
Hamburg Eyalet Parlamentosu Sol Parti Milletvekili Cansu Özdemir, Almanya’nın Irak ve Suriye’ye gidip daha sonra geri dönen DAİŞ çetelerine karşı hukuki anlamda her hangi bir girişim olmazken, Kürt ve Türkiyeli devrimcilere karşı anti terör yasasının 129 a ve b’nin sürekli kullanıldığını belirtti.
Özdemir, “Almanya’dan 820 kişi DAİŞ’e katılmak üzere Suriye ve Irak’a gitmiş. Bunlardan 270’i geri dönmüş. Fakat bunlara herhangi bir işlem yapılmıyor. Anti terör yasasının 129a/b maddeleri, Kürtlere ve Türkiyeli devrimcilere uygulanıyor. Kürtlere ve Türkiyeli devrimcilere uygulanması da hukuki değil, siyasidir” dedi.
Almanya’da son dönemde artan DAİŞ saldırıları, Almanya’nın DAİŞ politikası ve Almanya’da yükselen Türk ırkçılığını gazetemize değerlendirdi.
‘DAİŞ’e tatil yapmak için katılmıyorlar’
Özdemir, DAİŞ’in Almanya’da yaptığı yaptığı çalışmalara kapsamında 820 kişinin Almanya’dan DAİŞ saflarına gittiğini ve bunlardan 270’inin Almanya’ya geri döndüğünü belirtti. Özdemir, “Örneğin okullardaki örgütleme çalışmalarının yanı sıra Ansaar Enternasyonal gibi örgütler ‘yardım’ adı altında para topluyor. Toplanan paraların, Türkiye üzerinden DAİŞ’e aktardığını, Almanya’dan DAİŞ saflarına katılım sağlandığını, daha sonra katılanların ise elini kolunu sallayarak Almanya’ya döndüğü ve buradaki faaliyetlerine devam ettiğini Alman hükümeti biliyor. Mayıs 2016 tarihine kadar Almanya’dan 820 kişi DAİŞ’e katılmak üzere Suriye ve Irak’a gitti. Bunlardan 130’u öldürüldü, 270 kişi de Almanya’ya döndü. Kimlerin çatışmülara katılıp suç işlediğini tam olarak bilmediklerini söylüyor. 270 kişinin çatışmalara katıldığını veya suç işlediğini söylüyorlar. Fakat bu konuda emin olmadıkları için soruşturma ve dava açamadıklarını ifade ediyorlar. Bu inandırıcı bir argüman değil. DAİŞ’e katılan, tatil yapmaya değil, suç ilemeye gidiyor. DAİŞ’e katılmak, çatışmalara girmemek bile başlı başına büyük bir suçtur” dedi.
‘PKK yasağı kirli ilişkilerin sonucu’
Tüm gelişmelere rağmen 129a/b maddesinin ağırlıklı olarak Kürt siyasetçiler ve Türkiyeli devrimcilere uygulandığını dile getiren Özdemir devamla şunları söyledi: “Bu maddeler DAİŞ için çok nadir uygulanıyor. Son olarak Hamburg’da, DAİŞ’e Bremen kentinden katılan ve Suriye’de eğitim gören Harry S. isimli şahıs bu yasaya göre yargılandı ve 3 yıl hapis cezası aldı. Bu şahıs DAİŞ katliam yaparken bayrak tutarak izlemişti. Bu video çekimi olarak yayınlanmıştı. Söz konusu şahıs pişmanlık duyduğunu söyledi ve daha az ceza aldı. 129a/b ve maddesinin, PKK, TKP/ML TİKKO ve DHKP-C’ye üye olduğu iddiasıyla tutuklanan onlarca devrimciye uygulandığını biliyoruz. Bu davalar hukuki değil, siyasidir. Almanya, Kürt siyasetçileri ve Türkiyeli devrimcileri tutukluyorsa bu Türkiye’yi memnun etmek içindir. Yıllardır süren kirli bir işbirliğin çürük meyvesidir bu davalar. Bu çürük meyveler artık inandırıcı değil. Bu meyveleri kamuoyuna yediremiyorlar. Yargılanan Bedrettin Kavak’tan tutalım Mehmet Demir’e kadar herkes, demokrasi ve özgürlük mücadelesinden bahsetti. Adil olmayan, uzun süreli cezalar aldılar.”
DAİŞ kadar Türk milliyetçiliği de tehlikeli
Yukarıda bahsedilen olumsuzluklar hakkında bir çok soru önergesi verdiğini belirten Özdemir “Verdiğimiz bir çok soru önergesiyle bir çok radikal DAİŞ sempatizanın tutuklanmadığını ortaya çıkarttık. Almanya’nın yanı sıra Avrupa’nın değişik ülkelerinde eylem yapan bu kadar tehlikeli bir terör örgütüne karşı Alman devleti ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ politikasını sürdürüyor. Radikal ve tehlikeli olan sadece DAİŞ değil. Son olarak Avrupa Türk Demokratlar Birliği’nin (UETD) Erdoğan’ın emri ile düzenlediği ‘demokrasi mitinglerinde’ aşırı ırkçı Türk grupların tehlike potansiyeli yeniden ortaya çıkmıştır. Alman Anayasası’nı ayaklar altına almaya hazır olan gruplardır bunlar. Anayasayı Koruma Örgütü neden bu grupların Almanya toplumu için bir tehlike oluşturduğunu kabul edemiyor?” ifadesini kullandı.
DAİŞ Avrupa’da yeni bir strateji izliyor
Özdemir, DAİŞ’e yönelik ciddi bir araştırma yapılmadığını, Şengal Katliamı’ndan sonra toplumsal baskıdan dolayı araştırılmaya başlandığını belirtti. Özdemir, “Araştırmalar, güvenlik daireleri tarafından yürütülüyor. Fakat araştırma yaparken zorlanıyorlar. Uzun bir süre DAİŞ konusunda bir araştırma yapılmadı. Zaten DAİŞ henüz 2 yıl önce Şengal Katliamı’nın ardından Almanya’da yasaklandı. Camilerde radikal bir şekilde vaaz veren imamları tanıyorlar ve gözlemliyorlar. Fakat DAİŞ artık stratejisini değiştirdi. Bir çok cami sızarak örgütlenme çabası yürütüyor. Bir çok cami de, bunlara karşı çıkmakta zorlanıyor. Camilerden çekilen radikal gruplar var. Bunlar artık evlerde gizlice buluşuyor. Çocukları ve kadın örgütlemeye çalışıyorlar bu mekanlarda. Güvenlik daireleri, en fazla zorlandıkları noktanın DAİŞ‘in yeni stratejisi olduğunu belirtiyor. Bu ‘bireysel cihat’tır. DAİŞ YPG/J güçleri karşısında yenik düştükçe, ağırlığını Avrupa’ya veriyor. Bu yüzden farklı internet formlarında örgüt tarafından organize edilmemiş eylemleri bireylere gönderiyorlar. Örneğin, “Sokakta çocuklardan oluşan bir grup görürsen araban ile grubun içine dalmak kutsal bir eylemdir” ve “Sokakta gördüğün herhangi birinin kafasını kesmek cihattır” gibi eylemler. Bu tür eylemleri kontrol etmek neredeyse mümkün değil. Dün örgüt ile bağlantısı olmayan, bilgisayarın başında radikalleşmiş bir kişinin her an böylesi eylemleri yapması mümkün. DAİŞ bu şekilde Avrupa’yı kaosa götürmek istiyor.”
‘Suikast iddiaları ciddiye alınmalı’
Bundan bir süre önce Avrupa Demokratik Kürt Toplum Kongresi (KCDK-E) Eşbaşkanı Yüksel Koç, Türk devletinin bir çeteyi Kürt siyasetçilere yönelik suikast için Almanya’ya gönderdiğini gazetemize açıklamıştı.
Konu hakkında düşüncelerini dile getiren Özdemir de bu konunun ciddiye alınması gerektiğini vurguladı. Özdemir sözlerin şu ifadeleyle sonuçlandırdı: “Bu suikast iddiaları bana da ulaştı. Eyaletlerde ve Federal İçişleri Bakanlığı ile görüşmeler yapıldı. Biz de Hamburg’da hem Anayasayı Koruma Teşkilatı hem de İçişleri Bakanlığı ile bir yaptık. Aldığımız bilgileri yetkili makamlara aktardık. Paris’te MİT eliyle katledilen Kürt kadın siyasetçileri hatırlatarak bu konuyu ciddiye almaları gerektiğini vurguladık. Son olarak Brüksel’deki çadır eyleminden sonra Erdoğa’ın buradaki Kürt siyasetçileri hedef ladığını gördük. Kürtlerin Avrupa’daki diplomasisinin güçlenmesi, YPG/J’nin ilerleyişi, Erdoğan’a büyük rahatsızlık vermektedir. Önemli olan bu tür iddialar ortaya çıktığında kamuoyuna yansıtmak ve kanlı planları deşifre etmektir.”
DİLAN BİÇER/HABER MERKEZİ