Gerek AKP kongresi ve gerekse de daha sonra katıldığı birçok programda Dışişleri Bakanlığı döneminde iflas etmiş ‘Derin’ politikaları, yani Neo-Osmancılık olarak tanımlanan ham hayalleri çağrıştıran söylemlerde bulunan Davutoğlu’nun Erdoğan’ın meşru-gayrimeşru yol ve ittifaklarla kurduğu denge siyasetini temsil edip edemeyeceği merak ediliyordu.
Başbakanlığının cicim aylarında Türkiye ve Ortadoğu’nun fay hatları üzerinde şımarık çocuk edasıyla dolaşan Davutoğlu’nun şuana kadar ortaya çıkardığı performans ve profilin, önümüzdeki süreçte hem ülke ve bölge hem de kendi hükümeti açısından hayra alamet olmayacağı görülüyor.
Öncelikle DAİŞ terör örgütü çeteleri ile içine girdiği ittifakla uluslararası arenada rahatsızlık yaratan Davutoğlu Hükümetinin, DAİŞ tarafından alıkonulduğu iddia edilen Türkiye’nin Musul Konsolosluğunda görevli ‘49 rehineyi serbest bıraktırması’ her ne kadar Davutoğlu, hükümeti ve yandaşları tarafından farklı lanse edilse de; gerek iç gerekse de uluslararası kamuoyu tarafından sorgulanmaya devam ediliyor.
Öte yandan 2013 Amed Newrozu’nda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından milyonların şahitliğinde açıklanan sürece yaklaşımda da Davutoğlu ve hükümeti hoyratça hareket ediyor. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın vasisi Avukat Mazlum Dinç’in İmralı ziyareti sonrası basına yaptığı açıklamada; Sayın Öcalan’ın gelinen aşamada başlaması gereken müzakerelerin başlamaması, hükümetin bu konuda müzakerelere yanaşmayarak somut adımlar atmaması, buna ‘PARALEL’ olarak hükümetin ittifak içinde olduğu DAİŞ’in Kobanê’ye saldırması veya daha doğru bir ifadeyle saldırtılmasından rahatsız olduğunu açıkladı.
KCK Yürütme Konseyi’nin de benzer değerlendirmeler ile çatışmasızlığın anlamını yitirdiğini deklere etmesi, zorlu bir sürecin yaşanacağının işaretleri oluyor.
Tam bu noktada Ortadoğu ve dünyada meşru ve güçlü bir aktör olduğu artık kabullenilen Kürt Özgürlük Hareketinin, “Rojava ve Başur’da çatışma Kuzey’de çatışmasızlık gibi bir durumun olmayacağı” şeklinde, KCK Yürütme Konseyi düzeyinde yaptığı açıklamayı pratik kararlara dönüştürmesi ve Kuzey Kürdistan’ı da topyekun direniş sahası ilan etmesi halinde yaşanacak gelişmeler karşısında prematüre bebek misali çelimsiz olan Davutoğlu Hükümeti, çatışmasızlık koşullarında olduğu gibi ülkeyi kolayca yönetebilecek ve bölgede at koşturabilecek midir?
Kesin cevaplar vermek sosyal bilime ters olmakla birlikte kimi tahminler yapılmasına engel bir durum da yok.
Bunun için denklemdeki aktörlerin nasıl hareket edeceklerine dair ihtimalleri göz önünde tutmak gerekir. Hiçbir ihtimal konunun öznesinden bağımsız gelişemeyeceği için Davutoğlu ve hükümetinin de tahliline ihtiyaç vardır.
‘Stratejik Derinlik’ kitabının yazarı ve komşularla sıfır problem safsatasının mimarı Davutoğlu’nun kafası nasıl çalışıyor fazla bilemiyoruz. Ancak Dede Korkut masallarıyla büyüyen ve Deli Dumrul’a özenerek Neo-Osmancılık hayalleri kuran Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı döneminde, şuanda kanlı bıçaklı oldukları (Erdoğan nedeniyle) Gülen Cemaati’nin yurt dışında okul açması için gösterdiği gayretlerin dışında kayda değer bir ‘başarısını’ göstermek mümkün değil…
Ne Erdoğan gibi kitleleri etkileyebilecek hatipliğe sahip, ne de Fethullah Gülen’in sığındığı ABD gibi güçlü bir hamisi… İşin komik tarafı yukarıda Davutoğlu’nun özendiğini söylediğimiz Deli Dumrul’un, kurumuş bir nehir üzerinde de olsa bir köprüsünün olması…
Peki Davutoğlu’nun nesi var ve neye güvenerek daha oturduğu koltuk ‘vücut’ şekline uyum sağlamamışken bu kadar tehlikeli oynayabiliyor?
Aslında başka bir soru da şu: Davutoğlu ile Erdoğan yüzde yüz uyum içinde mi? Erdoğan, Davutoğlu’nun yürüttüğü politikaları onaylıyor mu, benimsiyor mu?
Bu konuda taraflar açıklama yapmamışsa da BM ve benzer kuruluşların DAİŞ’e karşı mücadele etme konusunda aldığı kararlara imza koymayan Davutoğlu Hükümetinin aksine Erdoğan, kararları destekleyecekleri anlamına gelen ifadeler kullandı. Çünkü Erdoğan, mevcut politikanın kurduğu ve daha da güçlendirmek istediği hegemonyaya zarar vereceğini biliyor. Bunu bildiği için de devreye girerek bu politikada rötuşlar yapma ihtiyacı hissetti denilebilir. Peki Davutoğlu mevcut tutumunu sürdürür ve tehlikeli-organize işler çevirmeye devam ederse, söz konusu rötuşlar revizyona dönüşebilir mi?
Görünen odur ki Davutoğlu ve hükümeti politikalarını gözden geçirmez, DAİŞ gibi çetelerle ittifaktan vazgeçerek Kobanê başta olmak üzere Kürtlere saldırmayı bırakmaz, Türkiye’de Kürt Halk Önderi Öcalan tarafından başlatılan süreç konusunda müzakerelere geçmeyi kabul etmez ve illa da kovboyculuk oynayacağım derse ortaya çıkacak ‘olası durumlara’ karşı bir yıl dayanamaz ve kızağa alınır.
Sanırım herkes için en hayırlısı Davutoğlu’nun bıyık traşıyla sınırladığı değişimi zihniyet ve somut politika düzeyine getirmesi ve aklı selim politikalara yönelmesidir.
Bu durumun en az Davutoğlu kadar ‘alanında başarılı olan’ (?) Akdoğan tarafından da görülerek, derin kulaklara fısıldanması Davutoğlu, hükümeti ve AKP için can simidi görevi görebilir.
Davutoğlu Hükümeti’nin ömrü ne kadar sürer?