1931 yılında doğan Cemalettin Seber’i bizler Cemal Süreya olarak tanıdık ve çok sevdik. Çünkü o, şiirde ikinci yeni hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarındandı. Erzincan’ın Pülümür İlçesinde doğsa da, kendisini hep Dersimli olarak gören Süreya’nın Dersim’deki ailesi 1938’de Bilecik’e sürgün edilmişti. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin maliye ve iktisat bölümünü bitiren Süreya’nın ilk şiiri Mülkiye dergisinde 1953 yılında yayınlandı.
Süreya’nın üvey kızı Gonca Uslu’nun aktardığına göre iddiaya girmeyi çok seven şair arkadaşıyla bir telefon numarası üzerine iddiaya girmiş, kaybederse soyadındaki “y” harfinden birini sildireceğini söylemiş. İddiayı kaybetmiş ve Süreyya olan soyadını Süreya olarak değiştirmiş. “Süreya” soyadı ilk kez 1956 yılında yayımlanan “Elma” şiirinde görüldü. Nitekim kendisi de ismindeki “y” harflerinden birini attığını ilan etmişti.
‘Bizim’ Tayip Temel’in adı, normalde “Tayyip” olması gerektiğinden çoğu kere yanlış yazılıyor. Tayip’in Cemal Süreya’nınki gibisinden bir iddiaya girdiğini hiç sanmıyorum. Bu durum, kendisine Türkçe’yi pek iyi bilmeyen nüfus memurunun ‘armağanı‘ olsa gerek. Ama Tayip hevalim, bu durumun kendisine Allah’ın bir lütfu olduğunu düşünüyordur son yıllarda. Tayyip Erdoğan’la aynı ismi taşımamak gerçekten de ne kadar güzel bir şey!
Çeyrek yüzyıla yakın bir süredir Özgür Basın Geleneği’ndeyim. Bu geleneğin tedrisatından geçen kişilerin üç bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Böylesine onurlu bir kervana katılanlar arasında Tayip de var. O’nu hep gülümseyen ama o kadar da ciddi bir kişi olarak gördüm. Kürtçe gazetelerimizde çalıştığı için 24 saatlik mesailerime rastlamadı ama onun en ciddi tartışmalarında bile sesini yükseltmeyen biri olarak iyi tanıyorum.  
Özgür Basın Geleneği onu iyi tanır ama henüz çok fazla tanımayanlar için onu biraz anlatmak isterim: Tayip Temel, 1982 yılında Hakkâri merkezde dünyaya geldi. Daha lisedeyken gözaltı, işkence ve benzeri uygulamaların muhatabı oldu. Hakkâri Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra Van Yüzüncüyıl Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ne kayıt yaptırdı.
Yüzlerce öğrenci gibi Tayip Temel de, “Kürtçe eğitim dili olsun” talebiyle Üniversite Rektörlüğü’ne 2002 yılında dilekçe verdi ve rektörlüğün odasından jandarmalar tarafından gözaltına alındı. Yedi ay tutuklu kaldıktan sonra beraat ederek tahliye edildi.
Ancak böyle bir zihniyetin hakim olduğu bir üniversitede okumak ona anlamsız ve ahlaksızca geldiği için okulu bırakarak, imkanları çerçevesinde anadili olan Kürtçe’yi öğrenip-yazmaya ve gazeteciliğe adım attı. Dicle Haber Ajansı’nın 2004 yılında başlattığı Kürtçe muhabirlik kampanyasına katıldı ve 2005’e kadar DİHA Kürtçe muhabiri olarak İstanbul ve Diyarbakır başta olmak üzere birçok ilde haber izledi ve editörlük yaptı.
2006’da Azadiya Welat’ın günlük yayına başlaması projesinde gönüllü olarak yer aldı. Gazetenin yayın yönetmenliğini üstlenerek Kürtçe okuma ve yazmayı öğreten gazetede yazı da yazmaya başladı. 2006’da gazetede propaganda yapıldığı gerekçesiyle yazı işleri müdürlerine açılan davaların yanı sıra ona da dava açılarak mahkum edildi.
Yine 2008’de Urfa’da katıldığı bir anma etkinliğinde gözaltında katledilen gazeteci arkadaşımız Kemal Kılıç için “şehit” dediği ve aynı konuşmada “Kürdistan” kelimesini telaffuz ettiği için “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla hakkında dava açıldı ve yine mahkum edildi. Gazetenin genel yayın yönetmenliğini bırakmak zorunda kaldı.
En son 3 Ekim 2011 günü siyasi operasyonların gerekçesi haline getirilen ‘KCK’ kapsamında gözaltına alındı. 8 Ekim günü tutuklandı. Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamesinde kimi siyasetçilerle yaptığı haber amaçlı telefon konuşmaları ‘delil’ olarak gösterildi. Yargılaması halen sürmekte olan Tayip Temel, Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde bulunuyor.
Kürtçe’nin eğitim dili haline getirilmesi, anadilde savunma yapılabilmesi ve Öcalan’a uygulanan yasadışı tecridin kaldırılması için süresiz dönüşümsüz açlık grevi gündeme geldiğinde, eyleme katılmaya aday olan binlerce kişi arasında, böylesi bir eylemi kendisinin hak ettiğini çevresine kabul ettirdi ve 12 Eylül günü greve başlayan ilk gruba dahil oldu.
Sevgili hevalim Tayip, daha çok uzun yılların var önünde. Bir süre sonra cezaevinden yüzünün akıyla çıkacaksın ve birlikte daha nice gazeteler yapacağız! Sen Azadiya Welat ya da başka yayın organlarımızda yazacaksın, ben de Özgür Gündem ve benzeri yayın organlarına emek vermeye devam edeceğim.