Bu hakikat yaşamın her adımında hissedilebiliyor... Dilde, söylencelerde, türküde, govendlerde (halaylarda), yemeklerde, nakışlarda, saklı kalan yitik tarihler tek tek canlanıyor... Tıpkı suyu verildiğinde canlanan bir gül bahçesi gibi...
Sokaklarda dolaşırken, pazarlarda alış veriş yaparken, bir taksiye bindiğinizde, bir okulun, bir kilisenin, bir caminin yanından geçerken bu çok- kültürlülük hemen farkedilir... Daha kazılmamış, yada kısmen kazılan ‘gir’yada ‘til’denilen tepeciklerde günışığına çıkmamış kültürel zenginlikler de özgürlük tarihinin yazılmasını beklemekteler...
Baas milliyetçiliğiyle şekillenen zihinsel kalıplar, bazı güçlükleri olsa da aşılmaya çalışılıyor. Bunun bir yolu da kültürel çalışmalara ağırlık vermek... Çünkü kültür toplumları kaynaştıran bir çimento niteliği taşıyor. Halkoyunları da bu harcın bir parçası...
Rojava’da Efrîn, Dêrîk, Qamişlo, Hesekî, Kobanê, Mimbic, Tilhemis şehirlerinden toplam 14 folklor ekibinin katılımıyla Halkoyunları Festivali gerçekleştirildi. Rîmelan’dan sonra 29 Temmuz’da Qamişlo’da 12 Adar Sahasını renk cümbüşüne büründürdüler adeta.
Bir Latin Amerika atasözü der ki “Dans etmek insanlaşmaktır” diye...
İnsanların dans etmeleri, kendini bir varlık olarak hissettiğinden bu yana olsa gerek... Kimi zaman dua, kimi, zaman doğayı taklitle başladılar... Bir halkın kültürünü, yaşam tarzını, zihniyetini, acılarını, kahramanlıklarını, geleneklerini anlatır halkoyunları. Gelenekler coğrafik, sosyolojik farklılıklar olsa da özünde bir şarkı, bir halay yakınlaştırır insanları kolayca... Halaylarda insanların elele tutuşarak aynı bedenin parçası gibi müziğin ritmine benzer refleksi vermeleri, bir atom enerjisi yaratır. Halay döndükçe çekirdeğin etrafında dönen atomlar gibi büyük bir güç açığa çıkar... Bu anlamda
12 Adar Spor Sahası’ndaki manzara da görmeye değerdi gerçekten... Yansıyan bu enerjiyi hissetmemek elde değildi...
Önce Mimbic’ten gelen Çerkesler, ardından Türkmenler, Araplar ve Kürt halkoyunları sergileniyor...Ve en son sıra tüm halkların govendiyle, kenetleniyor ruhlar, bedenler...
Çerkesler Kafkasya’dan bir esinti misali ayak parmaklarının üzerinde sülün gibi süzülüyorlar... Öncesinde duymuştum figür olarak kadın kuğuyu, erkek kartalı temsil ediyor diye. Çerkesler Kafkasya’nın köklü halklarından... 1864’te Ruslarla olan savaştan yenilgiyle çıkınca Rus Çarlığı gemileri tepeleme doldurup sürgün ediyor Osmanlı’ya doğru... Bu sürgün bir kıyım oluyor Çerkesler açısından... 150 yıldır geleneklerini korumaya çalışıyorlar... Suriye rejimi döneminde sadece fiziki ve kendi aile çapında kültürlerini korumaya çalışıyorlar... Folklorcuların hemen hepsinin çocuk yaşta olmaları geleceğe dair umutların da işareti adeta...
Ardından coşkulu bir grup Türkmen genci çıkıyor sahneye... Türkmenler, yani gerçek Türkler. Yaşam tarzları Kurmançlar gibi, geçim kaynağı hayvancılık, yün eğirmek için ‘teşi’ kullanan, şiirsel bir dil kullanan Türkmenler... Zamanında iktidarcı yaklaşan Sultan Sancar’ı dahi kafese koyan özünde demokrasiyi yaşatan bu halk, Rojava devrimiyle beraber nefes almış... Kardeşçe yaşamayı esas alan bir özleri var...
Sıra Arap halkoyunlarına geliyor... Tilhemis’ten gelmişler... Siyah-beyaz elbiseleri, ritmik hareketleriyle hemen dikkat çekiyorlar... At sürme oyunuyla öyle zengin figürler sergiliyorlar ki hayran olmamak elde değil...
Hemen bir düşünce transferi başlıyor hafızalarda...
Nereden nereye gelindi?...
Yıl 12 Mart 2004... Baas rejiminin Arap milliyetçiliğini körüklediği, aynı futbol sahasında onlarca savunmasız Kürt insanı katledilmiş ve yüzlercesi tutuklanmış. Ya da firari olmuş... Bu betonların dili olsa da konuşsa diyor insan... Fakat toplumsal hafızalar halen de acıyla hatırlıyor o günleri... O zaman ‘’melebê cîhat’’deniyor bu sahaya. Kürt halkına yönelik bu saldırı ‘cîhad’ın amacını da açıklıyor... Rojava Devrimiyle beraber ‘’12 Adar Sahası’’ deniyor... Yani adı kanla yazılmış bu sahanın...
Şimdi ise Rojava Devrimi sayesinde, dehşet çığlıklarının yerini kardeşlik melodileri almış. Saha demokrasinin bir gül bahçesi gibi adeta... Seyirciler düzeni bir tarafa bırakarak, daha yakından görmek için sahaya iniyorlar..
Final sahnesi tüm bu kadim halkların kolkola, elele halaya tutuşup büyük bir halay tutmasıyla sona eriyor... Bu sahne dahi Rojava’nın ne kadar halklar açısında ne kadar güvenlikli olduğunun bir göstergesi...
Sahayı terkederken yüreğimiz huzurla atıyor.
Hiç bitmesini istemediğimiz anlar gibi...
Halaya duran gençlerle yürüyoruz... Müziklerin ahengi kulaklarımızda çınlıyor. Toplumsallaşma böyle birşey olsa gerek...