KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, son bir yıllık savaş ve mücadele sürecine ilişkin ANF’nin sorularını yanıtladı. Uzun ve kapsamlı söyleşinin ilk bölümünde, 24 Temmuz savaş süreci, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri, öz yönetim direnişleri ve 15 Temmuz darbe girişimini değerlendiren Bayık’ın açıklamalarından bazı bölümleri kısaltarak paylaşıyoruz: 

Biz öz yönetim alanlarına tankla, topla girilmesini, halk üzerinde tam bir zulüm, baskı politikası uygulanmasını Saray merkezli bir saldırı olarak değerlendirdik. Nitekim Yalçın Akdoğan şunu söylüyordu; 'Bizim bu kadar şehirleri yakıp yıkacağımızı tahmin etmiyorlardı.' Bu değerlendirme, her türlü yakıp yıkma kararını nasıl aldıklarını itirafı olmuştur. Yoksa direnişçiler de, halk da direndiği zaman saldırıların olacağını biliyorlardı. Ama Yalçın Akdoğan bu saldırının nasıl kararlaştırıldığını, nasıl uygulandığını itiraf etmiş oldu. Çünkü böyle insanlık dışı bir saldırı Saray’ın, AKP iktidarının kendisini iktidarda tutmak için gerçekleştirdiği bir saldırıydı. Bu saldırıyı, Kürtleri yakıp yıkmayı, öldürmeyi ve soykırıma uğratmayı kendisini ayakta tutmanın bir aracı haline getirdi. Kendi iktidarını korumak için tarihte böyle insanlık dışı ölümleri, savaşları araç haline getiren iktidarlar sayılıdır. Bunlardan biri de AKP iktidarı olmuştur, Saray olmuştur. Kesinlikle bu kadar saldırının nedeni en başta da kendi iktidarını korumaktır, kendi hegemonik sistemini kurmaktır. Bunun için bu kadar Kürt karşıtlığı yapmıştır ve böyle yaparak bütün Kürt düşmanlarını yanına çekeceğini düşünmüştür. Kürtleri ezerek iktidarda kalacağını hesaplamıştır. Kürtlerin ezilmesi yönlü politikasıyla çeşitli güçlerin desteğini almayı hedeflemiştir.


Darbeciler savaş ortamında örgütlendi

Birçok güce tavizler ve imkanlar verildiği gibi, 15 Temmuz’da darbe yapan güçlere her türlü destek verildi. Onlara, "Savaşın, önünüz açıktır, yeter ki Kürtleri ezin, yok edin, her şey yapabilirsiniz" denildi. Böyle bir imtiyaz tanındı. Bu darbecilerin bu kadar rahat örgütlenmesi, darbe hazırlığı yapması, bu savaş ortamında oldu. Savaş ortamında onların dokunulmazlığı vardı. Onlara kimse dokunmadı. Onlar da bu dokunulmazlığı kullanarak kendilerini örgütledi. Saray, Kürtleri ezmek için bu kesimleri kullandı ve bunlar da sonradan kendini bu ortamda örgütleyip darbe yaptı. Çünkü bu kadar insanlık dışı saldırıyı herhangi bir ordu ve polis gücü kolay kolay yapamazdı. Bu kadar şehirlerin yakılıp yıkılmasını bir ordu komutanı yaptırmazdı. Bu kadar yıkımın kararını hiç kimse veremezdi. Bu kararı Tayyip Erdoğan vermiştir. O kadar hırslıdır ki, kendi iktidarı için her türlü yıkımı yapacağını ortaya koymuştur. Bu açıdan Saray çetesi dedik. Çünkü kimsenin böyle bir şey yapması mümkün değildir. Bu kadar ağır saldırının hesabının bir gün sorulacağını aklı başında olan herkes bilir. Nitekim korktuklarından 'yasal güvenceler çıkarılsın' dediler, yasal güvenceler çıkartarak sorumluluğun Erdoğan tarafından alınmasını sağladılar.


6-7 bin gerillanın 8 binini öldürmüşler!

Türk devletinin öz yönetim direnişlerindeki verdiği haberlerin yüzde 80-90’ı özel savaş amaçlıdır. Kesinlikle doğru değildir. HPG ve YPS Komutanlıkları bu konudaki bilançoyu net biçimde açıklamışlardır. Toplam 8 bin gerillayı öldürdüğünü söylemektedir. Bundan daha büyük yalan olamaz. Kendileri bir yıl önce gerillanın sayısının 6-7 bin olduğunu söylüyorlardı, ama 8 bini öldürmüşler. Peki bu kadar Dersim’den, Medya Savunma Alanlarına kadar, Serhat’tan Amanos dağlarına kadar hala binlerce gerilla savaşırken, mücadele ederken 8 binini öldürdük demek büyük bir yalancılık olmuyor mu? Bu, halkı aldatmak ve kandırmaktır. Halk Savunma Merkezi, gerillanın kayıplarının 480 civarında olduğunu söyledi. Burada ne eksik ne de fazla vardır. Öz yönetim direnişlerinde birkaç yüz sivilin katledilmesi vardır. Yerel gençlerin katledilmesi vardır. Yine açıklandığı gibi Şırnak’ta, Nusaybin’de, Gever’de şehitler de 50 civarındadır. Bu üç şehirdeki şahadetlerin toplamı da 150’dir.


Savaş artık dağla sınırlı değil

Kuşkusuz Türk devletinin şehirleri yakıp yıkması, savaşı çok kirli hale getirmesi karşısında bir tarz değişikliğine gidildi. Nusaybin’de, Şırnak’ta, Gever’de ve diğer öz yönetim alanlarındaki bir kısım YPS’linin ve az sayıda bu alanlarda bulunan gerillanın geri çekilmesi sağlandı. Bu çekilme çerçevesinde yeni bir savaş tarzı geliştirilmiştir. Hareketli bir savaş tarzı yürütülmektedir. Nitekim bu yönlü savaş tarzıyla bazı şehirlerdeki mahallelere devlet güçleri girmemektedir. Girse de kalamamaktadır. Artık savaş dağ, ova, şehir demeden her tarafta yürütülecektir. Metropollerde yürütülecektir, yürütülmektedir. Artık eskisi gibi savaşın dağla sınırlandırılması söz konusu değildir. Nitekim sürekli polislerin öldürülmesi, şehirlerde çatışmaların olması bu gerçekliği ortaya koymaktadır. Kuşkusuz dağda da hareket halindeki orduyu, yani gerillanın hareketini sınırlamak isteyen operasyon güçlerine karşı da gerillanın bir direnişi vardır. Ama esas olarak artık savaş gerilla üslerine dayanarak şehirlerde yürütülecek noktaya gelinmiştir. Bu yeni bir aşamayı ifade ediyor. Giderek daha da gelişecektir. Artık şehirlerde devletin, polisin hakimiyetinin tam sağlandığı bir durum olmayacaktır. Şehirlerde polisler eskisi gibi rahat yaşayamayacaklardır. Yine şehirlerde savaş güçleriyle ilişkili olan güçler artık buralarda rahat yaşayamayacaklardır. Çünkü savaşın, direnişin şehirlere taşınması ister istemez bunlarla da çatışma, bunlarla karşı karşıya gelme, bunların hedeflenmesi durumunu ortaya çıkaracaktır.


Hedefleri özel savaş sistemi kurmak

Çöktürme planıyla bir soykırım amaçlandığı görülmüştür. Kendilerine göre kaybettikleri soykırımcı sömürgeci egemenliği yeniden inşa etmek istemektedirler. Şimdi Cizre’de, Nusaybin’de, Şırnak’ta, Gever’de, Sur’da şurada, burada şuraya karakol kuracağım, buraya karakol kuracağım diyerek bütün şehirleri soykırım kampları haline getirmek istemektedirler. Toplumu zapturapt altına almak için her yere karakol kuracaklar. Toplum üzerinde böylece zulüm ve baskı düzeni kurmayı hedefliyorlar. Bu da yeni bir durumdur. Normal asker ve polisin kullanılmasıyla güvenlik sağlamayan bir devletin tümden şehirleri yok ederek soykırım amaçlı bir özel savaş sistemi kurmayı hedeflemesidir. Tümden şehirleri yok etmek bir hakimiyet midir, bir başarı mıdır? Bir zamanlar bir maarif bakanı "Şu okullar olmasaydı ben bu maarifi nasıl kolay yönetirdim" dermiş. Şimdi de mahalleri, şehirleri yok ederek ne kadar kamu güvenliğinin ve asayişin sağlandığını söylüyorlar. Bu açıdan ne kamu güvenliği sağlanmıştır ne asayiş sağlanmıştır ne de sömürgeci Türk devletinin Kürtler üzerinde kendi siyasal hakimiyetini, ideolojik hakimiyetini sağladığı bir durum söz konusudur. 


Mücadele daha radikal sürecek 

Aksine Kürtlerle Türk toplumu arasındaki bağlar daha da kopmuştur. Kürt toplumunun mücadelesini daha da radikalleştirmiş ve Türk devleti karşısında özgür ve demokratik yaşamını nasıl kuracağını öğrenmiştir. Kürt halkının kendi öz yönetim sistemini kurup korumadığı takdirde özgürlüğü sağlayamayacağını bir daha görmüştür. Bu direnişle birlikte Kürt halkının özgürlük ve demokrasi özleminin çıtası daha da yükselmiştir. Bekleyerek demokratik siyasetle çözüm arayan halk artık bundan sonra çözümü mücadelede arayacaktır. Bu bakımdan mücadelesini daha da örgütlü olarak, daha da radikal biçimde sürdürecektir. Eğer Türk devletinin bir başarısından söz edilecekse yarattığı bu sonuçlardır. Bu gerçekliğin iyi görülmesi gerekir.


 HABER MERKEZİ