Serhat Kural, 16 yıldır dans ediyor. Bu sürenin 7 yılını halk danslarında, 9 yılını da modern dans alanında dansçı ve koreograf olarak sanat yaşamını sürdürdü. 2005 yılında Kürtlerin ilk ve tek profesyonel dans topluluğu olan Mezopotamya Dans’ın kuruluşunda yer alan Kural, bu 16 yıla çok sayıda çalışma sığdırdı. Yöresel mizansenlerle başladığı üretim sürecine Kürt destanları Mem û Zîn ve Demirci Kawa’yı ekledi. Yurt içi ve dışında çok sayıda festivale katıldı. Türkiyenin en önemli koreografları Zeynep Tanbay ve Aydın Teker ile çalıştı. Bu süre içinde Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Modern Dans Ana Sanat Dalı’nda lisans okudu.

Jenosit ile katliamlara dikkat çekti

Serhat Kural, „Yaşar ne yaşar ne yaşamaz“, „Kafkas Tebeşir Dairesi“, „İki Efendinin Uşağı„, „Navber“, „Demirci Kawa Destanı“ ve „Kanlı Düğün“ adlı tiyatro oyunlarının koreografilerini yaptı. Bunların dışında Zeynep Tanbay’ın „Araz“, Aydın Teker’in „Akabı“ eserlerinde dans etti. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda iki buçuk yıl dansçı olarak çalıştı. Avrupa’da birçok workshop ve gösteri gerçekleştirdi.
Bir süre önce Kürdistan’da sahnelenen ‘Jenosit’ adlı dans performansının konsepti ve koreografisi de Kural’a ait. Toplu katliamları konu alan eser, Dêrsim, Newala Qesaba, Halepçe ve Roboskî’yi anlatıyor. Kural’ın „Psikolojik olarak çok zorlandık ancak sonuçlarından memnunuz“ şeklinde yorum yaptığı çalışmanın prömiyeri, 1. Amed Tiyatro Festivali’nde yapıldı. Eylül ayında ise Türkiye turnesine başlayacak.

Gençler ilgili
Serhat Kural, yedi yıldır Mezopotamya Kültür Merkezi bünyesinde dans çalışmalarını sürdürüyor. İstanbul ve Amed’de bir izleyici topluluğunun oluştuğunu belirten Kural, atölye çalışmalarına gençlerin duyduğu ilgiden bahsediyor: „Kuruluşumuzdan bu yana çok yoğun bir gençlik ilgisi var. Atölye çalışmalarımıza başvurular oldukça yoğun. Diyarbakır’da yaptığımız workshoplara en fazla dans alanına ilgi vardı.“

Erk anlayışı temel engel
Kural’ın, Kürtlerin pek de tanışık olmadığı bu alanda ne gibi zorluklar yaşadığına dair söyleyecek çok şeyi var. Öncelikle feodalizmin yoğun olduğu bir toplumda dans etmenin zorluklarından bahsediyor. Ancak dansın bu yapıyı kırmada oynadığı rolü daha çok önemsiyor. Dansın bugüne kadar karşılaştığı en büyük sıkıntının erk anlayışı olduğuna da dikkat çekiyor: „Kanımca bu feodal yapının kırılmasına önayak olacak bütün sanat dallarının aktif olması kaçınılmaz bir şey olmalı. Bilinçaltımızda yatan erk anlayışı her ‘an’da bizi ve bu zihniyeti karşı karşıya getirmiştir. Bu geri özelliklerimizi tahrik etmek ve tartışmaya açmak yaptığımız bir sanat eylemliliği neden oluyorsa bundan oldukça memnuniyet duyduğumu belirtmek isterim.“ 
Günümüzde sanatın esas işlevini oynamadığını dile getiren Kural, „Bunun da en büyük nedeni toplumla çok fazla barışık yaşamaya çalışıyor olmasıdır. Kapitalizm sanatı, kitlelerin kabul ölçüsünü göz önünde bulundurarak başarısını tartışır. Bizim toplumumuz ve organizasyonlarımız da bu zaafı yaşıyorlar açıkçası. Tüketim dünyası sanatı yemek gibi tüketmeye başladı ve önemli ölçüde başarmış oldu. Elbette yapılan eserlerin kabul ölçüsü yüksek olmalıdır ama hangi ölçülerde ve nasıl bir anlatım biçim olmalıdır“ diye konuşuyor.

Aynı zamanda besteci ve yorumcu
Serhat Kural, sadece dans etmiyor. Aynı zaman da şarkı da söylüyor. Tarî, Aşiq, Dilber, Be Wefa gibi besteleri olan Kural, „Beste yapmaya devam ediyorum. Albüm konusu hiç düşünmediğim bir şey. Daha çok sahne performansı ve görsel buluşmalar üzerinde duruyorum şimdilik. Bu yolculuğu çok ciddiye alıyorum. Umarım Kürt müziğine bırakacak bir üretim süreci yaşarım. Arzuladığım bu“ diyor. Kural, Tahîr Uryan Hemedanî’nin şiirlerinin bestelendiği Diwan-a Dubeytî adlı müzik projesine de üç bestesiyle katıldı. Projede aynı zamanda yorumcu ve dansçı olarak yer aldı.
Serhat Kural, son olarak yeni projelere ilişkin düşüncesini paylaşıyor: „Beynimde ve kalbimde hep yeni şeyler var. Ama gerçekleşen andır var olan. Bu yüzden şimdi gerçekleşenleri ulaştırma sürecini yaşamaya çalışıyorum. Biz de üretmek ve yaratmaktan çok daha zor olan ulaştırma sorunu var. Yarattıklarımızı ulaştıralım sonra yenilere doğru beynimize ve kalbimize geri döneriz.“

Avrupa’da da sergilemek istiyorlar

Serhat Kural, eserlerini Avrupa’daki Kürt halkına da sergilemek istediklerini belirtiyor. Ancak kurumların daha çok müziğe ilgi gösterdiklerinden yakınan Kural, „Biz Avrupa’ya Avrupalılar için geldik hep. Fakat en büyük arzularımızdan biri de Avrupa’daki kurumlarımızın desteği ile oradaki Kürt potansiyeline gösterilerimizi sergilemektir. Popüler kültürü bu kadar eleştiren bizlerin popüler bir zaaf içinde haps olması her zaman bir ironi olarak sorguladığım bir şey olmuştur. Açık olmak gerekirse, şu an imkan tanınan müziğin icracıları da ne kadar müzik yapıyorlar onu da sorgulamıyor değilim. İmkanlardan yararlanan müzikte dinleyiciye bir perspektif veren değil, onun bildiğini tekrar anlatmaya çalışan bir noktada. Yani dinleyicinin gerisinde kalan bir müzik anlayışı söz konusu.“

DENİZ BİLGİN