Şimdi Türkiye'de seçim güvenliği tartışılıyor. Savaş ortamından dolayı seçimin olmayabileceği yazılıyor, çiziliyor. Ama 7 Haziran seçim sonuçlarını ortadan kaldırmak için savaş başlatıldığı unutulmuş gözüküyor. Erdoğan daha ilk gün 7 Haziran seçim sonuçlarını kabul etmedi; "Seçim tekrarlanmalı" dedi. Aslında tartışılması ve direnilmesi gereken konu buydu. Tayyip Erdoğan’ın 7 Haziran seçim sonuçlarını yok sayarak Türkiye'yi yeni bir seçim ortamına sokması engellenmeliydi. Ne var ki Erdoğan AKP'yi zoraki iktidarda tutmak için toplumu da, siyasi güçleri de amiyane deyimle parmağında oynatıyor. 

Seçim güvenliğinden çok neden yeniden bir seçim durumu ortaya çıkarıldı, neden bu savaş durumu ortaya çıkarıldı, bunun tartışılması gerekir. Erdoğan emrivaki yaptı, artık bu durum aşıldı demek, Erdoğan’ın bundan sonraki emrivakilerini de kabul etmek demektir. 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarına darbe yapılmıştır. Böylece seçim yapılmamış gibi AKP iktidarda kalmıştır. Meşru olan seçim yok sayılarak gayrimeşru bir seçim sürecine girilmiştir. Aslında Tayyip Erdoğan’ın da Ahmet Davutoğlu’nun da bu durumdan sorumlu olarak yargılanmaları gerekir. Türkiye anayasası ve yasalarına göre bile yargılanmaları gerekenler şimdi Cumhurbaşkanı ve Başbakan olarak Türkiye'yi yönetiyorlar. Bu durumda adil, eşit ve meşru bir seçimin yapılması nasıl beklenir? 

Türkiye tarihinin en demokratik seçimini yok sayacaksın, sivil darbe yapacaksın, savaş çıkararak hükümette kalacaksın; sonra da "1 Kasım 7 Haziran gibi olmayacak" diyeceksin! Savaş yaratarak gayrimeşru olan hükümetine meşruiyet kazandırmaya çalışacaksın. Bu kadar hile, hurda ortamında seçim kazanılsa ne olur? Artık ne Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti meşruiyet kazanır, ne de bu hükümetler tarafından yönetilen Türkiye barış ve istikrara kavuşur. Bugüne kadar Kürtleri en iyi ben oyalar, en iyi ben tasfiye ederim diyerek iktidarda kalan AKP, bundan sonra da "savaşı en iyi ben veririm, en iyi ben ezerim" diyerek iktidarda kalmak istiyor. Tüm açıklamaları bu yöndedir. AKP tam "yavuz hırsız" gibidir. Hem suçlu hem güçlü olarak halkın yakasını yapışmış, bırakmıyor. 

7 Haziran seçimlerinden sonra Kürdistan'da hezimete uğrayınca "zorla oy aldılar" propagandası yaptılar. Halbuki KCK yetkilileri, HPG Merkez Karargah Komutanlığı "Kesinlikle böyle bir şey yok, oy için kimseye baskı yapılmamıştır; tek bir olay ispatlayamazlar" dedikleri halde bu yönlü propagandayı ısrarla sürdürmüşlerdir. Amaç, Kürt halkının iradesi hakkında kuşku yaratmak ve bu iradeyi yok saymaktır. Zaten Kürt sorununu da bu iradeyi tanımama ortaya çıkarmıştır. Kürt halkı on yıllardır her yol ve yöntemle iradesini ortaya koymasına rağmen bu iradesinin reddedilmesinde ısrar edilmektedir. 

Kürt halkı AKP'yi de, diğer partileri de kültürel soykırımcı sömürgeci partiler olarak görüyor. Gerçek de budur. Bu açıdan Kürt halkının demokratik ulus anlayışına ve demokratik özerklik projesine sahip HDP'ye oy vermesi kadar doğal bir sonuç olamaz. Sandıklarda yüzde yüz oy çıkan yerlerde zaten genel olarak yüzde doksandan fazla oy oranı olan yerlerdir. Bu durumda tabii ki bazı sandıklardan yüzde yüz oranında oy çıkacak. Bunu anlamamak Kürt halkının iradesini reddetmektir. En başta da Kürt sorununu ve Kürt gerçeğini anlamamaktır. 

Kürt halkı 7 Haziran’da iradesini ortaya koyuyor ama Tayyip Erdoğan "1 Kasım 7 Haziran gibi olmayacak" diyor. Bu açıkça "Kürt halkının iradesini tanımayacağız, ortaya çıkan sonucu değiştirmek için gerekeni yapacağız" demek anlamına geliyor. Kadın da olsa, çocuk da olsa gerekeni yaparız deyip çocukları öldürten biri, seçim sonuçlarını değiştirmek için her şeyi yapar. 

Kürt Özgürlük Hareketi'nin seçimlere müdahale ettiği söylemi ve iddiası tamamen yalandır; minareyi çalmak isteyenin kılıfı uydurmasıdır. HDP defalarca biz sözü edilen yerlerde köylerde değil, ilçelerde daha fazla oy alıyoruz açıklaması yapmıştır. Bu açıdan Kürt Özgürlük Hareketi boykot yaptığı dönemlerde "halka sandığa gitmeyin" çağrısı yapma dışında hiçbir zaman seçimlere müdahale etmemiştir. Şuna buna oy verilmesi için baskı yapmamıştır. Kürt Özgürlük Hareketi on yıllardır mücadele eden ve demokratik devrim yapan halkın en doğru biçimde oy vereceğini bilmektedir. Kürdistan'a giderek halkla beş on dakika konuşanlar bile tercihin ne olduğunu görürler. 

En son yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında da sonuna kadar savaş kararı çıkmıştır. Yandaş basın da sonuna kadar savaş diye bağırmaktadır. Kürdistan asker ve polis işgalindedir. Bu ortamda seçim güvenliğini kimin tehdit ettiği açık değil midir? Nispi özgür ve eşit koşullarda yapılan seçim sonuçlarını yok sayanlar, şimdi savaş ve baskı ortamında bir seçim yaparak ya da yaptırmayarak kendi iktidarlarını ayakta tutmaya çalışacaklardır. Seçim olsa da, olmasa da AKP'nin iktidarda kalacağını hiç çekinmeden söylemektedirler.  Herkes, AKP neden 7 Haziran seçimlerini yok saydı, neden savaş başlatıldı, bunu sorgulamalıdır. Yoksa bugünkü durumu doğru değerlendiremezler.