Türkiye’de Kürt sorununun çözümü yeni bir aşamaya geldi. Eğer süreç kesintiye uğramaz ve olağanüstü bir gelişme olmazsa tarihsel sonuçları olacak. Türkiye 1920’lerde kuruldu ve o paradigmayla bugüne geldi. Bugün de o paradigma temelden değişecek ve yeni bir Türkiye karşımıza çıkacak. Türkiye’de yaşayan tüm kesimler bu tarihsel değişimin ayak seslerini ne kadar duyuyor, ne kadar bu değişmeye katılmaya hazır, işte asıl tartışılması gereken konu budur.

Bugüne kadar devrim, demokrasi, Kürt sorunu konusunda her kesim bulunduğu yerden soruna baktı. Kimi çevreler devleti esas aldı. Bastırma ve ezmenin içinde, yanında oldu. Kimi çevreler de buna karşı direndi, baskıları kırmaya ve güç olmaya çalıştı. Kimi çevreler de seyretti, kimileri de çekingen, ürkek ve sıradan, arada kalmış bir pozisyonda kaldı.
Bu yeni tarihsel kavşakta Türkiye demokrasi güçleri artık daha fazla tutumlarını netleştirmeye ve sürece dahil olmaya çalışmalıdırlar. Güçlü bir sol ve demokrasi gücü var. Bu potansiyel atıl kaldı. Bir türlü birleşemedi ve ortak bir cephe oluşturamadı. Devletin Kürtlerle olan savaşında tutum belirleyemeyince giderek geri plana düştü. Güç ve moral yitimine uğradı. Güven vermedi, özgüveni gelişmedi. Silahlı mücadeleye uzak duran, çekinen, baskıları göğüsleyemeyenler, hatta savrulanlar için bugün kendilerini yeniden katma ortamı oluşmaktadır.
Kürt sorunu sayın Öcalan’ın müdahalesi ve öncülüğünde yeni bir sıçrama aşamasında. AKP Hükümeti de savaşı tüm cephelerde topyekün sürdürdü ve sonuç alamadı. Bu açıdan dialog ve müzakere yolunu kabul etmek zorunda kaldı. Ancak daha işin başındayız. Türkiye’de gelişkin bir demokrasi olacak mı, Kürt sorunu kalıcı bir çözüme kavuşacak mı, bu soruların cevabı açık ki hala net değil. AKP reformcu, demokrasiyi ilerletmeyi önüne hedef olarak koyan bir parti değil. Ayrıca on yıldır iktidarda ve devlete yerleşti. AKP sağ ve muhafazakar bir parti. Devletin tüm imkanları elinde ve kendi aralarında bölüşüyorlar. Böyle bir partiden köklü çözümler beklemek doğal ki, gerçekçi değil.
Mevcut haliyle MHP milliyetçi, ırkçı tutumunda giderek katılaşmakta ve demokrasi, barış cephesi karşısında yer almaktadır. CHP de şimdilik ağır bir bocalamayı yaşamaktadır. Ulusalcı kesimler bastırmaya ve kendilerine göre partiyi harekete geçirmeye çalışmaktadırlar. Kemal Kılıçdaroğlu liderlik yeteneği gösterememekte ve sıradan kalmaktadır.
Türkiye sadece AKP’nin eline bırakılırsa açık ki, köklü bir demokratik dönüşüm gerçekleşmez. Bu açıdan Türkiye’deki demokrasiden ve barıştan yana olan tüm kesimler daha aktif hale gelmeli ve harekete geçmelidir. Bunun imkanları var. Ortam oldukça elverişli. Ayrıca sayın Öcalan’ın önerisi de var. Ankara’da bir konferans yapılması ve sürecin sonuna kadar aktif çalışma ve toplantı halinde olunması istenmektedir. Buradaki amaç Türkiye için sözü ve projesi olanların ortaya çıkmasını ve kendisini katmasına ortam hazırlamak ve ortak etmektir. Türkiye’de eğer birlikte yaşayacaksak, o zaman birlikte de Türkiye’yi yeniden yapılandırmalıyız. Türkiye’yi yeniden yapılandırmaya egemen güçlere veya onların partilerine, insaflarına bırakamayız.
Demokrasi güçlerinin farklı görüşleri, kaygıları ve endişeleri olabilir. Bir araya gelip bunları da tartışabilmeli ve ortak paydalarımızı güçlendirmeliyiz. Sadece eleştiri, kaygı ve acabalarla sistemler değiştirilemez, devrimler ve reformlar ilerletilemez. Serbest bir platformda herkes sözünü ve projelerini ortaya koymalıdır. Demokrasi, barış ve özgürlük alanlarının genişlemesi kimsenin karşısında olmadığı, hepimizin üzerinde anlaştığı ortak değerlerdir.
Ayni şey Kürtler için de geçerlidir. Bilindiği gibi Kürtlerin içinde değişik çevreler silahlı mücadeleye karşı olduklarını söylüyorlardı. Kimileri de silahlı mücadeleyi yürütecek gücümüz yok, diyorlardı. Ortam sert sesimizi duyuramıyoruz, biçiminde yakınıyorlardı. Şimdi bu çevrelerin tümü için kendilerini daha fazla katma ve ifade imkanı doğdu. Kürtlerin tüm kesimleri bir araya gelip tartışabilir, ortak katkılarla bir strateji oluşturabilirler. Savaşta birlikte olamayanlar, demokratik inşaa ve sorunun çözümünde bir arada olmayı başarabilmelidirler.
Kürtler bugün Ortadoğu’da yükselen bir güç. Dört parçada giderek olanakları artıyor. Sınırlar aşılıyor. Örgütlenme ve güç artırma imkanları her zamankinden daha fazla. böyle tarihi günlerde eski söz ve alışkanlıklarla başarıya ulaşılamaz. Bu halkın kaderi artık değişmelidir. Kürtler kaderlerini her açıdan kendi ellerine almalıdırlar. Bölge güçlerine, egemenlerin insafına bırakılamazlar. Eskiye takılmadan ileriye bakmalı ve tarihsel yürüyüşümüzü başarıyla sonuçlandırmalıyız. Bunun imkanları var. Bu başarı hepimizin olmalıdır.
Türkiye ve Kürdistanlı tüm demokrasi güçleri ortak bir cephede harekete geçerse, savaş ortamından çıkmak ve demokrasi hamlesini başarıyla sonuçlandırmak imkanı artacaktır. Silahsız mücadele dönemi tam anlaşılır ve mücadeleye aktif katılım sağlanırsa, başarı demokrasi güçlerinin olacaktır.