
Kürtler ve demokrasi güçleri referandumda hayır oyu kullanacaklardır. Çünkü hayır tutumu demokrasi mücadelesinin çok önemli bir parçası haline gelmiştir. Eğer hayır oyu vermezlerse on yıllardır yürüttükleri demokrasi mücadelesine ters düşmüş olurlar. Bu açıdan Kürtler ve demokrasi güçleri referandumda hayır oyu vermek zorundadırlar. Yoksa kendi varlıklarını inkar etmiş olurlar. Bu değişikliklerin AKP ve MHP tarafından ortaya konulan gerekçeleri bile hayır oyu verilmesinin ne kadar haklı olduğunun kanıtıdır. AKP-MHP iktidarı tüm faşist iktidarlar gibi “içeride ve dışarıda tehlike var, bu nedenle vidaları sıkmak, sert tedbirler almak gerekmektedir” demektedirler. AKP-MHP iktidarının tüm savunması daha otoriter bir rejime ihtiyaç var ekseninde yapılmaktadır. 12 Eylül faşizminin anayasa yaparken gerekçeleri neydiyse AKP-MHP faşizminin sunduğu anayasa değişikliklerinin gerekçesi de aynıdır.
Kürtler ve demokrasi güçleri en başta da 7 Haziran seçimlerine yapılan siyasi darbe nedeniyle bu referandumda hayır oyu vereceklerdir. 7 Haziran seçim sonuçlarının yok sayılması ve siyasi darbe yapılması, bugünkü arzulanan otoriter sistemi yaratmak içindi. 7 Haziran sonrası seçim sonuçlarını yok sayarak yapılan darbeyle 20 Temmuz 2016’da ilan edilen Olağanüstü Hal’le yapılan darbe birbirini tamamlayan ve birbirinin devamı olan darbelerdir. Her ikisinin de mimarı, zihniyetleri bilinen Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’dir. Uygulamalar her iki darbenin de demokrasi güçlerine ve Kürt halkına karşı yapıldığını göstermektedir.
Anayasa referandumunda hayır demek, her şeyden önce 7 Haziran sonrası yapılan siyasi darbeye ve Olağanüstü Hal ile yapılan darbeye hayır demek olacaktır. Yenikapı mitingine katılarak soykırımcı faşist cephe içinde yer alan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve yönetimi “20 Temmuz’da bir darbe yapılmıştır” diyorlar. Kuşkusuz 20 Temmuz’dan bugüne kadar yapılanlar darbe dışında izah edilemez. Hiçbir normal ülkede bu tür uygulamalar yapılmaz. AKP-MHP iktidarı 15 Temmuz başarısız darbe girişimini gerekçe yaparak tüm muhaliflerini ezme harekatı yürütmektedir. Böylece tüm faşist diktatörler gibi muhalefet olmadan ülkeyi yönetmeyi hedeflemişlerdir. Bu açıdan tüm muhalifleri susturmayı ve ezmeyi hedefleyen bu darbelere karşı tutum alınması gerekmektedir. 12 Eylül’deki Kenan Evren yönetimi ile şu anki AKP-MHP iktidarı arasında hiçbir fark yoktur. 12 Eylül’de MHP lideri Türkeş “biz hapisteyiz, fikrimiz iktidardır” diyordu. Şimdi MHP’nin sadece fikri değil, kendisi de iktidardadır. Başbakan Binali Yıldırım MHP’nin bozkurt işaretini yaparak bunu doğrulamıştır.
7 Haziran seçimleri sonrası yapılan darbeyle halkın iradesine müdahale edilmiştir. 20 Temmuz 2016 darbesi de halkların siyasi iradesine darbe yapmıştır. Zaten tüm darbecilerin yaptıkları ilk şey, seçilmiş olanlara müdahale etmek olur. Dünyada da, Türkiye’de de hep böyle olmuştur. 7 Haziran ve 20 Temmuz darbeleri sonrası esas olarak muhaliflere ve demokrasi güçlerine darbe yapılmıştır. Bu bile AKP-MHP iktidarının diğer tüm darbecilerden daha tehlikeli olduğunun kanıtıdır.
15 Temmuz’da darbeciliğe karşı bir tutum ortaya konulmamıştır. Bir zamanlar Afrika’da olduğu gibi darbeci otoriter zihniyetlerin birbirlerine darbe yapması durumu yaşanmıştır. AKP’lilerin demagojik biçimde ifade ettiği gibi darbeciliğe karşı bir mücadele verilmemiştir. 7 Haziran seçim sonuçlarını yok sayarak yaptıkları darbeyi 15 Temmuz darbe girişimini gerekçe yaparak daha da kapsamlılaştırıp, derinleştirip yaygınlaştırmışlardır. İttihat Terakki zihniyetiyle Türkiye’de bir tarz haline gelen darbecilik şimdi AKP-MHP faşist iktidarında temsilini bulmuştur. Tarih, Tayyip Erdoğan’ın entrikacılıkta ve darbecilikte herkese nal toplattırdığını yazacaktır.
Şu anda Türkiye’deki mücadele darbecilere karşı demokrasi güçlerinin mücadelesidir. Darbecilik bu topraklarda son mu bulacak, yoksa yeni koşullarda sürdürülecek midir? Referandum sürecindeki hayırcılarla evetçilerin mücadelesi özü itibariyle bu iki eğilim arasındaki mücadele olarak geçecektir. Evetçiler demokrasi güçlerine karşı darbe yapanlardır. Hayırcılar ise Türkiye ve Kürdistan’daki demokratik birikim ve değerleri darbecilere karşı koruyanlardır. Bu referandumdan hayır çıkarsa bazı güç odaklarının bir araya gelerek darbeler yapma tarihi de son bulacaktır. 16 Nisan referandumu halkın darbecilere dur dediği tarih olacaktır.
Darbelerden her zaman en fazla Kürtler ve demokrasi güçleri zarar görmüştür. Şimdiye kadar darbelerden en fazla zarar görenler bu referandumda hayır cephesinde yer almaktadırlar. Bu gerçeklik bile referandumda hayır demenin darbeciliğe hayır demek olduğunu ortaya koymaktadır. Somut olarak da 7 Haziran seçim sonuçlarına yapılan darbeye ve 20 Temmuz darbesine hayır demek olacaktır. Bu nedenle şimdiden 7 Haziran öncesi demokratik güçlerin ortaklaşması rüzgarı esmektedir. Bu rüzgarla referandumdan hayır çıktığında eline ayağına kelepçe vurulan demokratik irade bu kelepçelerden kurtularak halkların demokrasi yürüyüşü çok güçlü biçimde gelişerek demokratik Türkiye ve özgür Kürdistan hedefine ulaşılacaktır.