Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Geçen yıl Roboskî katliamıyla yeni bir yıla girmiştik.

Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli derler ya, 2012 yılının nasıl geçeceği de Roboskî ile netleşmişti. Yıl boyu hayatımızdan hiç eksik olmadı savaş. Ölümler hiç durmadı, silah sesleri susmadı, silah üretimleri azalmadı, savaş bütçesi hiç eksilmedi, gaz bombalarının gazı tükenmedi!.. Roboskî katliamının failleri çıkarılmadı- binlerce faili belli katliamın çıkarılmadığı gibi-; Kürtçe savunma yapılamadı mesela. 'KCK operasyonları' durmadığı gibi davaları da bitmedi 2012’de. Ama yasadışı faaliyetler de durmadı, teröristler hiç azalmadı, sokaklar hiç boş kalmadı. İnsanlar konuşmaktan, eleştirmekten ve yazmaktan vazgeçmedi. Direniş bir çokları için bir yaşam biçimine dönüştü bu yılda. Dolayısıyla gündemlerimiz de değişmedi; bir yıldır halen savaşın sorunların çözüm yolu olmadığını yazıyoruz, yazacağız.
Bu değişmeyen gündem tabii ki bir yıllık olay değil. Uzun yıllardır onlarca halk, uluslararası güçlerin çıkarlarına kurban edildi ve halen amansızca devam ediyor. 20.yy'da bizzat işgal güçlerinin fiili işgaliyle yapılan savaşların karakteri değişse de amaçları değişmedi. Aktörler aynı, amaç aynı. Ancak yöntem değişti, söylem değişti. Çağın ruhuna uygun ‘demokrasi ve insan hakları!' söylemleri adı altında bu savaşlar yürütülüyor şimdilerde.
Raunda katliamını anlatan ‘Kara Nisan’ filmini izlemişsinizdir. 75 günde 715.000 insan öldürüldükten sonra Ruanda’da uygulanan politikaları eleştiren bir Amerikalı yetkiliye, diğer bir Amerikan yetkilisi ‘Ruandalıları biz öldürmedik, Ruandalılar birbirini öldürdü’ diye savunma yapıyordu. 'Doğru' söylüyordu tabii. Ruandalılar birbirini öldürmüştü!
Ama kim vermişti silahları bu halka? Kim halkı karşı karşıya getirmişti?
21.yy savaş stratejisi bu işte: Libyalılar Libyalıları, Mısırlılar Mısırlıları, Suriyeliler Suriyelileri öldürüyor. Ortada bu politikaları belirleyen, halkları bölüp- parçalayanların ne suçu var? 'Çünkü onlar kimseyi öldürmemiş’ oluyor. 2000 yılların başında Ortadoğu’yu kasıp kavuran gerçek böyle değil mi?
Yani minareyi çalan kılıfını uyduruyor ruhuna göre. Böylesi dönemlerde bir de ipe sapa gelmez, kimseye dayanmadan kendi yağıyla kavrulanlar var. 21. yüzyılın Kürtleri bunu yapmaya çalışıyor. Ama bu daha fena; “o zaman ne halin varsa gör; kimyasalmış, Roboskîymiş, tecritmiş, insan hakları ihlaliymiş” önemi de olmuyor kimse için.
Kürtler birilerine dayandıkları, güvendikleri için 20. yüzyılda büyük katliamlar yaşadılar. Bundan sonuç da çıkardılar. Şimdi varlık mücadelesi verdikleri bir dönemde savaşın tarafı olmamak için büyük bedeller ödüyorlar. Suriye’de ısrarla savaşa çekilmek istenmelerine rağmen büyük bir özveriyle kendi sistemlerini oluşturmaya çalışıyorlar. Hem de beraber yaşadıkları halklarla birlikte. Yani 1900’lerin başında örgütsüzlükleri, parçalılıkları ve dar çıkar arayışları sonucu büyük katliamlardan geçen zihniyet yok artık. 2000’lerin Kürdü böyle olmayacaktır. Hem tarihten çok sonuç çıkarmıştır, hem de iktidarı en iyi analiz eden halktır. Açıkçası beklentisi de kendinden ve beraber yaşadığı halklardandır.
Çıkarların değişmeyen nakaratı bir kez daha yüksek sesle söylenirken Kürtler alışıla gelmişin dışında bir politika izledi. Yani yılın en önemli değişimini yaptı. Kansız bir biçimde kendi yönetimlerini oluşturdular. Bu bölge halkları açısından da çok önemli bir politikaydı. Halk iradesiyle geliştirilmeye çalışılan sistem tabii ki büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Çünkü rutin dışıdır bu durum. Bildik yöntemlere terstir.
Onun için ısrarla yönelimler var. Onun için savaş ittifaklarına yani Türkiye’ye kurban edilmek isteniyor. Bir taraftan savaşla kuşatılmaya, öte yandan açlığa mahkum edilmeye çalışılıyor Batı Kürdistan halkı. Amaç savaşa çekmek olmasaydı; bu durumu uluslararası yardım kurumları görmez miydi hiç? Dünyanın her tarafına yardım dağıtan kurumların gözleri, kulakları neden Batı Kürdistan halkına kapalı? Sorun salt Batı Kürdistan’a dönük politikalar değil aslında, kendisi olmaya çalışan her parçada ki Kürde yaklaşım böyle. Ama bu bilinç ve inançla bunun üstesinden de gelecektir Kürtler.
2013 yılına girerken, yeni yılın barışın inşa edileceği bir yıl olmasını ne çok isterdim. Ne yazık ki şu anda ki gelişmeler bunun çok ötesinde. Tam aksine savaş daha da tırmanacağa benziyor. Yine de insan umudunu kaybetmek istemiyor. 2013 yılında değişmeyen nakaratların değişmesi, barışı yaratan ezgilerin söylenmesi dileği ile tüm barış ve demokrasi mücadelesi veren herkesin yeni yılını kutluyorum.