İsviçre Gündemi


Basel Üniversitesi’nde geçtiğimiz günlerde "Reclaim Democracy Konferansı" yapıldı. Bilim insanları, ekonomistler, siyasetçiler, sendikacılar, kadın hareketleri vb onlarca örgütün katıldığı toplantı da dünyada insan hakları, demokrasinin anlamı, demokrasi ve uluslararası dayanışma konuları tartışıldı. Böylesi önemli bir toplantıda, "Avrupa'da Türk demokrasisi için ne yapabiliriz" konulu bir tartışma da yürütüldü. 

Türkiye’deki gelişmelerin bu tür önemli toplantıların konusu olması önemli. Dünyanın gözleri önünde Kürtlere karşı yürütülen korkunç katliamlar yeterince gündem olmadı, bunun için katliamları uluslararası kamuoyuna anlatmak bir görevdir. AB’ye aday gösterilen bir ülkede Kürtlere karşı yürütülen katliamlar, bilim insanları ve aydınlara yönelik geniş tutuklamalar ve hak ihlalleri devam ediyor. Türkiye’de devam eden darbeler, bölgesel güçlerle halklara yönelik savaşlar, demokrasinin rafa kaldırılması, dikta rejiminin güçlendirilmesine Avrupa’nın kendi temel ilkelerini bile hiçe sayarak seyirci kalması, bununla da yetinmeyip destek veriyor olması elbette Türkiye şahsında batı değerlerinin de sorgulanmasını gündeme getiriyor. Bunun için üniversitelerde böylesi konferansların yapılması daha çok önem kazanıyor.

Basel Üniversitesi’nde gerçekleşen ve İHD Eşbaşkanı Eren Keskin ve kapatılan İMC TV Genel Koordinatörü Eyüp Burç Skype bağlantısıyla katılarak, çizdikleri Türkiye resmi konferansın da en önemli konusu oldu. 

Eren Keskin, böyle bir konferansa katıldığı ve insan hakları mücadelesi yürüttüğü için her an başına birşey gelebileceğini, bunun Türkiye ortamında normalleştirildiğini belirtti. Keskin, "Hiçbir zaman yurtdışına gitmek istemedim. Çünkü burası bizim ülkemiz ve biz haklıyız. Uzun yıllar önce kendime bir söz vermiştim. Hangi koşullar altında olursam olayım düşüncelerimi özgürce ifade edecektim. Bu sözümü tutuyorum" sözleri dönemsel duruşun da nasıl olması gerektiğini gösterdi.

Eren Keskin'in referandumda başkanlık sistemi istemedikleri için 'hayır" diyeceklerini ama gerçek anlamda, Türkiye halklarına antidemokratik olan iki seçenek sunulduğunu, bu iki antidemokratik tercih içinde en kötüsüne hayır demek zorunda bırakıldıklarını belirten sözleri hayli ilgi uyandırdı. 

Referandumun OHAL koşullarında yapılacağını hatırlatan Eyüp Burç ise, "İnsan hakları sözleşmesi askıya alınmışken, birçok milletvekili tutuklanıp HDP işlemez hale getirilmişken yapılacak. Biz iç dinamikleri son derece zayıf olan bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu nedenle uluslararası desteğe ihtiyacımız var. Ama bunu devletlerden değil, Avrupa kamuoyu ve demokrasi güçlerinden bekliyoruz" dedi. Erdoğan’ın zaten bir diktatör olduğunu dile getiren Burç, anayasa değişikliğiyle gerçekleştirilmek istenenin bu diktatörlüğün legalleştirilmesi, yasal bir diktatörlüğün oluşturulması olduğunu ama umutsuz olmadığını, Gezi Direnişi’nin unutulmaması gerektiğini hatırlattı. 

Yazıyı konferansta dikkat çeken belirlemeleri özetleyerek bitirmek istiyorum; Demokrasi bir eylemdir. Dünya bugün güçlü ve maddi demokrasiden, çok uzakta. Son otuz yılda neoliberal yeniden yapılanma birçok yönden toplumların demokratik gelişimini engelledi. Özelleştirme politikaları, uluslararası ticaret anlaşmaları, küresel rekabet baskısıyla demokratik kararlar küçüldü. Bunun yerine, küresel şirketler, otokratik oligarşiler, süper zengin ve güçlü siyasi güçler dünya gündemini belirler hale geldi. Bu ortamda geniş toplumsal grupların yaşam planları belirsiz hale gelmiştir. Güvenli ve onurlu bir hayat sürmek mümkün değildir. Küresel yayılmacılık milyonlarca insanın yurtlarını terk ederek göçmen durumuna getirirken, milliyetçi sağ da giderek güçlendirilmektedir. Buna daha fazla ırkçılık, cinsel ayırımcılık artarak süren eşitsizlik, iftira, yalan, kin ve savaş yanlısı eğilimlerin güçlenmesi eşlik etmektedir. Demokrasi ve insan hakları sorunları ulusal sınırlar dışında, uluslararası düzeyde ele alınıp çözümler üretilmelidir.