
Belediyelerin gaspına karşı halkın tutumu nettir. AKP “atanmışları” tanınmayacaktır. Fakat bu yetmez. Demokrasiler öz savunmasız olamayacağı gibi kalıcı sonuçlar için devletçi sistem karşısında alternatif kurumlaşmaların geliştirilmesi de zorunludur.
Belediyelere el konulması, oraların AKP karakoluna çevrilmesinden başka bir anlam taşımıyor. Zaten AKP mevcut durumda sadece askeri zorla ayakta durmaya çalışıyor.
AKP siyasi, kültürel, moral yönden tümüyle bitmiştir. Bu sürecin belki de en büyük kazanımı budur.
Belediyelere de asker-polis zoruyla el koymuşlardır. Buna karşı direnişin diğer bir boyutu AKP eliyle şekillenen göstermelik hukuk resmiyetini tanımayıp demokratik halk belediyelerini kurmak olabilir. Tam da direnişin içindeyken bunu düşünmek gerekiyor.
Sınırları AKP eliyle çizilmiş bir legaliteye takılıp kalmak belediyeler açısından büyük bir handikap olur. Mevcut belediyeleri geri almak direniş açısından bir anlam taşıyabilir fakat esas kalıcı sonuçlar devlet resmiyeti dışında oluşturulacak belediyeler sayesinde sağlanabilir.
Bu kapsamda seçilmişlerin hiç biri görevini bırakıp gitmemelidir. Fakat mevcut belediyecilikte ısrar etmenin de fazla bir değeri kalmamıştır. Hukuki süreçlerden medet ummak veya seçimleri beklemek reel durumda en az iki yıl boyunca belediyeleri AKP’ye teslim etmek anlamına gelir. Bunun yerine her mahallede bir belediye kurulmasına öncülük yapılması önerilebilir. Sadece gasp edilen yerlerde değil, her yerde bunu yapmak gerekir. Böylece belediyeler direnişi her alana yayıldığı gibi yeni bir modelin önü de açılabilir.
Mahalleler özgürlük alanına dönüşürken AKP’nin atanmışları ise “kaymakamlık, vali yardımcılığı” görevlerini gasp ettikleri belediye binalarında sürdürürler. Tabi bu arada her an başlarına belediye kadar büyük taşlar düşeceği korkusuyla yaşayacaklarından şüphe yoktur. Darbe görevlileri olarak her an halkın hedefinde olacakladır. Bu işin doğası budur.
AKP açısından bu uygulamalardan zafer çıkmaz. Taarruzlarının büyüklüğü ne olursa olsun peşinen kaybetmiş olduklarının göstergesi Kürt halkının tutumu değil midir? Halkı kaybetmiş olanlar hiçbir zaferden bahsedemez! Türk halkını da şovenizme, milliyetçiliğe çeken yalanlarla uyutmaya çalışıyorlar ama her an emekçi halkın demokratik devrim isyanıyla karşılaşabilirler. Bunun için yeterince gerekçe oluşmuş durumdadır.
Öte yandan önerdiğimiz gibi, halkın meşru, seçilmiş görevlileri halkın belediye hizmetlerini her mahalle düzeyinde örgütlenerek sürdürmeyi esas aldığında “alternatif belediye” kavramına bile gerek kalmadan fiilen kurulan meşru belediyeler halkın belediyeleri olacak, diğeri önemsizleşecektir.
Hatta soykırım uygulamalarını sürdürürlerse, zamanla “devletin seçimlerine” de girilmeyip halkın kendi seçim sistemi gelişecektir. Bunun için devlete vergi vermek, askerliğine, mahkemelerine, okullarına gitmek, yasalarına uymak gibi uygulamalara son verilmesi gerekir. Yani direniş kapsamı bütünlük sağlamalıdır yoksa “Kayyum” adı altındaki faşist darbe uygulamaları kaldırılsa bile AKP ve devletçilik gölgesi kalkmayacaktır.
Tarihsel fırsatlar bazen böylesi faşist saldırılar ve darbe ortamlarında doğar.
Belediyeciliğimizin AKP ve diğer sistem partilerinin belediyeciliğiyle kıyaslanamayacak kadar şeffaf, temiz ve demokratik olduğundan zerrece kuşku yoktur. Buna karşın kendi demokratik sistemimizi geliştirme konusunda henüz yeterli mesafeyi almadığımız da açıktır.
Bunun için halk meclisleri ve komünlere dayalı toplumsal örgütlenmenin hızla geliştirilmesi ve demokratik belediyeciliğin de bunun içinde ifade edilmesi gerekir. Bugüne kadar bunlar yeterince yapılmadığı için belediyelere halkımızın bazı haklı eleştirileri olmuştur. Yine bu yüzden belediyelerin öz savunma sistemi gelişmemiştir.
Halk meclisleri ve komünlerine dayanmayan belediyelerin ve genelde demokratik siyasetin darbelere karşı korunması zordur.
Radikal bir direniş ve buna paralel olarak radikal bir demokratik dönüşüm sürecini esas almak yerine yasallığa endeksli yaklaşımlar direnişi gerileteceği gibi kalıcı sonuçlar doğurmasını da engeller.
AKP bir soykırım ve darbe rejimi partisidir ve daha birçok darbe girişiminde bulunmaya devam edecektir. Direniş de buna göre örgütlü olmak zorundadır.
On binlerce emekçinin ve özellikle Eğitim-Sen üyesi öğretmenlerin işine son vermeleri de darbeler tarihine geçmiştir. AKP “taarruz” halindeyken öğretmenler ve diğer emekçiler evlerinde oturacak değillerdir. Belediyeler gibi onlar da halkın okullarında (meclislerde, komünlerde, köylerde, sokaklarda, bahçelerde, iş yerlerinde, halkın belediyelerinde, hatta evlerde) öğretmenlik yapabilirler.
Yani darbeler karşısında direniş ve toplumsal örgütlenme birlikte yürütülürse sonuç alınır.
Şimdi özyönetim direnişini hem serhildanlarla hem de büyük bir halk örgütlenmesiyle zafere taşıma zamanıdır.
Belediyelere bu ruhla sahip çıkıldığında ortada ne sömürge atanmışları ne de sömürgecilik kalır.
Nurettin Demirtaş