Aleviler 8 Şubat’ta iyi bir miting yaptılar. Taleplerini dile getirdiler. Zorunlu din dersini reddetmeleri ve anadilde eğitim istemeleri isabetli olmuştur. Böylece Kürtler dahil tüm toplumsal güçlerin ve demokratik güçlerin desteğini almışlardır. Bu nedenle okul boykotu da başarılı geçmiştir. Zaten Aleviler neden çocuklarını din dersine gönderiyorlar anlaşılır değildir. Tüm dersleri reddetme gibi bir durum olmadığından, sadece haftada bir dersi reddedeceklerinden başarılı olacak bir boykottur. Böyle tek bir derse tutum almaya tüm demokrasi güçleri ve tüm dünya sürekli destek verir. Türk devleti de Türklük andını kaldırdığı gibi bu zorunlu din dersini de kaldırır. Çünkü Alevilerin çocuklarına din dersinin verilmesini reddetmesi kadar meşru bir reddediş dünyada bulunmaz. Yine de bir günlük boykot önemlidir. Bu boykot, zorunlu din dersinin kısa sürede kaldırılmasına vesile olabilir. Bu dersin Alevi çocukları için kaldırılması konusunda önemli bir adım atılmıştır.

Bu boykota bir iki dernek ve vakıf dışında tüm Alevi dernek ve vakıflarının katılması önemlidir. Kürt Özgürlük Hareketi de bu mitingi ve boykotu desteklemiş, Kürt demokratik güçleri de örgütlü olarak mitinge katılmışlardır. Bu olumludur; ancak çok geniş çevre ile miting yapma Alevileri ilkesiz ve amaçlarına ters bir yola sokmamalıdır. Bu konuda dikkat edilmelidir. İlkeli olunmazsa en geniş birlik adına kimliğinden ve ilkelerden vazgeçme gibi bir durum yaratılır. Birliği en geriye adım atarak kurmak değil, ilkeli ve uzlaşıyla kurmak önemlidir. Yoksa birlik olduk, en geniş çevreyi kapsadık derken ilkelerden ve amaçlardan kopulur. Bunun kadar yanlış ve tehlikeli bir durum olamaz. 


Dedelere maaş tartışması Alevilik özüne terstir 

Alevi örgütleri mitingine bu defa şimdiye kadar Alevi mitinglerinden dışlanan Cem Vakfı taraftarları da katıldı. Alevileri devlete yamamaya, Aleviliği Sünnileştirme ve sistem içileştirmeye kapı açan Cem Vakfı taraftarları da mitinglere gelmezlerdi. Daha doğrusu alınmazlardı. Bu aslında yanlış değil, doğru tavırdı. Çünkü Cem Vakfı Aleviliğe ters tezler öne sürüyor, Aleviliği özünden boşaltmayı hedefliyordu. Ancak Alevi toplumu ve örgütleri Cem Vakfına tavır alınca Cem Vakfı bazı tezlerinden geri adım atmaya başladı. Yine devlet tezleriyle arasına kısmi bir mesafe koymaya ve şimdiye kadar yürüttüğü Kürt düşmanlığında kısmen değişiklikler yapmaya başladı. Cem Vakfı eski tezlerini ve devletçi kimliğini tümden bırakmış değil ama Alevilik karşıtı tezlerinde sarsılma yaşanmıştır. Bu nedenle mitinglere katılmasının kapısı açılmıştır. Ancak Cem Vakfı ve çevresine karşı ilkeli tutum takınmak ve yanlış tezlerine karşı mücadele etmeye devam etmek gereklidir. Bu yapılmazsa gerçek Alevilik konusunda tavizler verilmiş olur. Birlik yaratalım denirken bütünlük kaybedilir, Alevilik kaybedilir. Bu açıdan bu konu öyle niyet ve duygularla ya da pragmatik yaklaşılacak bir konu değildir.

Örneğin dedelere maaş bağlanması konusu. Geçen gün çok izlenen ve programları beğenilen bir televizyon kanalında çok talihsiz olarak yine dedelere maaş bağlanması konusu tartışılmıştır. Bu defa Cem Vakfı'nın direkt devlet maaş bağlasın ya da Diyanet maaş versin biçiminde değil ama farklı biçimde verilmesi önerisi yapılarak yine dedelere maaş bağlanması savunulmuştur. Böylece Aleviliği bitiren bir konuya bu defa utangaç ve farklı biçimde el atılmıştır. 

Aleviler haklı olarak imamların maaş almasını, Diyanete devletin bütçe vermesini eleştiriyorlar. Emevilerden bu yana İslami uygulamalara karşı çıkıyorlar. Yezid, Muaviye ve iktidarcı İslam’dan çok acı çektiklerini söylüyorlar. Bunların tümü haklı ve doğru değerlendirmelerdir. Ancak dedelere maaş ya da fon altında devletin merkezileşmiş bir kurumundan bir şey almak eleştirilene benzeşmekten başka bir anlama gelmez. Eleştirdiğine benzemek isteyen bir eğilim ve bu yönlü istekler Aleviler içinde güçlü olmasa da vardır. Bu da sofrasına oturulmayacak devletin, devlet kafalıların Aleviler içine sokmak istediği bir fitnedir. Devlet zihniyeti ve kafası zaten bir fitne kafasıdır. Sürekli devlet dışı bir toplum olarak kalmış, güzelliklerini ve özünü böyle korumuş bir inanca devlet kafasıyla bakmak, bu güzelliklerden vazgeçip devletin çirkinliklerini Alevilerin içine taşımak olur. 

Bir daha vurgulayalım ki, devlete yakınlaşmış, devlet kafasıyla formatlanmış kişilerin devletçi genleri, zihniyet ve uygulamaları Aleviliği içine sokmaları Aleviliğe ihanet ve Aleviliği özünden koparmaktır. Dedelere maaş ya da merkezi bir kurum tarafından fon bağlama tartışmaları da Aleviliğe ihanet ve özünden koparma tartışmalarıdır. Dedelere maaş önerisi çok tepki aldığından, şimdi başka bir biçimde devlet ya da merkezi bir kurumdan fon alma gibi önerilerle aynı yola girilmek istenmektedir. Daha doğrusu yoldan çıkılıp başka bir yola girilmek istenmektedir.


İnançlar devlete değil, topluma aittir 

Devlet kafasıyla formatlanmış kişilikler bir de kendi Muaviye tezlerine gerekçe yaratıyorlar. Çünkü kafaları Alevice düşünmüyor, devletçi düşünüyor. Devletçi düşünmek Muaviyece düşünmektir. Aleviler devlete vergi veriyorlarmış, o zaman hizmet eden dedelere maaş ya da fon bağlanmalıymış! O zaman siz neden imama, meleye maaş verilmesine karşı çıkıyorsunuz? Devletçi kafa ile düşünerek "devlete vergi veriyoruz, o halde devlet de bizim inanç hizmetlerimize katkı sunmalı, dedelerimize maaş bağlamalı" demek, Aleviliği devlete ve asimilasyoncu güçlere altın tepside sunmaktır. İşte kafa bu! Devlet formatlı kafaları hatırlatalım ki, Alevilik de tüm inançlar da devlet ortamında değil toplum içinden çıkmışlardır. İnançlar devlete değil, topluma aittir. Hatta devlete karşı çıkarak toplumun inancı olmuşlardır. Bu nedenle Alevi inancını, hizmetlerini, Alevi inanç işlerini devlete yamalamak ve devletten bir şeyler istemek Alevi özünden koparmaktır. Varoluşuna ters davranmaktır. Çağ değişti, devlet var ya da şehirlere geldik, devlete vergi veriyoruz, o zaman devlete yaklaşalım, devlet maaş versin, devlet bize hizmet versin demek, Aleviliği Sünnileştirme gibi Aleviliğe ihanettir, özünden koparmaktır. Buna da hiç kimsenin hakkı yoktur, hiç kimsenin böyle şeyler söylemeye dili varamaz. 

Dede şuraya buraya gidermiş, kim onun yol parasını verecekmiş! Biz cebimizden veremeyiz ki, deniyor. İşte bu, özrü kabahatinden büyük olmaktır; inanca basit yaklaşmaktır. Böyle diyenin inancından bile şüphe edilir. İnsanlar inancını yaşamak için canlarını verirler. Zaten inancı için ölmeye hazır olmayan inançlı da sayılmaz. Babalarımız, analarımız, dedelerimiz böyleydi; inançları için her şeylerini verirlerdi. En yoksul dönemlerde bile inançlarını sürdürmüşlerdir. En yoksul dönemlerde bile inançlarını eksiksiz yerine getirmişlerdir. Dedelere tabii ki toplum kendi cebinden verecektir. Dedelerin hizmet yapmasını böyle sağlayacaktır. Aleviliği ayakta tutmada dedelerin rolü çok önemliyse, Aleviler dedelerini kendileri yaşatacaktır, hizmetleri yapmasını sağlayacaktır. Bunu tartışmaya açmak Aleviliği tartışmaya açmaktır. Dedelerin yol parasını kim verecek diyenler hiç merak etmesin, toplum büyük bir istekle, inançla, coşkuyla, seve seve karşılar. Yeter ki toplum Alevi inancının özünden kopmasın, Alevilik devlete yakınlaştırılmasın. 

Devlete vergi veriyoruz, o zaman devletin verdiği maaş ya da fon da bizimdir demek toplumu aldatmaktır. Herkes biliyor ki devlet o vergiyi zorla alıyor. O vergilerle toplum karşıtı bir düzen kurulmuştur. O vergiler en fazla da toplum karşıtı işlerde kullanılmaktadır. Bu açıdan "biz vergi verdik, bizim paramızdır" diyen kendini kandırır. Devlet bürokratlarının çoğunluğunun devlet yanlısı düşünmesi, devlet kafasıyla hareket etmesi bunun en somut ifadesidir. Bu nedenle ''Vergi veriyoruz, o zaman devlet inanç hizmetlerimize yardımcı olsun'' demek, inançtan da, dinden de hiçbir şey anlamamaktır. 

İnanç, toplumun en temel kimliğidir. İnanç her şeyin önünde gelir. İnancı sapan özünden kopar, her şeyden kopar. Bu nedenle inanca böyle basit, mekanik, önemsiz yaklaşanlar inançtan hiçbir şey anlamayanlardır. Dedeye verilecek maaş ya da inanca bütçe ve fon başka şeylere benzemez. Derler ya, damardan girme; böyle bir şey damardan girmeye izin vermek olur. Bir daha vurgulayalım; dedeye maaş, fon isteyenler, Alevlikten vazgeçmek isteyenlerdir. Dedeyi en büyük itibarsızlaştırma böyle yapılır. Böyle bir zihniyet, dedelik kurumuna yapılmış en büyük saldırıdır. Toplum dedeye hizmetin karşılığını verir. Toplum dedelerin hizmet vermesini sağlar. Eğer Alevilerse bundan kuşku duymamalıdırlar. 


Alevilik bilinci muğlaklaştırılmamalı, devletten uzak tutulmalı

Aleviler ne Diyanette yer almalılar ne de bizim de diyanet gibi bir kurumumuz olsun talebinde bulunabilirler. Alevileri merkezi bir mekanizmaya kavuşturmak da diyanet işleri başkanlığı istemek gibi bir şeydir. Bu da Aleviliğe ihanettir. Çünkü bunun bir adım ötesi Aleviliği bir iktidar zemini haline getirmek olur. Aleviliği bazılarının iktidar aracı yapmasına sunmaktır, devlete yamamaktır. 

Alevilerin ocakları vardır. Her ocak, her dedelik kurumu ayrıdır. Kendi kimliği ve karakteri vardır. Hiçbir yerle alt-üst bağlantısı içinde değildir. Mürşitle pir arasında bile bir hiyerarşi yoktur, hizmet farklılığı vardır, misyon farklılığı vardır. Hangi konuda olursa olsun, hiçbir farklılık diğeri açısından üstünlük nedeni değildir. Bu açıdan Alevi ocaklarının ve örgütlenmelerinin ilişkisi olsa olsa demokratik konfederal olur. Bunun dışındaki her ilişki Aleviliği özünden koparmaktır. Çünkü Alevi ocakları tarih içinde hep demokratik konfederal olmuştur. Her ocak kendi içinde bir bütündür. Kendi ilişkisi ve kurumları kendine aittir. Tüm diğer ocak ve kurumlarla ilişkisi de hiyerarşik değil, demokratiktir. Bu nedenle Aleviler için bir merkezi kurum yaratalım ya da bir postnişin olsun, herkes ona baksın demek Aleviliğin inanç tarihine ters düşmektir.

Hiç kimse inanç mühendisliği yapmamalıdır. Alevilik yüz yıl önce neydiyse özü ile yaşanmalıdır. Köyümüzde, Aleviliği var eden topraklarda Alevilik nasıl yaşanıyorsa öyle yaşatılmalıdır. Sadece çağdaş olarak özüne ters düşmeden güncellenebilir. Yoksa çağ değişti diyerek özü değiştirilemez, hatta biçiminde bile köklü değişiklikler yapılamaz. Topluma ve inanca ters olan kapitalizmdir. Kapitalist modernist yaşam toplumsallıktan kopmak ve bireyselleşmektir. İlerici ve modern hale gelmek değildir. Şehre göç ettik, o zaman toplumsal olamayız, Aleviliği eskisi gibi sürdüremeyiz dersek, kapitalizmin toplumsallığı dağıtıp herkesi birey haline getirme karakterine, daha doğrusu saldırısına teslim olmuş oluruz. Kimse de Alevilerden teslim olmayı bekleyemez.  

Alevilerin birlik olması önemlidir. Bireysel ve grupsal tutumlarla birlik dışı davranmak doğru değildir. Hiç kimse Aleviliği bireysel ve grupsal çıkarlarına hizmet ettiremez. Ancak birlik adına Aleviliği yanlış anlayan ya da Aleviliği özünden koparmak ve asimile etmek isteyenlerin tezlerini de kabul edemeyiz. Birlik adına yanlışlıkları kabul edemeyiz ve uzlaşamayız. Aleviliği ve Alevi bilincini muğlaklaştıramayız. Herkes buna dikkat etmelidir. Alevilerin de kırmızı çizgileri vardır. Bunlar, Aleviliği devletten uzak tutmak; Aleviliği asimilasyona yatırmamak, Aleviliği demokratik olmayan zihniyetlerin ve politikaların hizmetine sokmamaktır. 

Alevilik, devletçi, tekçi, merkeziyetçi, ulus-devletçi ve antidemokratik her zihniyet ve uygulamaya karşı çıkmadan kendini koruyamaz. Aleviler bin yıllar boyu ilkelerinden, inançlarından taviz vermemişlerdir; şimdi çağ değişti, devlet var, şehirlere geldik diyerek ilkelerden ve inançlardan vazgeçecek değillerdir. Kim Aleviliği özünden koparırsa ona karşı direnilmelidir. Gerekirse atalarımız, analarımız, dedelerimiz, inanç önderlerimiz tarihte çekilen acılara bağlılığımız gereği böylelerinin başına gök kubbeyi yıkmalıdır.