
Türkiye'nin bir yol ayrımına geldiğini, eskisi gibi sürdürülemeyeceğini son iki üç yıldır vurgulamaya çalışıyoruz. Hem bölgenin hem de Türkiye'nin içten içe bir değişime zorlandığını, sosyal ve ekonomik gelişmelerin de bunu dayattığını görmek gerekiyor. Köhnemiş devlet aygıtlarının ve yönetim tarzlarının artık taşınamaz hale geldiğini de kimse inkar edemez. Özcesi Ortadoğu bir kaos aralığında. Devrimci bir durumun olgunlaştığını da söylemek yanlış bir tespit olmaz.
AKP üç dönemdir tek başına iktidarda. Reform ve değişim görüntüsü vererek halkın desteğini aldı. Diğer sistem partileri yıpranmış, alternatif olmaktan çıkmışlardı. Halk da bir arayış ve değişim beklentisindeydi. Bunun için AKP'ye destek verdi. AKP ise iktidarını pekiştirip devleti ele geçirdikçe tutucu ve değişim karşıtı kimliğini gizleyemez hale geldi. 12 Eylül anayasasını değiştirmek için elle tutulur bir çaba içine girmedi. Irkçı-militarist generallerin yaptığı seçim yasalarını, yüzde on barajını vb kaldırmadı. Çünkü bu anayasa ve yasalarla Türkiye'yi ele geçirip yönetiyor. Bu durumda değişim için bir ihtiyacı kalmıyor.
Dünya, bölge ve Türkiye'nin iç dengeleri barış ve demokrasinin yaşam bulması için oldukca elverişli. Ordunun vesayeti aşıldı diyen AKP'nin kendisi. MHP dışında değişime açıktan karşı çıkan çevre kalmadı. Politik açıdan en dinamik ve örgütlü olan Kürt tarafı değişim ve demokrasinin gelişmesi için motor güç durumunda. Bu durumda değişime engel olan, fren koyan AKP'nin kendisi. Geçmişleri, siyasi gelenekleri sağ, milliyetçi ve devletçi. İktidar odaklı siyaset yaptılar. Sokaktan, demokratik bir gelenekten gelmiyorlar. Söylemleri ne olursa olsun özleri bu.
AKP Fethullahçılarla da çatışınca ittifak yapacakları güç de kalmadı. Şu anda teşhir, tecrit olmuş ve yalnızlaşmış durumdalar. Artık mağduru oynayarak, muhalefeti suçlayarak yol alamazlar. Muhalefetin, CHP'nin zayıflığı, demokratik bir çıkış yapamamaları AKP'yi besleyen ve ayakta tutan en büyük dayanak. Bu açıdan demokratik bir alternatif yaratmak çok önemli, tarihi sonuçları olacak kritik bir görev.
Belirttiğimiz gelişmelerin yanında AKP'nin başkanlık sistemine geçiş yapma ve anayasayı tek başına değiştirme niyet ve hedefi de eklendiğinde, 7 Haziran seçimleri bir kat daha önem kazanıyor. Ayrıca AKP ateşkesleri kullanarak, Kürt sorununda adımlar atacağı beklentisi yaratarak sorunu olabildiği kadar da istismar etti. Halkın barış umudu ve beklentisini çok sömürdü. Barış girişimlerini, iktidarlarını sürdürme ve seçimleri kazanmalarının bir dayanağına dönüştürdü.
Görüldüğü gibi Türkiye büyük bir değişimin yol ayrımında. Burada önemli olan hangi güç ne kadar örgütlü ve güçlü olacak, değişime rengini verecek. Mevcut durumda AKP değişimi frenliyor. Anti-demokratik bir sistemi cilalayarak ömrünü uzatmaya çalışıyor. CHP gibi partiler de hala milliyetçilikte, elit ve üstenci, bürokratik yapılanmalarda diretiyor. Köhnemiş ve aşılması gereken bu yapılara suni teneffüs yaptırmamak demokrasi güçlerinin görevidir.
TKP uzun yıllar CHP'nin yörüngesinden çıkamadı. seçimlerde genelde CHP'ye çalıştı, oraya su taşıdı. Bu TKP'ye hiç bir hayır getirmedi ve düzenin yedeğine girme dışında etkili bir rol oynatmadı. Yunanistan'da PASOK son seçimde dibe vurdu. CHP'nin de başına bunun gelmesi gerekiyor. Sol-demokrasi cephesi iktidarı yakaladı. Bundan ders alarak, umut ve coşkuyu öne çıkararak Türkiye'nin geleceğine yön vermek ve AKP'nin karşısına alternatif bir güç çıkarmak artık ertelenemez bir görevdir.
Türkiye ve Kürdistan'daki etnik gruplar, farklı kültürler, dini inançlar ve ezilenler çokluk içinde birliği esas alarak demokratik bir cephede buluşmalıdırlar. Bunun öncü ve motor gücünü de Kürt Özgürlük Hareketi ve Türkiye'nin sol, sosyalist, demokratik çevreleri yapmalıdır.
ÖDP gibi hareketlere çok iş düşüyor. CHP gibi bir partiden sosyal demokrat bir hareket çıkaramayacaklarını bilmeliler. Mahirlerin mirasçıları olduklarını söyleyenler böyle bir durumda onların nasıl tavır takınacaklarını dikkate almalıdırlar. Haziran hareketi, bileşenleri, Aleviler, diğer sol örgüt ve kadrolar kimliklerini koruyarak demokratik cephenin asıl öncüleri olmalıdırlar.
Özellikle ÖDP'nin yönetim organları, yıllarca zindanlarda bedel ödemiş kadroları bu tarihi gelişme ve çağrılara kulaklarını kapatmamalıdırlar. Adeta kendilerini Ortadoğu'dan ve Kürtlerden yalıtarak, bir gözlerini kapatarak politikada yol almaya çalışıyorlar. Bölge kaynıyor. Artık mücadele alanına inmeli ve gelişmelerin seyircileri konumundan çıkmalılar. Birlikte yola çıktık, aynı devrimci kültürden beslendik, zindanlarda, birçok alanda ortak bedeller ödedik. Türkiye'nin yeniden yapılanmasında ve devrimin örgütlenmesinde de yine yan yana olmayı sürdürmeliyiz.