yaşanan iç çatışmanın yarattığı uygun koşullardan yararlanarak sınırlı bir çatışma ile bölgede yönetimi ele geçirdi. Tarihi öneme sahip bu gelişmenin nasıl ilerleyeceği ve nereye varacağı tartışılır ve anlaşılmaya çalışılırken, devrimin birinci yıldönümünde, yani 2013 Temmuzunda Rojava Özgürlük Devrimi’ne yönelik Suriye’de kendini muhalif olarak gösteren birçok grubun askeri saldırısı gelişti.

Söz konusu saldırı grupları arasında başlangıçta DAİŞ pek önde değildi. Zaten o zaman Suriye DAİŞ’i pek o kadar kuvvetli de değildi. DAİŞ, Saddam Hüseyin yönetimi yıkıldıktan sonra Irak merkezli olarak kurulan ve gelişen bir hareketti. Başlangıçta farklı adlar taşıyan bazı gruplar birleşerek kendilerini “Irak İslam Devleti” biçiminde adlandırmışlardı. 2011 baharından itibaren Suriye’de iç çatışma başlayıp giderek yayılınca, söz konusu örgüt adını “Irak Şam İslam Devleti” yaparak Suriye içinde de örgütlenmeye ve çatışmalara girmeye başladı.

2013 Temmuzunda Rojava Devrimi’ne saldıran gruplardan biri de DAİŞ oldu. Başlangıçta pek kuvvetli olmayan bu örgüt, Rojava’ya saldırı sürecinde diğer gruplara da saldırıp onları gerileterek hızla büyüdü ve söz konusu alanın hakimi haline geldi. Rakka kentini kendine merkez yaparak, Rojava’nın Cizîrê ve Kobanê kantonlarına yönelik saldırı yürüten tek grup düzeyine yükseldi. Örgütteki esas büyüme ise, 12 Haziran 2014 Musul saldırısı ve Irak’ın Sünni Arap bölgesinin önemli bir kısmını ele geçirmesiyle yaşandı. DAİŞ, Irak’ta sağladığı başarıyı 2014 Temmuzunda Rakka çevresine yönelik saldırıda kullanarak hem gücünü büyüttü ve hem de Suriye’de önemli bir güç haline geldi.


Cevap bekleyen sorular...

İşte bu noktada hala tam bilinemeyen bazı hususlar var. Örneğin, nasıl oldu da DAİŞ bir günde Musul’u aldı? Böyle bir saldırı nerede, kimler tarafından ve nasıl planlandı? Neden DAİŞ’in Musul’u alışını engellemek için hiç kimse karşı durmadı? Yine neden Irak ve Suriye’de elde ettiği askeri gücü DAİŞ tümüyle Kürtlere ve özellikle Rojava Devrimi’ne yöneltti? Bunlar ve benzeri soruların doğru ve tam cevaplanması gerekiyor. Bu konuda bir Amman Toplantısı’ndan söz ediliyor. Bu toplantıya dair bazı önemli belgeler de basında yayınlanmış bulunuyor. Fakat buna rağmen hala aydınlanmamış olan ve cevap bekleyen çok şey var.

Örneğin, DAİŞ elde ettiği gücü neden Bağdat’a değil de Rojava’ya sürdü? Örneğin, DAİŞ gücünü neden Halep’e ve Şam’a değil de Kobanê‘ye saldırttı? İşte bu sorular da doğru ve yeterli bir tarzda cevaplanmayı bekliyor. Çünkü, DAİŞ’in 2013 güzünden itibaren elde ettiği askeri gücü Rojava’nın Cizîrê ve Kobanê kantonlarına yönelttiğini biliyoruz. 15 Eylül 2014 tarihinden itibaren de tüm gücüyle Kobanê’ye saldırarak burayı ele geçirmek istediğini bu dünyada herkes biliyor. Kobanê’yi ele geçirerek acaba DAİŞ ne kazanacaktı? Fazla kazanacağı bir şeyin olmadığı açıkça görülüyor. O halde adeta gücünü bitirircesine Kobanê’ye niye saldırdı? Bu noktada ABD, İsrail, Avrupa, İran ve Türkiye politikaları devreye giriyor. O halde DAİŞ’in nasıl yönetildiği sorusunun cevaplanması zorlaşıyor.

Kobanê zaferi DAİŞ’te kırılma yarattı 

Söz konusu soruların cevapları ne olursa olsun, Irak ve Suriye içlerinde saldırı yürütmesine en azından göz yumularak DAİŞ’in güçlendirildiği ve bu gücü bitirmesi için de özellikle Kürtlere ve Rojava’ya saldırtıldığı açıkla görülüyor. Böylece DAİŞ’e karşı savaş Kürtlerin ve Rojava Kürdistan Devrimi’nin üzerine resmen ve fiilen yıkılmış bulunuyor. Peki Kürtler bu duruma gereken cevabı başarıyla verdiler mi?

Bu noktada da hemen ve tam olarak “Evet” diyemiyoruz. Çünkü, başta KDP olmak üzere Güney Kürdistan güçleri bu konuda başarılı sınav veremediler. Şengal’i ve Hewlêr’i DAİŞ saldırılarına karşı savunamadılar. Böylece DAİŞ’e karşı savaş esas olarak Rojava’nın YPG/YPJ isimli savunma güçleriyle PKK’nin gerilla kuvvetleri üzerine yıkıldı. PKK gerillaları bu temelde öncelikle Hewlêr ile Şengal’i savundular ve Şengal’de Êzîdî Kürtlere yönelik DAİŞ soykırımını önlediler. 

YPG/YPJ güçleri ise gerçekten de DAİŞ’e karşı özgür insanlığı savunan bir direniş savaşı verdiler. Bu noktada Kobanê direniş ve zafer gerçeğini hatırlamak ve hiçbir zaman da unutmamak gerekiyor. Gerçekten de Kobanê direnişi ve zaferi tarihi olarak sadece Kürtler açısından çok önemli değil, bölge halkları ve özgür insanlık açısından da Kürtler kadar önemlidir. DAİŞ faşizminin yaşadığı ilk yenilgi olarak Kobanê direnişi ve zaferi DAİŞ’e kırılma düzeyinde ağır bir darbe vurulması anlamına gelmiştir.

YPG/YPJ güçleri sadece Kobanê’yi savunmak ve kurtarmakla kalmamış, DAİŞ faşizmine karşı Suriye’de askeri operasyonlarını kesintisiz olarak sürdürmüştür. Bunun sonucundadır ki, Cizîrê kantonunda Til Hemis ve Til Berak alanlarını da DAİŞ faşizminden kurtarmayı başarmıştır. Böylece YPG/YPJ güçleri, DAİŞ faşizmine karşı kazandığı Kobanê zaferi ardından Til Hemis ve Til Berak zaferlerini de kazanarak DAİŞ karşısında başarılarını devam ettirmiştir.


YPG/YPJ’nin zaferi için 

destek sürmeli 

Belli ki DAİŞ karşısında en çok başaran ve kazanan güç YPG/YPJ’dir. Böylece Kürtlerin, bölge halklarının ve özgür insanlığın en büyük savunma gücüdür. Şimdi bu güç, başlattığı Çiyayê Abdülaziz operasyonuyla DAİŞ karşısında zaferlerini sürdürmek ve bölge halklarının başına bela olmuş bu faşist çeteden herkesi kurtarmak istemektedir. Dolayısıyla Rojava’da ve Suriye’de yaşanan çatışmalar önemlidir, herkes bu durumu dikkatle izleyerek YPG/YPJ’nin zafer kazanması için gereken desteği vermelidir.

Böyle bir zafer, kuşkusuz her şeyden önce Rojava Devrimi’ni tam bir askeri güvenlik içine alacaktır. Bu nedenle Rojava halkı ve tüm Kürtler açısından büyük öneme sahiptir. Diğer yandan Suriye’de çete etkinliğini zayıflatacak ve bu temelde Demokratik Suriye Devrimi’ni geliştirecektir. Bu nedenle de Suriye’de devrim isteyen herkes için ciddi önem arz etmektedir. Elbette söz konusu zaferin Demokratik Ortadoğu Devrimi ve insanlığın özgürlük yürüyüşü üzerinde de tarihi etkisi olacaktır. Bunun için tüm özgürlük ve demokrasi güçleri açısından büyük önem taşımaktadır. 

O halde tüm Kürtlerin ve bölge ile dünyanın tüm özgürlük ve demokrasi güçlerinin yeni YPG/YPJ operasyonunu izlemesi ve desteklemesi gerekir. Bir de herkesten çok Türkiye’nin demokrasi güçlerinin Çiyayê Abdülaziz operasyonunu izlemesi ve desteklemesi gerekir. Çünkü YPG/YPJ’nin kazanacağı yeni zafer, Türkiye demokratik güçlerinin kazanacağı seçim zaferinin müjdecisi olacaktır.