
Bazı HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılıp yargılanması hedeflenmektedir. Kuşkusuz bu yönelim Kürtlere yönelik soykırım saldırılarının ve demokrasi güçlerini susturmanın bir parçası olarak gündemleştirilmiştir. Demokrasi güçlerini tümden susturma, Kürtlerin direnişini kırıp AKP'nin faşist hegemonik sistemini hakim kılma amaçlanmaktadır. Bu nedenle AKP faşizmi önündeki en önemli engellerden olan HDP etkisizleştirilmek istenmektedir. Bu açıdan HDP’ye bu saldırı tüm demokrasi güçlerine saldırı olduğu gibi, bu saldırıya karşı direniş de önemli bir demokrasi mücadelesi olmaktadır. HDP’ye yönelik bu saldırılara karşı mücadele edilmeden antidemokratik ve faşist güçleri durdurmak ve demokrasi mücadelesini yürütmek mümkün değildir. Bugün HDP’ye sahip çıkmamak, Alman papazın "bize sıra geldiğinde sahiplenecek kimse kalmadı" demesinin durumuna düşmektir.
CHP bugüne kadar belli oranda demokrasi güçlerinin sahiplendiği ve oy verdiği parti durumundaydı. Bu partinin dokunulmazlıkların kaldırılmasına oy vereceğiz demesi tamamen demokrasi karşıtı cephenin parçası olması anlamına gelmektedir. CHP’lilerin "biz kendi dokunulmazlıklarımızın da kaldırılmasının önünü açıyoruz; biz mahkeme önüne çıkmaya hazırız" demeleri demagojidir. Çünkü bu dokunulmazlıklar konusu sadece HDP'ye yöneliktir; Kürt halkına yönelik saldırıların bir parçasıdır. Binlerce Kürt siyasetçinin tutuklanmasına şimdi milletvekilleri de eklenmek istenmektedir. Bu dokunulmazlıkların kaldırılması, şehirlerin bombalanıp yerleşim yerlerinin yıkılması ve sivillerin katledilmesinin devamıdır.
Bazı basın yayın organları da şu kadar dokunulmazlık fezlekesi var; CHP’nin de var, MHP’nin de var diyerek sayması gerçeğin üstünü örtmektedir. Bu girişimler sadece HDP’ye yöneliktir. Diğer partilerden milletvekillerinin isminin sayılması konuyu muğlaklaştırmak, AKP'nin HDP'ye yönelik saldırılarını meşrulaştırmak ve normalleştirmek anlamına gelmektedir. Bu nedenle demokratik basının ve tüm demokratların şu kadar fezleke var diyerek CHP ve MHP’li milletvekillerinin de ismini saymaları gerçeği çarpıtmaya hizmet etmektedir.
Bu saldırılar tüm demokrasi güçlerine saldırı olduğu gibi, en başta da HDP'ye oy vermiş Kürtlere saldırıdır. Bu açıdan Kürt halkının kendi temsilcilerine sahip çıkması gerekir. Temsilcilerine sahip çıkmayanlar ne kendilerine, ne de hiçbir haklarına sahip çıkabilirler. HDP milletvekillerine yönelik bu saldırı karşısında halk sessiz kalmamalıdır. HDP milletvekilleri etrafında demokratik irade çemberi oluşturulması gerekir. Ağrı milletvekilline yönelik bu yönlü bir saldırı, aynı zamanda Mardin, Batman, Dersim ve diğer yerlerde HDP'ye oy vermiş tüm halka saldırıdır.
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Türkiye ve Kürdistan'daki demokrasi mücadelesinin yönünün nasıl olacağı bir yönüyle de HDP milletvekillerine sahiplenme düzeyi belirleyecektir. Kuşkusuz tüm saldırılara karşı direnmek önemlidir. Bugün Kürdistan ve Türkiye'de tüm saldırılara karşı direnmeden insan olarak yaşamak bile mümkün değildir. Ancak milletvekillerine saldırı tüm saldırıların sembolik düzeyde zirvesi olmaktadır. Bu açıdan HDP'ye yönelik bu saldırıya karşı siyasi görüşü ne olursa olsun tüm Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin tavır koyması gerekmektedir.
CHP’nin de, tüm demokrasi güçlerinin de demokrasi konusundaki tutumunun ne olduğu bu konuda gösterecekleri duruşla belli olacaktır. HDP’lilere sahiplenme kesinlikle bir insanlık ve demokratlık görevidir. Bu açıdan Türkiye'deki tüm demokrasi güçleri tarihi bir sınavdan geçmektedir. Tarih, kimin ayarının ne olduğunu bu dönemdeki tutumuyla ortaya koyacaktır. Bu dönemde Kürt halkına yönelik saldırılara karşı tutum koymayanlar, tarih karşısında büyük utancın sahibi olacaklardır.
AKP ve tüm faşist güçler terörizm demagojisiyle herkesi baskı altına almakta ve töhmet altında bırakmaktadırlar. Böylece en azından Kürt halkına yönelik saldırıda herkesi dilsiz ve vicdansız bırakmayı amaçlamaktadırlar. Birçok kesim ve kişi bu yönlü özel savaş karşısında dilsiz ve suskun kalarak vicdanlarını ve ruhlarını kirletmektedirler. Bu dönem ahlaklı ve vicdanlı olma dönemidir. Eğer cesaret gösterilmesi gereken bir dönem varsa bu dönemdir. Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve şürekâsı bağırıp çağırarak herkesi susturmaya çalışmaktadırlar. Vicdanlı ve demokratik her insan bunların bu politikasına boyun eğmemeli, tarihi tutumlarını ortaya koyarak Türkiye'nin demokratikleşmesi ve tüm halkların özgür ve demokratik yaşamasının sağlanmasında rollerini oynamalıdırlar.