AKP, HDP’nin kapısını kapatıp mühürlemediyse eğer, bu güç yetmezliği, acizlik veya dünya-alemden utandığından değildir. "Türk rejiminde seçme, seçilme özgürlüğü var" deme yalanı yerli yerinde kalsın, polis-asker-adliye saçayaklı terör devleti, "demokrasi" etiketli olarak gün ışığında sırıtsın diyedir.
Başka sebepler de vardı: Başkaldıran Kürdistan, kapatılıp malı, mülkü gasp edilmiş partiler enkazıydı. Ancak Kürtler, yenisini inşa ediyor ve her defasında kapatılmışın kökleri daha gürce yeşeriyor, budanmış asma gibi, gürce dallanıp kollar salıyor, gölgesi uzuyordu.
O nedenle, parti kapatmak, kök kurutma çaresi değildi.
Oysa, AKP Faşizmi kurumları, her şeyi yerli yerinde bırakıp, olduğu yerde kendi olmaktan çıkarma, işlevsizleştirme ustasıydı. Mesela halkın vergileriyle beslenen ve herkese tarafsızca bakıp hizmet vermesi gereken valiler, kaymakamlar yerli yerinde, ama AKP’nin kol başları olarak çalışıyor, bazı mahkemeler sahibinin ağzı olarak kararlar veriyor, polis iktidarın copu, kurşunu olarak hedef deviriyor, ordu düşman Kürdistan’ı yakıp yıkıyordu.
HDP’lilerin dokunulmazlıktan arındırılıp, tutuklanması, sahtekarlıklar kumkuması Faşizmin ruhuna uygundur. Rejim şimdi, kurulan ırkçı cephe ile kendine yakışanı yapıyor.
CHP’nin, bu cephede yer alması ise parti milli şefine ihanetle, kapkara yarınların resmini tamamlıyordu.
Oysa, Milli şef İsmet Paşa (İnönü) CHP’si, ta 1950’lerin ortasından itibaren aydınlığın umudu olmaya çalışmış, bu çabayla, 6-7 Eylül 1955 barbarlığını, aydınlara yükleyip darağaçları kurmak isteyen Celal Bayar-Adnan Menderes ikilisinin karşısına dikilerek cinayetleri önlemiş, 1960 darbesinden sonra yazılan Anayasaya da özgürlükçü damarlar aşılamıştı.
Aynı İsmet Paşa, Süleyman Demirel’in başını çektiği lümpen burjuvazinin "Moskova yolu" suçlamasına rağmen, 1965’de CHP’nin rotasını "ortanın solu" diye değiştirmiş, Türkiye İşçi Partisi’nin parlamento büroları baskına uğrayınca da, unutulmaz "eşkıyanın yarın gece ne yapacağı belli olmaz" sözünü söylemişti.
Onca idama, katliam ve soykırımlara imza atmış kişi olmasına rağmen, yıllar sonra değişimin lideri rolünde Faşizme dikelip, Deniz Gezmişlerin idamına karşı durmuştu.
Paşa, TC’nin kurucuları arasında ikinci adamdı. Irkçı ideolojisinin de ikinci takipçisiydi.
Yıllar sonra, parti liderliği koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu, utanç verici ilişkilere giriyor, onun 1944 yılında, kurucularını tutuklattığı (Nihal Adsız, Alpaslan Türkeş) ırkçılıkla ittifak kuruyordu.
Utanç verici ama, Kılıçdaroğlu, Dersim Soykırımından kurtulabilmiş bir Kürt’tü. İsmet Paşa da kırımı yöneten Başbakanlardan biriydi.
İsmet Paşa, 1963 yılında Kürtçülükle suçlanan Sağlık Bakanı Yusuf Azizoğlu dokunulmazlığının kaldırılıp yargılanmasına da karşı çıkmıştı. Kılıçdaroğlu ise Erdoğan "Kürtleri koruyor" demesin diye HDP’lilerin dokunulmazlığının kaldırılıp tutuklanmasını öngören ırkçı ittifakta yer alıyordu.
İttifak’ın küçük payandası, MHP’ydi. MHP’nin künyesinde katliam ve kırım sanığı ibaresi yazılıydı. Günümüzdeki lideri Mafya şefi ağzıyla Kürtleri tehdit ediyor, "şehirlerinde taş üstünde taş, baş (kendi deyimi bu) üstünde baş bırakmayın" diyordu.
İttifak’ın baş hedefi, Recep Erdoğan’ın çamaşırlarını ortalığa döken Selahattin Demirtaş ve Cizîra Botan barbarlığını dünyaya duyuran Faysal Sarıyıldız’dır.
Onlar tutuklanıp cezaevine konunca, Kürdistan davası kapanacak sanıyorlar.
Oysa zindan yeni bir başlangıç olur sadece. Dünyada, kurtuluş mücadelesinin simgesi olmuş sayısız lider vardır.
Güney Afrikalı Mandela bunların sonuncusudur. Spartaküs de kölelik mücadelesinde canını vermiş bir efsane liderdir…
Kürdistan yangın, yıkım ve ölüm yatağı, dört bir yanı zindan iken, davacılarının hapiste olmaları neyi değiştirir k!...