HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş İl başkanları toplantısında; “Eğer ki bu seçim kampanyası döneminde başımıza bir iş gelirse, olabilir, benim bütün arkadaş ve yoldaşlarımdan özel bir ricamdır: Bu gemi limana götürülecek, sizlere emanettir. Bunu sizler başaracaksınız. Ben buna canı gönülden, yürekten inanıyorum. Çünkü biz tek bir adam hareketi değiliz” açıklamasını yaptı.

Bu açıklamanın Erdoğan ve şürekAsının “sürecin gidişatı” özelinde onun hakkında söyledikleriyle, ayarı çok kaçmış saldırılarıyla ilgisinin olduğunu düşünüyorum. 

Demirtaş’a ait söylemin maddi temeli vardır.

Özet de olsa paylaşmaya çalışacağım bunu.

AKP artık sıradan bir parti değildir. Dönemsel ittifakları ve düşmanlıkları kendine yarar sağlayacak şekilde hayata geçirebilen ve devletin tüm aygıtlarını ele geçiren ideolojik bir hareket, güçtür.

Yakaladığı örgütlülük düzeyi itibariyle bu gücün yakın zamanda erozyona uğraması, parçalanması mümkün görünmüyor. Ancak örselenebilir, duraksatılabilir. 7 Haziran seçimleri bu anlamıyla da önemlidir.

Seçimler egemenliğin yeniden ve yeniden örgütlenmesinin aracıdır.

İktidar güçleri seçimlerde ikili taktik uygularlar.

Birincisi, belirli bir söylemi geliştirirler. Bu demokrasi olabilir, bu özgürlükler olabilir, bu milliyetçilik olabilir, bu dindarlık olabilir, hatta yurtseverlik olabilir.

İkincisi, toplumda mantıksal olmayan konuşlandırmalar, algılar yaratır. Bu yaklaşımla iktidara ait ideolojinin toplumsallaşması sağlanır. Hitler döneminde Alman’da faşizmin toplumsallaşması böyle sağlanmıştır.

Toplum; onaylama ve yasaklama zeminlerinde farklılaşır, toplulaşır. Karşıtlaşan iki kampa dönüşür.

Çatışmalar kaçınılmaz olur. Her birey artık bir “savaşçı” haline gelir. Esnafların kendinden menkul bir anlayışla demokratik tepkilerini gösteren toplumun farklı kesimlerine yönelik saldırılarını bunun bir sonucu olarak görmek gerekir.

Denk olmayan koşullarda meydana gelen çatışmalarda örgütlü ve güçlü olan kazançlı çıkar.

İktidar gücü, bazen yasaklamayı bir nesneye, bir kişiye yönlendirir. İdeolojik, siyasal ve politik olarak o kişiyi aforoz eder.

Aforoz’un politik/programsal karşılığı ise sürgün, hapis ve öldürme gibi maddi yaptırımları da beraberinde getirir.

Bu maddi yaptırımlar devletin örgütlü kurumları üzerinden gelişebildiği gibi kutuplaştırılan ve iktidar gücü ideolojisinin askeri/savaşçısı olmaya başlayan toplumsal kesimler üzerinden de gelişebiliyor.

Bu çerçevede, 2011 seçimleri öncesinin iki örneğini paylaşmakta yarar vardır.

Birincisi; Muş Bulanık İlçesi’nde 2 kişinin ölümü ve 4 kişinin yaralanması olayı nedeniyle Samsun’a nakledilen davanın 12 Nisan 2010 tarihinde yapılan duruşmasına katılan Ahmet Türk başkanlığındaki heyet adliye önünde açıklama yaparken Ahmet Türk’ün fiziki saldırıya uğraması ve yaralanması.

İkincisi; dönemin Iğdır Belediye M. Nuri Güneş’in görülen davasına katılmak üzere 27 Temmuz 2010’da Erzurum’a giden BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın adliye önünde sözlü saldırıya, onu karşılayanların oluşturduğu araç konvoyunun sivil güruhlarca taşlı saldırıya maruz kalması.

Son günlerde sahnelenen oyunlar, yapılan açıklamalar, çıkarılan yasalar, Balyoz davası sanıklarının berat ettirilmesi dikkate alındığında, Selahattin Demirtaş’ın olabildiğince tedbir alması, gerçekleştireceği programların önemli maddesinin “güvenlik” olması gerektiğini düşünüyorum.

Bununla bağlantılı olarak bir gerçeğin altını da çizmek istiyorum.

ABD soğuk savaş döneminde müttefiki olan tüm Avrupa ülkelerinde NATO üzerinden bir örgüt oluşturdu. Türkiye’deki ismi Özel Harp Dairesi olan Gladyo idi. Son yirmi yıl içinde, Türkiye ve Almanya hariç tüm ülkeler bu yapılanmalarını lağvetti. Türkiye’de varlığını koruyor. Bu örgütün 2000’li yılların başına kadar Türkiye’nin her yerinde ve yaklaşık 40 bin hücresinin olduğu iddia ediliyor. Bu iddiaya inandığımı belirtmek istiyorum.

5 kişiden oluşan bu hücrelerin üyeleri farklı farklı kişiliklerden oluşuyor.

Kimisi dindar, kimisi milliyetçi, kimisi demokrat veya solcu, kimisi çevresinde saygın olduğuna inanılan bir kişi, kimisi Kürt veya Türk’tür. Her üye de iki rolünü en iyi şekilde yapmaya çalışır. İpi elinde tutanlar ihtiyaç duyduklarında onları devreye sokar.

Halk arasında yaygın bir söylem vardır; darbenin nereden geleceği belli olmaz. Bu nedenle çok dikkat etmek gerekir. 


mihdiperincek@hotmail.com