Davutoğlu niye gitti? Diye bir yazı yazmak istiyordum. Yazıya başlamadan önce her sabah ki rutinlerden biri olan ANF’den haber başlıklarına baktım. Aşağıdaki başlıklar ANF’nin 15 görüntülü başlığı.
* Türk savaş uçakları Kandili bombaladı.
* Nusaybin’de direniş 56’nci gününde.
* Saray çeteleri Şırnak kırsalını obüsler ile vurdu.
* Terolar’da 16 kisi gözaltına alındı.
* Nusaybin’de yoğun çatışmalar yaşanıyor.
* Saray çeteleri Şırnak’ın çevresine hendek kazıyor.
* Dersim ve Hakkari’de Türk ordusuna ağır darbe.
* Gümüşhane ve Giresun’da gerilla eylemleri.
* Terolar’daki direnişe saldırı.
* Şırnak’ta bombardıman şiddetlendi.
* Berlin’de Rojava temsilciliği açıldı.
* Türk askeri iki Rojavalı’yı katletti.
* Dündar ve Gül’e destek fezleke konusu oldu (Demirtaş için tabii ki).
* Güney Kürdistanlı aydın ve yazarlar: Kürdistan’da Türk askeri istemiyoruz.
Davutoğlu Kürdistan’ın kuzeyinde, doğusunda ve güneyinde böyle bir ortam arkasında bırakarak gitti. Kürdistan’da büyük katliamlar yaptı. İnsanlar topluca katledildi.
Büyük oranda toplum ve aydınlar Davutoğlu niye gitti diye tartışıyorlar. Basına yansıdığı kadarı ile AKP MKYK’da alınan son kararda, Parti başkanı olarak yetkilerinin sınırlandırılması tepki olarak gitmiş, ya da gönderilmiş… Bu toplumda en kabul edilir bir neden olarak iyi düşünülmüş ve planlanmış. Gerçek nedenin ne olduğu ise henüz sır. Aşağıda vereceğim bazı semboller bu sırrı biraz aralayabilir.
Davutoğlu niye geldi ise gidiş nedeni de odur diye düşünmek bence doğru olanıdır. Ancak bu tartışılmıyor. Davutoğlu başbakan olarak atandığında, başbakan adayları arasında sonuncu gibi gözüküyordu. Ancak o başbakan oldu.
Niye?
Daha başbakan olmadan, köşeci polis, ya da polis köşeci onunla ilgili şöyle bir not düşmüştü. Gülen, Davutoğlu ile ilgili kendi medyasında negatif haberler yapılmamasını istemiş. Bu bir.
Davutoğlu döneminde, Ortadoğu halkları başta olmak üzere, öncelikle Kürtlerin başına bela olan İŞID denilen oluşum gelişti, gürbüzleşti… O kadar gürbüzleşti ki, Amed’de ve Ankara’da Kürtleri ve dostlarını toplu katliama uğratacak eylemler yapacak kadar pervazsızlaştı. Buna kontrollü pervasızlaşma da diye bilirsiniz. Bu kontrollü pervasızlaşma şimdiler de Kilis’te kontrol dışına çıktı. Bu iki.
Erdoğan ne Şam’daki Emevi Camii’sinde, ne de Amed’de Ulucamii’de zafer namazı kılamadı… Bu üç.
Davutoğlu’nun, ilişkilerin çok gergin olduğu İran ziyaretinde, Zarraf’ın iş ortağı Babek Zencavi idam cezası aldı. Bu tesadüf değildir. İki nedeni olabilir. Ya misafire jest, ya da misafire gözdağı… Hangisi doğru bilmek zor. Ancak Ortadoğu kültüründe misafirlere jest yapılır. Ayrıca hemen akabinde Zarraf’ın Amerika’ya gidip teslim olması birlikte düşünüldüğünde daha çok Davutoğlu’na jest gibi gözüküyor. İran, Babek ve Zarraf zinciri ile Erdoğan ve çevresi ile ilgili büyük uluslararası yolsuzluk dosyaları Amerika’ya taşındı. Davutoğlu, kendisine jest Erdoğan’a tehdit olan bu zincirin nersinde?... Bu dört.
Ve bence Davutoğlu’un İran ziyareti, Erdoğan tarafından ipinin çekildiği gündür… Erdoğan’ın en son Malatya’da yaptığı konuşma da "hiç beklemediğimiz yerlerden darbe yedik“ derken kimleri kastediyordu… Darbe yediklerini ya da kandırıldıklarını daha önce açıklamıştı zaten. Şimdikiler kim?...
Kısacası Davutoğlu niye geldiyse o nedenle de gidiyor.
Geliş nedeni de, gidiş nedeni de ayni, ancak bir fark var. Belli ki Erdoğan’a verdiği sözleri tutamadı ya da bilerek tutmadı.
Oldukça kısa süren Davutoğlu dönemini şöyle özetleyebiliriz. Davutoğlu başbakan olduğunda Ortadoğu bataklığında Saddam çoktan gitmişti yerine Esad gelmişti. Davutoğlu giderken o bataklıkta, daha Esad sırasını doldurmadan, onun ile ayni sıfatları taşıyan bir Erdoğan’da oldu. Bir bataklıkta iki lider…
Davutoğlu giderken çok da mutsuz değil. Gerçi yüzünden mutsuzluk ifadesini okumak zor. Tipki Otistik insanların yüz ifadesini okuyamamak gibi bir şey.
Şimdilik bilinmez… belki de gittiği için mutludur…