Perşembe günü yayımlanan "Bayık’ın köye dönüş çağrısı" başlıklı yazıyı, erken yazmış, "devam etmek üzere" bitirmiş, dolayısıyla, Kürdistan Özgürlük Hareketinin yeniden yapılanmasına ilişkin kararlarını ıskalamıştım.

O nedenle, kaldığım yerden devam etmeden önce, hareketin yeni dinamizmine kısaca değinmek istiyorum.
Kürdistan ve Kürt gerçeğini anlayıp, doğrusuyla yansıtma yerine, gerçeğe dair ne varsa çarpıtma, Türk basın, yayını için, besleyen efendiye hizmet servisidir. Hizmet, 1920’lerde başladığı gibi kusursuzlukla yürütülmektedir.
Türk medyasının, bir kere daha yalan, dolan yollarında şahlanıp, sallamaya başlaması, bu nedenle şaşatırıcı değildir. Yaptıklarına "ayıp" demek de ayıp olur. Çünkü hayatı ezberde, henüz ayıp hanesine gelmediler.
Konumuza gelirsek, Kürt hareketinin görev ve yetki dağılımında kendi gelenekleri, daha ötesi işleyişi düzenleyen yasaları, yazılı kuralları vardır. İşleyiş böyledir.
Söz gelişi, Murat Karayılan'ın KCK başkanlığı, kuralların bir istisna olarak geçen dönem, bir devreye mahsus olarak uzatılmıştı. (Türk yazarlardan Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Ezgi Başaran gibi kalemler de bunu yazdılar.) Yeni dönemde, bu göreve Cemil Bayık ile Besê Hozat seçildi.
Ama Türk medyasına heyecan, ihtiras ve çatışma gerekliydi. Bu olguları üretme görevini ücreti mukabilinde katırlık (Cahş demiyorum, o bu kadar ağırlıkta yalan ve karalamayı kaldıramaz, taşıyamaz) yapan Kürtlere verdiler. O malzemeyle atışa başladılar.
Ağladıkça serveti artan Fethullah Gülen’in medyası, bu konuda en hızlısıydı. Yalan, dolan yollarında birinciliği kimseye kaptırmadı.
Bu ayrı mesele. Asıl konuya gelirsek, Kürt hareketinin yeni yapılanması, silahlı kurtuluş açısından, dünyada benzeri olmayan bir ilktir.
Savaşan bir örgütte, tepeden aşağıya kadar, kadın-erkek omuzdaşlığı üzerinde inşaa, mesela sivil ve askeri alanda eş komutanlık, eş başkanlık bir devrimdir. Kadınları çarşaflayıp, paketleyerek hayatın dışına atan Ortadoğu’da kafalara sığmayan bir şey ama, dünyada da benzeri yoktur.
(Amerika'nın bağımsızlık savaşından, İrlanda, Bask, İskoçya ulusal isyanları, Hindistan’ın kurtuluşuna kadar, hiç bir hareket kadına bu denli önemli rol vermemiştir.)
Kürtlerin başlattığı ilkle kadın savaşçı, ötede komutan, sivilde karar alan…
Öte yandan Cengiz Çandar dünkü yazısında, KONGRA GEL başkanlığına seçilen Remzi Kartal’a dayanarak, yeni yapılanmanın başka yeniliklerine değiniyor ve şunları yazıyordu:
"Remzi Kartal, KONGRA GEL’i ‘yasama organı’ gibi anlamanın, illa bir şeye benzetilecek ise KCK Yürütme Konseyi’nin, illa bir şeye benzetilecekse ‘hükümet’ gibi algılamanın mümkün olabileceğinin gereğine değindi. Başına Cemil Bayık ile Besê Hozat’ın geldiği KCK Yürütme Konseyi’nin 35 kişiden oluştuğunu söyledi. Asıl ‘haber bombası’nı, ilk kez kurulmuş bulunan ‘Genel Başkanlık Konseyi’nin 6 kişilik kadrosunu açıklayarak patlattı. ‘Genel Başkanlık Konseyi’nin ‘Genel Başkan’ seçilen Abdullah Öcalan’ın ‘yardımcıları’ olarak kabul edilmesi gerektiğini ve onu temsilen çalışacağını bildirdi. Böylece, Genel Başkanlık Konseyi, KCK Yürütme Konseyi’nden daha üst bir kademeye yerleşmiş oluyor."
Bir hareketin devlet işleviyle ortaya çıkması için bütün topraklarının kurtarılması şartı yoktur. Eğer halkının güvenini kazanmış, ona umut olmuş ve yanına çekip ref etmişsen zaten devletsin...
Gerilla şu kadar yıl, hiç bir şey yapmadıysa, halkına onurlu geleceği için ödediği bedelin boşa gitmediğini gördü. Bu halkın sevgisi, saygı ile bağlılığıydı.
Gerilla hiç yalan söylememişti. Hayatını ortaya koyarak doğruyu haykırmış, karşılığını almıştı. Karşılık sevgiydi. Yer yüzünün en büyük kazancı, paha biçilmez zenginliği buydu, zaten.
Remzi Kartal’ın "tut ki devlet" demesi de bu olmalıydı.
Cemil Bayık’ın köye dönüş çağrısına dönersek, ev yapıp içine girmek yeterli değildir. Kürt üretimde değişiklik tarzıyla dönmelidir. Bu devrimi de yapmalıdır.
Sevgi ve saygı haresinde devletleşen gerilla, tarım uzmanlığına da öncülük etmelidir.