Kopenhag Eyalet Mahkemesi’nin Roj TV, Nuçe TV ve MMC televizyonlarının yayın lisansının iptali ve bu televizyonu bünyesinde barındıran şirkete 10 milyon kron gibi ağır bir para cezasını vermesi, sivil toplum örgütü ve hukukçular tarafından tepkiyle karşılanıyor. Görüşlerine başvurduğumuz şahsiyetler, Türkiye’nin bu karar ile birlikte Danimarka yargısını kendi ülkesindeki yargıya benzettiği, adil yargılama hakkı gibi uluslararası alanda kabul gören bir kriterin ayaklar altına alındığı, Danimarka yargısının uluslararası siyasi güçlerin bir uzantısı gibi davrandığı tespitlerinde birleşti.


Michael Gunter (Amerika Tennessee Üniversitesi siyaset bilimi profesörü ve AB-Türkiye Sivil Komisyonu’nun Genel Sekreteri):
Bir dönem sadece kurban olarak bilinen Kürtler artık kendi hakları için verdikleri savaş sayesinde ve aynı zamanda da kendilerini yazılı bir şekilde ifade ettikleri için giderek güç kazandı. Med TV gibi selefleriyle birlikte Roj TV, Kürtlerin bu güçlenme sürecinde önemli bir rol oynadı. Kürt düşmanlarının Roj TV’yi kapatmak istemelerine şaşırmamalı. Kürtler ve dostları her zamankinden daha da fazla mücadele ederek Kürtlerin kendilerini yazılı bir şekilde ifade edebilme haklarını koruyabilmeli ve tüm dünyaya Kürtlerin varlığını hatırlatmalıdır. Daha da önemlisi içlerinde alevlenen Kürt ruhuna inanmalı ve Kürtlerin özgürlüğü ve kendini yönetmeyi hak eden bir halk olduğunu bir kez daha vurgulamalılar. Roj TV susturulamayacak, çünkü Kürtler özgür bir toplum olarak en temel haklarını almak için mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceklerdir.

Les Levidow (Toplumların Kriminalize Edilmesine Karşı Kampanya -CAMPACC Direktörü, Londra):
Sosyal adalete inanan tüm insanlar, Danimarka mahkemesinin Roj TV’nin kapatılmasına ve cezalandırılmasına ve hatta buna benzer gelecekteki tüm yargılamalara hep birlikte karşı çıkmalı. Roj TV, Kürt halkının en temel haklarını bile reddeden Türkiye’nin baskıcı rejimine karşı her zaman kitlelerin yanında ve onların sesi olmuştur. Yargının bu kararı böyle bir direnişi ‘terörist’ olarak nitelendirerek cezalandırmaktadır. Böylece yargı, kendini genellikle ‘terör-karşıtı’ olarak nitelendirilen güçlerin siyasal duruşlarının bir uzantısı olarak görmektedir. Bu sayede dolaylı bir şekilde Batı ile müttefik olan baskıcı rejimleri desteklemektedir. NATO genellikle Batı’nın tahakkümüne karşı direniş gösterenlere uygulanan saldırıların yönetildiği yer olmuştur. AB’nin terörizm tanımlamasına göre, ki oldukça geniştir, NATO ve Türkiye bu tür suçlardan dolayı ceza alabilirler, fakat tabii ki siyasal nedenlerle bu hiç bir zaman olmayacak bir şey. Wikileaks dokümanlarının da gösterdiği üzere Roj TV üzerindeki yasak, Rasmussen’in NATO lideri olabilmesi için Türkiye ile yapılan gizli bir anlaşmaya dayanmaktadır. Eğer bu gerçekse, terörizm suçlamalarını diplomatik bir oyunun bir parçası haline getirir, ve aynı zamanda direnişi cezalandırmak ve izole etmek için bir strateji olduğunu gösterir.

Margaret Owen (Londra Barosu İnsan Hakları Komisyonu üyesi): Danimarka gibi tam bir demokrasi örneği olarak kabul edilen, insan haklarına değer verme konusunda belirgin bir ünü ve bağımsız bir yargısı olan ülkenin böyle bir karar çıkarabilecek mahkemesi olması gerçekten de oldukça şok edici ve hatta utanç vericidir. Rezil olan diğer bir şey ise Türkiye’nin - ki şu an açık bir şekilde ırkçı, faşist ve şovenist bir tavır sergilemektedir-  Danimarka mahkemesini baskı altına alabilmesidir. Türkiye, bu karar ile birlikte, taraflı, önyargılı ve yönetilen Türk mahkemelerine benzer bir durumu başarabilmiştir. Elbette Türkiye’nin yaptığı şey Kürtlere karşı kültürel bir soykırım olarak tanımlanmalıdır. Fakat Danimarka mahkemesinin karar verirken temel aldığı deliller nerede? Biliyoruz ki Kürtleri savunan herkes teröristlere destek verme suçlamasıyla anında damgalanmaktadırlar. Benim ismim bile 40 defa bu şekilde suçlamalara dahil edilmiştir. PKK’ye yapıştırılmış terör etiketini hemen kaldırmamız gerekiyor.

Prof. Bill Bowring (Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupalı Avukatlar Birliği Başkanı, akademisyen ve avukat):
1990’larda Özgür Gündem Gazetesi’ni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde savundum. O dönemlerde Türkiye, Özgür Gündem Gazetesi’ni kapatmaya çalışarak gazetenin kazanılmış haklarını ihlal etmiş oluyordu. Özgür Gündem’in hukuk savaşı başarıyla sonuçlandı ancak halen Kürt medyasının üzerindeki baskı ve tehditler devam ediyor. Hele ki, bu tehdidin Türkiye’nin yanı sıra bir Avrupa ülkesi olan Danimarka’dan geliyor olması çok üzücü ve çelişkili. Karar tekrar gözden geçirilmeli.

Melanie Gingell (Avukat, KCK avukatları davasının İngiltere delegesi): Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ‘Sürek Türkiye’ davasında gazetecilerin, “Siyasal demokrasinin doğru işlediğini göstermek açısından önemli bir rol aldıklarını” çok net ifade etmişti. Aynı davada ayrıca şöyle ifadeler vardı; “Basına düşen görev ise bölünmeye yol açıp açmayacağına bakmaksızın fikir ve bilgileri açığa çıkarmaktır. Bu sadece basına düşen bir görev değildir, kamuoyunun da gerçeklere erişme hakkı vardır. Basın özgürlüğü, kamuoyunun siyasal liderlerin söylem ve davranışlarını gerçekten öğrenebilmelerinin ve bu sayede onlar hakkında bir fikir sahibi olabilmelerinin en iyi garantörlerinden biridir. Mahkeme ayrıca siyasal söylemlerin belli bir yasal korunma alınması gerektiğini ekledi.
‘Handyside-Birleşik Krallık’ davasının karar kısmında ifade özgürlüğünün çerçevesine dair klasik bir tanım yapılmıştı: “Sadece insanların hoşuna gidebilecek veya başkasına zarar vermeyecek ifadelerin kullanılması serbest olmamalı, aynı zamanda birilerini kızdırabilecek, şoka uğratabilecek veya rahatsız edebilecek fikirler de özgürce ifade edilebilmelidir.”
Bu yöntemle mahkeme kullanılan dilin cezalandırılmasına karşı bir hüküm veriyor, hatta o dil ‘sert mizaçlı‘ veya ‘nahoş’ olsa bile (‘Sürek ve Özdemir’ davası); ‘direniş’, ‘mücadele’ ve ‘özgürleşme’ gibi kavramlar içeriyor olsa bile (Gerger-Türkiye davası); ‘tarzı oldukça saldırgan’ olsa bile; ‘şiddete davet’ ediyor gibi görünse bile (Karataş- Türkiye davası); ve hatta ‘inkar edilemez bir biçimde düşman bir tarzda’ olsa bile ve ‘hararetli bir eleştiri’ içeriyor olsa bile (Arslan- Türkiye davası)...


ÖZLEM GALİP/LONDRA