
Fransa ve Belçika’dan sonra DAİŞ elemanları son dönemlerde Almanya’da kanlı saldırılar gerçekleştirdi. Avrupalılar İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük ‘terör’ tehdidiyle karşı karşıya olduğunu düşünüyor. Ancak DAİŞ‘le mücadele konusunda Avrupa hükümetleri şu ana kadar ciddi bir adım atmadı. DAİŞ’in en fazla katliam yaptığı Fransa, hala Türkiye’nin tezlerini savunuyor. Hamburg Eyalet Parlamentosu Sol Parti Milletvekili Cansu Özdemir Almanya’dan Irak ve Suirye’ye savaşmaya giden 820 DAİŞ’liden 270’nün ülkeye geri döndüğünü belirtti. Alman hükümeti ise ‘YPG’yi, PKK ile kardeş gördüğümüz için desteklemeyeceğiz’ diyor. Üstelik Kürt siyasetçilerini tutuklayan Almanlara göre DAİŞ’ten çok göçmenler tehdit teşkil ediyor.
Almanya’da son dönemlerde üst üste DAİŞ bağlantılı saldırılar gerçekleşti. Hükümet, Münih’teki ilk saldırının ardından DAİŞ bağlantısını çok dillendirmedi ama peşi gelen eylemler ve DAİŞ’in üstlenmesi, bu tereddütü de kaldırdı.
Alman kamuoyu ise ilk kez karşılaştığı olaylar karşısında henüz ciddi bir sorgulama içinde değil. Frankfurt’ta Goethe Üniversitesi’nin de bulunduğu Altstadt’a giderek insanlara görüşlerini sorduk. Konuşmaya çalıştığımız bir grup üniversiteli, başta sorularımıza cevap vermekte tereddüt etti. Adının Frauke olduğunu söyleyen 21 yaşındaki gazetecilik öğrencisi, arkadaşlarının tereddütlerini de gidererek konuşmaya başladı. “Bu saldırılar her yerde olabilir. Saldırıların nerede olduğu önemli değil” diyen Frauke, şu görüşte: “Saldırganlar burada perspektifsiz. DAİŞ’e kendilerini yakın görüyor ve Alman hükümetinin yaklaşımlarından hayal kırıklığına uğramış olabilirler. Bence hepsi örgütsüz olarak radikalleşen kişiler. DAİŞ bunları örgütlemiyor, saldırganlar kendi insiyatifleriyle yapıyor.”
Peki artan saldırıların Frauke’nin yaşamında bir etkisi oldu mu? Frauke’nin bu soruya yanıtı da çoğu Alman’ın yaşadıklarına benzer: “Çok etkilediğini söyleyemem. Haberlerde çıktığı zaman oturup bir düşünüyorum ama kendimi eve kapatmıyorum.”
Bu cevaba arkadaşlarından da destek geliyor. Fransiska, “Kalabalık ortamda bulunmaktan çekinmiyoruz çünkü bu hiçbir şeye yaramayacak” diyor.
Rojava’da YPG/YPJ, DAİŞ barbarlarına karşı etkin bir savaş yürütüyor. Ama Alman hükümetinin YPG’ye bir desteği yok. Bu konu hakkında gençlerin fikirlerini soruyoruz: “Türkiye’yle Almanya uzun yıllardır beraberler. Bence Almanya aralarının bozulmasını istemiyor, Türkiye’yle ilişkisine özen gösteriyor. Almanya çok savaşa dahil olmak istemiyor. Benim bildiğim Almanya yine tek tük DAİŞ‘e karşı savaşanları destekliyor. YPG’yi ise neden desteklemediğini bilmiyorum ama bence desteklemeli.”
Büyütmemek gerekiyor
Söyleşi yaptığımız sırada bizi dikkatle izlediğini farkettiğim genci arkadaşlarından ayrılmış tek otururken görüyorum. Frauke’ye teşekkür edip yanlarından ayrılıp o gencin yanına gidiyoruz. Ling Fum 23 yaşında. Frankfurt’ta Bilgisayar Bilimi okuyor. Almanya’daki saldırılar hakkında pek bir bilgisi olmadığını ama Münih‘teki saldırının bireysel bir saldırı olduğunu, siyasi bir arkaplanının olmadığını söylüyor. Kampüslerine bir mülteci kampının açıldığını, orada yaşayanlarla bir sorununun olmadığını söylerken “gayet normal ve sempatikler” diyor.
Fum, bu tarz saldırıların Ortadoğu’da her gün yaşandığını söylüyor ve ekliyor: “Bence sırf yanıbaşımızda yaşandığı için bu kadar büyütmemek gerekiyor. Ben günlük hayatıma aynı şekilde devam ediyorum fakat haberleri okuduğum zaman psikolojik olarak ben de etkileniyorum.”
Sadırılarda, Almanya’nın güvenlik açığının olup olmadığını sorduğumuzda, “Güvenlik önlemleri ve planlamaya karşın bunlar yaşanabilir. Yüzde yüz güvenlik yoktur. Hükümetin doğru önlemleri aldığına dair inancım tamdır” cevabını veriyor.
‘Bir milyon daha alamayız‘
Ling Fum’dan ayrılıp Bockenheimer Worte caddesine doğru yürüdük. Bisikletiyle bankta bekleyen Hans’ın yanına gittik. Hans emekli, 63 yaşında. Saldırılarda faturayı mültecilere kesen Hans, mültecilerin Almanya’ya gelip burdaki misafirperverliğe ihanet ettiklerini söylüyor ve ekliyor: “Savaştan kaçıp farklı yerlere yerleşmek isteyen mültecileri de anlıyorum ama burada da çok oldular. Biz buraya bir milyon aldık, bir milyon daha alamayız. Yerimiz yok.”
Eskiden daha çok polisin, daha çok kontrolün olduğunu söyleyen Hans, “Yüzde yüz güvenlik tabiki yoktur ama son saldırılarda Almanya güvenlik önlemlerini ihmal etti” diyor.
’Anayasamıza uymuyorlar’
Yolda yürümeye devam ediyoruz karşıdan hızlı adımlarla bize doğru yürüyen Baur’u durduruyoruz. Bizi kırmayarak sorularımızı cevaplamayı kabul ediyor. Baur 61 yaşında devlet bankası olan KFW’da çalışıyor. Ülke genelinde artan saldırılarla ilgili fikrini soruyoruz. Bir süre düşündükten sonra bize şu cevabı veriyor: “Bu nefret nereden geliyor. Bu olaylarda din nasıl bir rol oynuyor. Belki de islam, bu saldırıları gerçekleştirmek için bir araç olarak kullanılıyor. Biz kendi tarihimizde de çok şiddet uygulayan bir halktık. Ama bu nasıl aşılabilir asıl soru budur.”
Baur, bir kaç yıl önce Yemen’de bankası için görevdeymiş. 2011’de Arap Baharı sürecinde oradan çıkmış. 2013’te El Kaide’nin saldırısında üç arkadaşı öldürülmüş.
Son dönemde artan saldırıların temelinde neyin olduğunu soruyoruz, Almanya’ya dışarıdan gelen insanları işaret ederek, “Bence Almanya’ya gelen herkes tıpkı diğer Almanlar gibi yasalara uymak zorunda. Anayasamıza uymuyorlar. Gelip burada suç işliyorlar. ‘Selefi’ler kendi dinlerinin diğerlerinden daha iyi olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla kendilerinde başkalarını kınama ve kendi kurallarını dayatma hakkı görüyorlar” diyor.
RENGİN AZİZOÐLU