Güney Kürdistan’dan bir siyasetçi çok önemli bir bilgi ile berabar bu süreci anlamamız gerektiğini bana söyledi. Verdiği bilgi ilginçti. Normal zamanlarda normal karşılanabilecek bir bilgiydi. Ama çatışmaların ve ilişkilerin karmaşıklaştığı bu süreçte hiç normal değildi. Çünkü 24-25 Temmuz’daki büyük hava saldırılarından önce Davutoğlu’nun bizzat talimatı ile Güney Kürdistan’a Barzanilere 158 Milyon Dolar transfer edilmiş. 14 Temmuz 2015 günü ya da bir iki gün önce Ahmet Davutoğlu özel bir talimat ile Mesud Barzani-Neçirvan Barzani’ye 158 Milyon Dolar gönderilmesi gerektiğinin talimatını verdi. AKP hükümeti de kendisine göre uygun yol yöntemleri oluşturap Mesud Barzani’ye, KDP’ye 158 Milyon Doları göndermiş. Bu bilgiyi öğrendiğimde Güney Kürdistan’da KDP’ye yakın kaynaklara sordum.
Türk devletinin eskiden beri KDP’ye ekonomik ve siyasi yardım yaptığını söylediler. Son dönemlerde Güney Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile Bağdat yönetimi arasındaki gerilim nedeni ile mali alanda ciddi sorunlar yaşandığını ve Barzani yönetiminin de fazlasıyla sıkıştığını, bu nedenle de sıcak para sorunu yaşadıkları için Türkiye başta olmak üzere başka güçlerden de para talep ettiklerinin doğru olduğunu söylediler. Çünkü, memur maaşları ve bazı temel giderlerin karşılanması için Güney Kürdistan hükümetinin ciddi anlamda zorlandığı aylardı, bir gerçekti.
Ancak AKP hükümetinden Güney Kürdistan’a 158 Milyon Doların transfer zamanlaması dikkat çekiyordu. Çünkü 24-25 Temmuz 2015, Türk savaş uçaklarının 400 hedefi onlarca savaş uçağı ile günlerce bombaladığı zamanın öncesine denk geliyordu. Ve Türk savaş uçaklarının Güney Kürdistan’da gerilla alanlarını, köyleri, ormanları bombaladığı bu zamanda KDP’nin ve Mesud Barzani’nin takındığı tutum da dikkat çekiciydi.
Bütün dünya alem Türk savaş uçaklarının Güney Kürdistan’ı bombalamasını doğru bulmuyor, kınıyor ve eleştiriyordu. Ancak Güney Kürdistan Hükümeti Başbakanı Neçirvan Barzani ile Bölgesel Başkan Mesud Barzani bombardımanın Türk devletinin hakkı olduğunu savunuyordu. Daha da ileri giden Barzaniler, AKP hükümetinin Başbakanı ve Türk Cumhurbaşkanı ile görüşmüş, ardından "Türk devletinin bu bombardımanlarını destekliyoruz" açıklaması yapmışlardı. Hatta 25 Temmuz günü Ahmet Davutoğlu canlı yayında aynen şunları söylemişti: "Bugün Sayın Barzani ile görüşmemiz oldu. Cumhurbaşkanımız ve benim temaslarım sürecek. Barzani ile bir saat konuştuk. Barzani Türkiye'nin operasyonlarının haklı nedenlere dayandığı ifade ettiler. Teröre karşı Türkiye ile beraber çalışmaya hazır olduklarını, işbirliği ile katkı sağlayacaklarını ifade ettiler. Temasların sürmesine karar verdik. Mutabakat açıklandı."
Davutoğlu kendisinden çok emin bir şekilde bu açıklamayı yaptı. Ardından hem Neçirvan Barzani hem de Mesud Barzani de Ahmet Davutoğlu’nu tamamlayan açıklamalar yaptı. Hatta Barzaniler Türk devletinin ve AKP’nin saldırılarını haklı bulup "PKK’nin Güney Kürdistan’dan çekilmelesi, silah bırakmaları gerektiğini" ifade ettiler.
Tam da bu açıklamaların ardından 1 Ağustos’ta Türk savaş uçakları Zergelê Köyü'nü bombaladı ve sivilleri katletti. Ulusal duyguların güçlü olduğunu sandığımız Mesud Barzani bu konuda kayda değer tutum sahibi olmadı. Daha önce Mexmûr’a giden gerillayı ziyaret eden, tebrik eden Mesud Barzani Türk devletinin Kürt köylülerini katletmesine ses çıkarmıyordu. Bu yetmezmiş gibi ısrarla PKK gerillalarının Güney Kürdistan ve Şengal’deki varlığını tartışmaya açıyorlardı.
Ama Türk devletinin 24-25 Temmuz’da başlattığı ve günlerce süren ağır saldırılarından PKK büyük bir darbe yemeden çıkınca; ve KDP dışındaki bütün Güney Kürdistanî yapılar Zergelê’ye gidince, Güney Kürdistan halkı da Türk devletine öfkelenince, KDP’yi eleştirmeye başlayınca; bu kez KDP yönetimi ve Mesud Barzani manevra yapmak istedi. Zergelê’ye giden HDP heyetini çok sıcak karşıladı. Çözüm için arabuluculuk yapmak istediğini ifade etti. Ama bu küçük manevralar durumu kurtarmaya yetmiyor.
Çünkü Türk devleti sadece PKK’ye gerillaya yönelik değil Kürdistani olan bütün her şeye karşı topyekün savaş konsepti yürütüyor. Bu savaşın hedefinde bütün Kürt kazanımları var. Güney Kürdistan’da AKP’nin hedefindedir. Bu gerçek gün geçtikçe daha fazla ortaya çıktıkça Ahmet Davutoğlu’nun önce 158 milyon dolar göndermesi, ardından Türk devletinin bütün kirli işlerini yapan Feridun Sinirlioğlu’nu Güney Kürdistan’a göndermesi gerçekten tuhaf bir durumdur.
Dolayısı ile Türk devletinin Barzanilere Temmuz ayının ikinci haftası içinde bizzat gönderdiği 158 milyon doların ne anlama geldiğini öğrenmek durumundayız. Bu soru şudur: Davutoğlu 158 milyon doları gönderirken karşılığında ne aldı? Bu devletler arası bir borç verme olayı mıdır? Eğer resmi borçsa bunun resmiyeti nedir? Eğer borç değil, "karadan istihbarat paylaşımı" karşılığı ise KDP Türk devletine ve ordusuna bir hangi bilgileri verdi? Eğer "sus payı" ise bu Kürt'ün onuruna yakışır mı? Şimdi bu soruları net bir şekilde toplum sormalı, Güney Kürdistan Parlamentosu’ndaki partiler ve milletvekilleri sormalıdır.
158 milyon dolar, Kürdistan’ın katledilen köylüsünün, gerillasının, ormanın ederi olabilir mi? Bu kabul edilebilir mi? Bu tür ilişki biçimi Kürt'e kazandırır mı?