Başbakan Davutoğlu’nun geçtiğimiz günlerde yaptığı Dêrsim ziyareti, hükümet yandaşlarının yarattığı "acılım" beklentilerinin koca bir fiyasko olduğunu ortaya koydu.
Medya tarafından günlerce işlenen ve yaratılan boş vaatler balonu, Davutoğlu ziyareti ile patladı.
Öncelikle Davutoğlu ziyareti sırasında Dêrsim'de oluşan görüntü, yaklaşımın ne olacağının göstergesiydi. Şehri adeta işgal eden polis görüntüsü devletin Dêrsim algısının değişmediğinin en bariz göstergesiydi. Dêrsimli'nin ziyareti protesto edebilme hakkı güvenlik konsepti ile yok edilerek, devletin halka yaklaşımının güvenlikçi yaklaşımın ötesine geçmeyeceği bir kez daha pratikte kanıtlandı.
Davutoğlu’nun kendi yandaşları ve polis koruması altında gerçekleştirdiği ziyaret sonucunda, Dêrsim için yaratılan büyük 'açılım'dan "Munzur Üniversitesi" ve müzenin dışında bir şey çıkmadı.
Bu ziyaret ve konuşmalar sırasında atılacağı vaat edilen adımlardan ziyade, ne söylendiğine dikkat edilmesi gerekir. Başbakanın konuşmalarında karşımıza çıkan tablo, hükümetin ve devletin Dêrsim'e ilişkin bilinçaltı kodlarının değişmediğini göstermiştir.
Davutoğlu konuşmalarını yerel değerler ile örtmeye çalışsa da altında çıkan önemli gerçek, Dêrsim inancı açısında devletin hala Türk İslam Alevi çizgisi anlayışını sürdürdüğüdür. Alevi İslam’ı" "zorunlu din derslerinin artırılacağı", "Ahmet Yesevi devamcılar" vb. kavramlarının tümü Alevilik üzerindeki asimilasyon çalışmalarının devam edeceğinin göstergesidir.
Dêrsim inancını kabul etmek yerine kendine benzeştirmeye çalışmak, inanç önderleri içerisinde işbirlikçi bir kesim yaratma çabaları, AKP iktidarının Dêrsim asimilasyon çabalarını sürdüreceğini göstermektedir.
Davutoğlu’nun ziyareti sırasında içeresinde bulunduğu çelişkiler ise Dêrsimli'yi aldatma çabasının ne kadar sırıttığını göstermektedir.
Seyit Rıza’nın "seyit" olduğunu hatırlayan başbakan neden katledildiğini ve mezarının nerede olduğunu açıklama cesaretini gösterememiştir. Dêrsim Soykırımı'nın haksızlık olduğunu söylerken, özür dileme erdemliliğini göstermemiştir.
Bu soykırımın bir sonucu olan Dêrsim isminin iadesini dahi yalan propagandalara rağmen sağlamamıştır.
Bu ziyaretin trajikomik bir yönü de cemevine yapılan ziyaretti. Cemevini "cümbüşevi, kültür evi" olarak gören bir zihniyetin temsilcisi olan başbakan, cemevinde ne işi olduğunu izah etmelidir.
Başbakanın ziyaret ettiği cemevinin hala yasal bir statüsü olamadığı ve cemevinin bu iktidar tarafından inanç evi olarak görülmediği gerçeği bu ülkenin ayıbıdır.
Başbakan ziyareti sırasında yaptığı konuşmalarda Dêrsim'e, Dêrsimli'ye yapılan haksızlıkları sıralarken kendisinin başbakan olduğunu unutmuş bir şekilde konuştu.
Dêrsim'e haksızlık yapıldığını düşünen Başbakan, bu haksızlığı neden gidermiyor sorusu aklı başında her insanın aklına gelen önemli bir sorudur.
Kısacası, patlayan bir balon ve medya yalanının ötesine geçmeyen bu ziyaret ve benzeri ziyaretlerin Dêrsim'e merhem olmayacağı açıktır. Bizler açısından gerçek olan tek şey, Dêrsim’in kendi tarihsel kökleri ve değerleri ile ayağa kalkacağı gerçeğidir.
Dêrsimli açısından yapılması gereken birlik ve beraberliğini koruyarak özerk Dêrsim kültürünü ve sistemini inşa etmesidir.
Dêrsimlinin kurtuluşu ancak kendi kültür ve değerleri ile buluşarak, toplumsal dayanışmacı, komünal bir yaşamı kurması ile mümkündür.
Yoksa egemen zihniyetlerin Dêrsim için vaat edeceği tek şey, yok etme zihniyetinin ötesine geçmeyeceği gerçeğidir.