Türkiye’de faşist bir iktidar olduğuna dair birçok siyasi hareket, akım, parti, aydın, yazar, kişi mutabakat içindedir. Sadece iç kamuoyunda değil, dünyada da Tayyip Erdoğan’ın şahsında Türkiye’de faşist bir iktidar olduğuna inanılmaktadır. Şu anda dünyada faşist ve otoriter siyasi kişilik olarak Tayyip Erdoğan öne çıkmaktadır. Yine bugün dünyada toplumun bu kadar saflaştığı başka bir ülke yoktur. Sadece faşist ülkelerde bu düzeyde bir kamplaşma yaratılır. Biz ve ötekiler şu anda AKP iktidarının yarattığı toplumsal durumdur. Zaten Tayyip Erdoğan tüm faşist liderler gibi “ya bizdensiniz ya da onlardan yanasınız” dayatmasında bulunmaktadır. Kendi politikalarına destek vermeyen herkesi de hain olarak damgalamaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşuyla birlikte Kürt düşmanlığı ve Kürt soykırımı üzerine şekillenmiş bir özel savaş devleti olduğu için bu faşist karakterin özel savaş niteliğini de görmek gerekmektedir. Bu açıdan özel savaşçı bu faşist rejim içeride ve dışarıda bazı örtülerle kendini gizlemeye çalışsa da Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin direnişi karşısında kendisini gizleyememekte, tüm çıplaklığıyla karakterini ortaya koymaktadır.
Faşizm demek, kendi yandaşları dışında tüm toplumu zulüm ve baskı altında tutmak demektir. Şu anda böyle bir diktatörlük vardır; hem de kendini hiçbir yasaya, hukuka, ahlaka ve vicdana bağlı görmeyen bir diktatörlük! Kürt halkını ve demokrasi güçlerini ezip teslim almak için her türlü hukuksuzluğu, ahlaksızlığı ve vicdansızlığı normalleştirmiştir. AKP faşizmi ve müttefikleri şimdi böyle bir uygulama içindedirler. Dünyada hiçbir ülkede yargı Türkiye’deki gibi iktidarın emri altına girmemiştir. Yargı bugün Türkiye’de faşist diktatörlüğe sadece bir kılıf niteliğindedir. Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki kadılar şu anki yargıçlardan yüz kat daha padişahtan bağımsız ve vicdanlarıyla karar veren durumdaydılar. 1990’lı yıllardaki Doğan Güreş tak dediğinde Çiller’in şak diye yaptığı durum şimdi Türkiye’de en fazla da yargıçlar için geçerlidir. Tayyip Erdoğan tak dediğinde, yargıçlar şak diye yerine getirmektedir. Şimdi Türkiye böyle bir ülke durumundadır. Yargı ve mahkemelerin böyle olduğu bir yerde siyasi ve toplumsal sorunları izah etmeye gerek yoktur. Tuz koktuğuna göre her şey kokuşmuştur.
Türkiye’de herkes faşizmin bu karakterini dile getirmekte, ama bu faşizme karşı ortak mücadele için bir araya gelinememektedir. Bu da aslında Türkiye’deki özel savaşın karakteriyle ilgilidir. Özellikle Kürtlere karşı yürütülen soykırım politikası nedeniyle Kürtleri yalnızlaştırıp ezme yaklaşımı esas alınmaktadır. Bu açıdan Kürtlerin mücadelesine uzak duranlara biraz daha yumuşak yaklaşma, Kürtlere destek verene de Kürtlere yaklaşıldığı gibi acımasız davranma politikasının bunda etkisi bulunmaktadır. Kürt tarafı da bu gerçeği görüp yaratıcı olamayınca Türk devletinin böl-parçala-hakim ol politikası pratikleşme imkanı bulmaktadır.
Darlık, dogmatizm aşılamıyor
Faşizmin bu kadar koyu biçimde kendini ortaya koyduğu süreçte demokrasi güçlerinin bir araya gelememesi gerçekten de trajik bir durumdur. Dünyanın neresinde olursa olsun böyle bir faşist iktidar olsa onun karşısına bir demokrasi blokuyla çıkılırdı. Ancak Türkiye’de bir türlü demokrasi bloku ve ortak mücadele ortaya konulamamaktadır. Bu da AKP faşizminin iktidarını sürdürmesine fırsat vermektedir. Halbuki AKP iktidarı güçlü değil, zayıf dönemini yaşamaktadır. Bir demokrasi bloku oluşturulup ortak mücadele verilirse AKP faşizminin ömrü bir ay olur. Ne var ki Kürt’ü, Türk’ü, Alevi’si, Müslüman’ı, Çerkez’i, emekçisi, kadını, genciyle, sosyalisti, sosyal demokratıyla, demokratik aydın kimliğiyle bu basireti gösterememektedir. Türkiye’de siyasi yaklaşımdaki darlık, dogmatizm bir türlü aşılamamaktadır. Herkes kendini dayatmakta, ortak noktada birleşilememektedir. Dünyada olduğu gibi asgari demokratik program ve tutumlar ortaya konulamamaktadır. İşte Türkiye’nin temel hastalığı budur. Türkiye’yi tıkatan ve çıkmazda bırakan da budur.
Devrimci sosyalist güçlerin bir bölümü Halkların Birleşik Devrim Hareketi’ni (HBDH) kursalar da birlik ve ortak mücadele platformlarının daha da genişletilmesi gerekmektedir. Sadece illegal alanda değil, legal alanda da bu birliğin gerçekleştirilmesi ve pratiğe geçirilmesi gerekmektedir. Şu anda hava, su, ekmek kadar Türkiye’nin acil ve zorunlu ihtiyacı budur.
12 Eylül 1980 öncesi acil olarak bir demokrasi cephesinin kurulmasına ihtiyaç vardı. Ama o zaman da siyasal darlık, dogmatizm ve her siyasi eğilimin kendini dayatması sonucu bir demokrasi cephesi kurulamamış, bunun sonucu da faşizmin iktidara gelmesi engellenememiştir. Dolayısıyla da tüm siyasi güçler bu durumda ağır darbe almışlardır. Önemli bölümü bitiş noktasına gelmiştir.
Demokrasi bloku
şimdi değil de ne zaman?
Şimdi soruyoruz; demokrasi bloku bu süreçte oluşturulmayacak da ne zaman oluşturulacaktır? Bu soruyu her demokratın, her devrimcinin kendisine sorması gerekmektedir. Türkiye’de seçimlerle mevcut faşist iktidarı geriletmek mümkün değildir. 7 Haziran seçim sonuçlarının nasıl yok sayıldığı ortadadır. Ilımlı ve makul kişiliğiyle bilinen Tarhan Erdem’in bile “artık ben seçimlerde oy vermeyeceğim” demesi, Türkiye gerçeğini ifade etmektedir. Türkiye’de demokrasi bloku etrafında yürütülecek ortak mücadeleyle faşist güçler geriletilmeden demokratik siyasal yolların açılması mümkün değildir. Artık özel savaş demokrasisi içinde demokratik siyaset yapacağını düşünenler kendilerini aldatmaktadırlar. Yine hiç kimse AKP iktidarından demokratikleşme ve bu temelde bir normalleşme beklememelidir. Türkiye’de faşizm ancak demokrasi güçlerinin ortak mücadelesiyle aşılabilir. Tüm demokratikleşme sorunları da ancak böyle çözülebilir.
Demokrasi bloku oluşturmada katı olmamak gerekir. Şu anda AKP faşizmi ve onun müttefiklerinin yenilgiye uğratılarak başarısız kılınması temel görevdir. Kürt Halk Önderi mevcut durumda esnek yaklaşımlarıyla kesinlikle bir demokrasi blokunun oluşturulmasını sağlardı. CHP içindeki demokratik eğilimlere, ÖDP, EMEP, SDP ve başka siyasal partilere, antikapitalist Müslümanlara ve Alevilere, gerçekten demokratik Türkiye isteyen aydınlar dahil tüm demokrasi kesimlerine seslenerek “asgari bir demokratik programı siz hazırlayın, biz de bunun etrafında sizlerle birlikte demokrasi mücadelesini yürütelim” derdi. Çünkü Türkiye’de hak, adalet, vicdan ölçüleri olan herkes asgari demokratik programın ne olduğunu bilir ve ortaya koyar. Böyle bir programda hiç kimse kendi özgür ve demokrasi programının olmasını bekleyemez. Kaldı ki ortak mücadele içinde her güç birbirini daha iyi tanır, önyargılar aşılır, bu da ortak mücadeleyi daha da güçlendirir. Gerçekten de Türkiye’de demokratik siyasal güçlerin, devrimci siyasal güçlerin birbirine karşı önyargıları çok fazladır.
Şu anda HBDH içinde 10 kadar siyasi hareket bulunmaktadır. Bunlar içinde birbirine önyargılı olanlar vardı. Şimdi bir araya geldikçe bu önyargılar aşılmakta, ortak paydalar daha da netleşmektedir. Türkiye’nin gerçekten de bu tür birliklere ihtiyacı vardır. Önemli olan, asgari müşterekleri esas almaktır. Asgari demokratik programı kendimize göre ele almamaktır. Çünkü kendimize göre ele alırsak, şurasını burasını eksik görür, ayrılma eğilimi içine gireriz. Artık bunu aşmak lazım. Yaşanan o kadar tecrübeden sonra demokrasi blokunu yaratmanın siyasi olgunluğunu ortaya koymak gerekmektedir.
Türkiye’de şu anda demokrasi bloku ve ortak mücadele için koşullar hiçbir dönemde olmadığı kadar olgunlaşmıştır. Dolayısıyla bunu başaramıyorsak her güç kendisini sorgulamalı, kendi sorumsuz yaklaşımını görmelidir. Kürt demokrasi güçleri de, diğer demokratik çevreler de kendi eksikliklerini, darlıklarını ve dogmatik yanlarını görmelidirler. Gerçekten de bir siyasal darlık var. Kuşkusuz bunun ideolojik ve düşünsel yanları da bulunmaktadır. Ancak bunları aşmak mümkündür. Dolayısıyla mevcut katı, dogmatik, apolitik yaklaşımlara artık çocukluk hastalığı da denilemez. Çünkü hem Türkiye’de hem de Kürdistan’da on yıllara dayalı demokrasi ve özgürlük mücadelesi geleneği vardır; devrimci demokratik sol gelenek vardır. Türkiye’deki demokrasi ve özgürlük mücadelesi Güney Amerika ülkelerinden daha mı geridir? Orada her ülkede demokratik güçler bir araya gelmekte, sağ ve faşist iktidarlar geriletilerek ülkelerinin siyasetinde başat güç haline gelmektedirler.
AKP en zayıf döneminde
Kuşkusuz AKP iktidarına karşı mücadelede onun toplumu aldatmada kullandığı argümanları da elinden almak gerekmektedir. Toplumu dağıtan neo-liberal politikalarla her türlü ahlaksızlığı geliştiren bir siyasi eğilim olduğu halde, toplumcu karakterde olan Müslüman toplumu aldatmaktadır. Bu açıdan bir asgari demokrasi programında bu toplumsal kesimleri gözeten bir hassasiyet ve yaklaşım ortaya konularak gerçekten de bu asgari program etrafında çok geniş bir demokrasi cephesi kurulursa AKP yenilgiye uğratılır. Eğer sadece AKP karşıtlığı yapılmayıp faşizme karşı demokratik alternatif ortaya konulacaksa, antifaşist güçlerin esnek ve yaratıcı olarak bir demokrasi hareketini ortaya çıkarıp mücadeleyi yükseltmesi gerekir. Gerçekten de AKP iktidarı çok zayıftır. Kuruluş felsefesi ve toplumsal temelinden de kopmuştur. İktidarını kaybetme korkusuyla denize düşen yılana sarılır misali içeride ve dışarıda birçok güçle kirli ilişkiler içine girmiştir. Bunu zayıflığın dışa vurumu olarak görmek, demokrasi bloku kurarak bu faşist rejimi aşmak gerekir. Yoksa demokrasi güçleri bugünkü günleri de arar hale gelirler.
Şu anda bu faşizme karşı demokrasi bloku oluşturmayan ve ortak demokrasi mücadelesi vermeyen güçler kimliklerini kaybederler. Artık kendilerine sol, sosyalist ve demokratım demelerinin anlamı kalmaz. Ben kendi cephemde faşizme mücadele veriyorum demenin de bir değeri olmaz. Demokrat ve devrimci olmanın gereği bugün demokrasi blokuna dar, dogmatik yaklaşmamak ve bir araya gelmektir. Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt demokrasi güçlerinin hiçbir darlığa girmeden asgari programda şu bu yok demeden kendilerinin de içinde yer alacağı geniş demokrasi güçlerinin, aydınların hazırlayacağı bir demokratik program etrafında mücadele edebileceği düşüncesindeyiz. Hangi demokrat Türkiye’de Kürt sorunu çözülmeden gerçek demokratikleşmenin sağlanacağını söyleyebilir? Aslında pratikte asgari demokratik programın ne olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu faşizme karşı tutumlar ve karşı koyuşlar ortaklaştırılsa, birleştirilse asgari bir program rahatlıkla ortaya çıkarılabilir.
Türkiye’nin özellikle son 50 yıldır yürüttüğü özgürlük ve demokrasi mücadelesinin tüm gelenekleri, birikimleri bir araya getirilirse Türkiye’de gerçek bir demokrasi bloku ortaya çıkarılır, demokrasi mücadelesi yükseltilerek Türkiye demokratikleştirilebilir. Türkiye, şafak vakti öncesi karanlığı yaşamaktadır. Yeter ki bu faşizmin yarattığı karanlık ortamda demokrasi blokunu kuralım ve ortak mücadele edelim.
Bunu gerçekleştiremediğimiz takdirde tarihe sorumsuzlar topluluğu olarak geçeceğimiz kesindir. Dolayısıyla halklarımızın çektiği acı ve zulüm dikkate alındığında, halkımıza ve tarihe karşı sorumluluğumuzu yerine getirip faşizme karşı mücadeleyi yükselterek demokratik Türkiye’yi yaratma görevi önümüzde durmaktadır.