KHK’lerle kapatılan kurumların mal varlıklarına el konulması ile ilgili İstanbul 9. Daire Mahkemesi Başkanlığına, Maliye Bakanlığı hakkında dava açılmasına talep eden ÖHP’nin davacı sıfatı bile gasp edildi.

Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP), geçtiğimiz günlerde 677 ve 679 sayılı KHK’lerle kapatılan muhalif kurumlar ve Kürt kurumlarının mal varlıklarına el konulması hakkında İstanbul 9. Daire Mahkemesi Başkanlığı’na başvuru yapmıştı. Maliye Bakanlığı İstanbul Defterdarlığı’nın KHK İşlemleri İl Bürosu hakkında açılmak istenen dava ile ilgili Maliye Bakanlığı’nın idare mahkemesine dilekçe sunduğu ortaya çıktı. Maliye Bakanlığı’nın dilekçede derneklerin kapatıldığını ve mal varlığının kendilerine geçtiğinden bahisle davacı sıfatının da kendilerinde olması gerektiğini iddia ederek, dosya fotokopisinin alınmasından sonra davanın takip edilip edilmeyeceği hususunu bildireceğini söyledi. Verilen dilekçenin ardından İdare Mahkemesi’nin, “Dosyadaki davacının yerine, kanun gereği geçen Maliye Hazinesi’nin davaya davacı sıfatı ile kabul edilmesi”ne karar verdiği ortaya çıktı. 

Konuyle ilgili yazılı açıklama yapan Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP), söz konusu kararın kendilerine tebliğ edilmediğini ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nde (UYAP) yapmış oldukları inceleme sonucu öğrendiklerini ifade etti. “Devlet şimdi ise davacı sıfatını gasp ediyor” başlığı ile yayınlanan açıklamada, “OHAL ve KHK’lar ile kapatılan derneklerin ve dernek üyelerinin açmış oldukları davalarda şimdi ise davacı sıfatları ellerinden alınmak isteniyor” denildi. OHAL’in ardından bir çok kurumun kapatıldığını ve mal varlığına el konulduğunu hatırlatan ÖHP, açıklamasına şöyle devam etti: “677 sayılı ve 679 sayılı KHK’lerle kapatılan muhalif kurumlar ve Kürt kurumları için İdare Mahkemelerine Platform olarak iptal davası açmıştık. Geçtiğimiz günlerde Maliye Bakanlığı’nın dilekçe ile davacı olunan dosyalarda mahkemeye dilekçe ile başvurarak derneklerin kapatıldığını ve mal varlığının kendilerine geçtiğinden bahisle davacı sıfatının da kendilerinde olması gerektiğini iddia ederek dosya fotokopisinin alınmasından sonra davanın takip edilip edilmeyeceği hususunu bildireceğini UYAP’tan henüz yapmış olduğumuz inceleme ile öğrenmiş olduk. 


KHK’ları bile aşıyor

Bakanlık bu talebini KHK’ye ve OHAL İşlemleri Değerlendirme Komisyonunun görüşüne dayandırmıştır. KHK’lerde kurumun kapatılması ve malvarlığının hazineye geçmesi dışında bakanlığa tanınan herhangi bir yetki verilmemiştir. Dolayısıyla bu durum, hukuka aykırılığı sabit olan KHK’leri bile aşkın bir uygulama. Bir KHK devletine dönüşen Türkiye’nin bu uygulama ile KHK devleti olma durumunu bile aştığını söyleyebiliriz. Bahsedilen OHAL Komisyonu’nun Değerlendirmesi ise Komisyon’un şimdiye kadar bir karar vermemiş olması nedeniyle yapılmış bir değerlendirmeden bahsedilemeyeceği için şüpheli bir durum söz konusu.” 


Erişim ve saygı hakkı ihlali

Yayınlanan dilekçede bakanlığın, davacı sıfatının kendisine geçtiğini iddia ettiğini aktaran ÖHP, “Davacı olarak bakanlığın kaydının yapılmasından sonra davanın bakanlığın lehine olup olmayacağını değerlendireceğini ve sonuca göre takip edip etmeyeceklerini bildireceklerini, dava bakanlığın lehine değilse davadan feragat edeceklerini ifade ediyor. Bu durum, çok açık bir şekilde mahkemeye erişim hakkının kısıtlanması demek. Bununla birlikte dosyadaki bilgi ve yazılara erişimleri nedeniyle ayrıca özel hayata saygı hakkının ihlali niteliğinde” diye kaydetti.


 Kurum mal varlığından ibaret değil

ÖHP açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi: “Bu durum AİHM’in OHAL Komisyonu’na başvuru yapılmasını işaret ederek başvuruları reddetme gerekçesini de boşa çıkarıyor. Çünkü adil yargılanma hakkının bir gereği olarak karar ve işlemlere karşı ‘bağımsız ve tarafsız bir mahkemeye başvuru’ hakkının mevcut olması gerekir. Aynı şekilde başvuruda kendisini bizzat savunma veya kendisinin belirleyeceği bir avukat tarafından savunulma hakkı adil yargılanma hakkının olmazsa olmaz bir parçası olarak düzenlenmiş. Bakanlık ise kurumun KHK ile kapatıldığını ve malvarlığının da kendisine geçtiğini ifade edip dolaylı olarak kurumun da kendilerine geçtiğini iddia ediyor. Hâlbuki kurumun malvarlığının bakanlığa geçmesi kurumun da bakanlığa geçmesi sonucunu doğurmaz. Kurumun kendisi malvarlığından daha geniş olarak ayrıca kişilik hakkına sahiptir. Kişilik hakkı ise ayrıca BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 16. maddesinde özel olarak düzenlenmiş ve OHAL/Sıkıyönetim hallerinde dahi sınırlanması mutlak olarak yasaklanmıştır. 

 Gerek kişi olarak tanınma hakkının bir sonucu olarak gerekse de adil yargılanma hakkının bir ölçütü olarak davasını bizzat veya avukatla temsil hakkının bir istisnası bulunmamaktadır. Ayrıca AGİT/ODİHR’in Örgütlenme Özgürlüğü Rehber İlkelerinde de (m. 117-120) örgütün kapatılma veya askıya alma hallerinde etkili başvuru haklarının olduğu ve kişiliklerinin de kesin bir yargı kararına kadar devam ettiği vurgulanıyor.”

 

AİHM’in argümanları da alındı

ÖHP, “Bakanlığın kurumların elinden davacı olma hakkını da gasp etmeye girişmesi AİHM’in iç başvuru yollarının tüketilmesi şartı nedeniyle başvuruları reddetmesi gerekçesini havada bırakıyor” diyerek bakanlığın kapatılan kurumları temsil yetkisini gasp etmeye başlamasının, AİHM’in elindeki argümanları ortadan kaldırdığını aktardı. ÖHP, “Adalet Bakanlığı’nın dosya bilgisini vermesi ve Maliye Bakanlığı’nın dosya örneğini alması ile birlikte davacı kurum ve kurum yöneticilerinin özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakları da böylelikle ihlal edilmiş oluyor. Bakanlığın, dilekçesinin ekinde davasını kapatılmadan önce üyesi olduğumuz Özgürlükçü Hukukçular Derneği dışında ayrıca Göç-Der, Gökkuşağı Kadın Derneği, Med Kültür Derneği ve Bağcılar Kül-Der (Mala Gel) bulunuyor. Bakanlığın yazısında gösterilen dernekler dışında da dernek ve başkaca kurumların listesinin bulunduğu ve bu kurumların davacısı olduğu davalara da müdahale edileceğini, listenin CD olarak gönderilmesinden tahmin ediyoruz” dedi.

 

Mahkemeye direkt müdahale

ÖHP, “Son Anayasa değişikliği ile gerekse de OHAL KHK’leri ve uygulamaları nedeniyle yargının ses çıkaramaz bir biçimde yürütmenin bir organı haline getirildiği şu günlerde hükümetin hala mahkemelere güvenmediği de aşikâr. Dolayısıyla HSK’daki uygulamalar dışında en ufak bir biçimde aleyhe karar çıkmaması için yargıçları bir başka koldan daha denetim altına almak için davaların denetimini bakanlığa verme girişimi olarak kabul edilebilir. Böylelikle tüm davaları devletin kendisi (bakanlık) yürütecek ve binlerce dosya içerisinde küçük bir ihtimal de olsa bir mahkemenin aykırı bir karar vermesi engellenmek istenmektedir. Dolayısıyla adil yargılanma hakkının bir diğer ölçütü olan ‘davaya ve mahkemeye müdahale etmeme’ ilkesi de bu uygulama ile aşılmaya çalışılıyor” diye belirtti. 


MA/İSTANBUL