CHP ve MHP’nin cumhurbaşkanlığı için gösterdiği ortak çatı adayı Sayın Ekmelledin İhsanoğlu, akademik islam kariyeri olan bir insan. Politik sahada yetkinliği yok. Tahsilini Mısır’da görmüş. Akılcılığı savunuyor. Yani eğitimi Ortadoğu ama batıya öykünme var. Anlaşılan modernist İslamı savunuyor. Arada kalmış, ne tam batı liberalizmine ait ne de tam Ortadoğu geleneğine. Bu bakımdan çizdiği portre, liberal muhafazakar. Türkiye’ye vereceği renk de modern İslam olacağa benziyor.
Erdoğan ile ne de çok benziyorlar değil mi? Yeri gelince muhafazakar islamcı, yeri gelince modernist... Erdoğan’ı anlatmaya fazla gerek yok. Herkes her bakımdan iyi tanıyor zaten. Sadece şunu söylemek lazım; doyumsuz bir iktidar hırsına sahip. Alabildiğine kurnaz bir egemen erkek karakteri. 2002’den beri Türkiye’yi bu kadar berbat yönettiği yetmemiş gibi şimdi hiç kızarmadan birkaç yılını da Çankaya’da geçirmeyi hedefliyor. Rus lider Putin’deki iktidar ve egemenlik hırsını bile sollamak üzere. Partisinde hakim kıldığı kadın politikası tam bir fiyasko.
AKP Hükümeti süreci boyunca Türkiye ve Kürdistan’daki taciz ve tecavüz olayları hiç bitmedi. Bazı devlet kurumlarında, yatılı bölge okullarında, kız yurtlarında Başbakan’ın kadın politikalarından cesaret alarak fuhuşu geliştirme cesareti gösteren devlet memurları çok oldu. Kadın cinayetleri ve namus cinayetleri bitmek bilmedi. “Kadınlar en az üç çocuk doğurmalı” dedi. Siyasetinin merkezinde zaten kadının başındaki türban var. “Eşbaşkanlık sistemiyle bizim işimiz yok” diyor. Partisindeki kadın yapısı ona nasıl tahammül ediyor, anlamak zor doğrusu. Zaten varlık gösteremeyen bir kadın gerçeği var Erdoğan’ın AKP’sinde. Şimdi de kadınların onu Çankaya ile mükafatlandırmasını bekliyor.
Bunu yapan kadınlar olursa kadınlık onuru her yerde incinir doğrusu.
Sayın Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanlığı için umut vaad eden tek aday. Umut vaad eden; Sayın Demirtaş’ın içinden geldiği özgürlükçü mücadele dinamiğidir. Türkiye’yi demokratik değişime sürükleyen en büyük dinamik, Kürt siyasi hareketidir. Kürt siyasi hareketi, Türkiye’yi demokratikleştirme iddiasında olan ve iddiasını gün geçtikçe eyleme geçiren bir harekettir. Ne modernist kapitalisttir ne de muhafazakardır. Özgürlükçüdür. demokratiktir, ekolojiktir, feministtir. Gücünü, sırtını yasladığı iktidar koltuğundan değil de halkların, kültürlerin, inançların, fikirlerin, kadınların, emekçilerin ve ezilen tüm toplumsal kesimlerin zengin demokratik ittifağından alır.
Sayın Demirtaş da bu demokratik ve özgürlükçü mücadelenin bağrında büyüyen ve gelişen saygın bir kişilik. Oyunu alamayacağı tek kesim ırkçı, şoven, yobaz kesimler olabilir. Esas demokratik toplumun tüm kesimlerinin oyunu, Sayın Demirtaş’a vermemesi için hiçbir gerekçe yok. Tam bir demokrasi bahçesi.
Aslında CHP siyasi bir komploya gelmiş gibi. Zaten MHP ile ittifak yapmak, tarihin en büyük hatası. İhsanoğlu’nu ortak aday göstermek de tam tamamlamış.
CHP’nin şimdi kaçınılmaz bir biçimde ortaya çıkan bu gerçek yüzünü, geçmişte bir türlü görmek istemeyen çeşitli demokratik kesimlere tek yol kalıyor: Türkiye demokratik güçlerinin ortak sesi olan HDP adayı Sayın Demirtaş’a oyunu vermek...
Türkiye’deki feminist çevreler ise; katı bir erkek partisi olan MHP ve oldukça Makyavelist CHP’yi ortaklaştıran İhsanoğlu’na verecek değillerdi. Aklı başında hiçbir kadın kesiminin, kadın bedeni üzerinden siyaset yürüten Erdoğan’a da oyunu vermesi zaten düşünülemezdi. Sayın Demirtaş’a vereceklerini açıklamaları, çok isabetli ve takdire layık bir seçimdir. Gönül isterdi ki HDP kadın aday göstersin, fakat biraz sabredilirse o da bir gün gerçekleşecek.
HDP Eşbaşkanı Sayın Demirtaş’ın etrafında bu biçimiyle ciddi bir Türkiye Demokratik Güçler ittifağı, işin doğası gereği gelişmeye başladı. Gelişen bu demokratik toplumsal ittifak, özlemi duyulan demokratik Türkiye ittifağıdır. Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi böyle güçlü bir demokratik toplumsal ittifağın gelişmesini zorunlu kalınmış bir durum olarak değerlendirmek büyük bir yanılgı olacaktır. Tam tersine Türkiye, 1921’lerden sonra kaybettiği gerçek demokratik siyasi toplumsal dokusuna tekrar kavuşmanın eşiğine gelmiştir. Bu, seçim sonrası da kalıcılaşmasına büyük ihtiyaç duyulacak olan Demokratik Türkiye tablosudur.
Demirtaş’la demokratik Türkiye’ye doğru
Kürtler’in Türkiye’de önemli bir değişim gücü olduğu daha yeni anlaşılmaya başlanıyor. Gecikmeli de olsa bunu anlamış olmak, 'zararın neresinden dönülürse kârdır’ misali önemli bir süreci başlatıyor.