Türkiye Kürt düşmanlığını bir daha gözler önüne serdi. IŞİD Demokratik Suriye Güçleri tarafından yenilgiye uğratılınca Türk devleti Cerablus’a girdi. Cerablus’a giriş kesinlikle Demokratik Suriye Güçlerinin Cerablus ve Bab’ı ele geçirmesini engellemek için yapılmıştır. Zaten kendileri de bunu açık açık söylüyorlar. Hükümet yetkililerinin tüm konuşmaları ve yandaş basın yorumcuları IŞİD diye bir dertlerinin olmadığını ortaya koymaktadırlar. PYD ve IŞİD düşmanlığıyla Kürtlere dost olan halkların ve demokratik güçlerin Kobanê-Afrin arasında etkin olmasını istemiyorlar. Bu alanları IŞİD tutarken rahatsızlıkları olmayanlar, Suriye Demokratik Güçleri buraya yönelince hemen harekete geçmişlerdir.
Ortadoğu’da Kürt düşmanlığının bir hastalık, insanlık dışı bir zihniyet olduğu bir daha görüldü. Düne kadar kanlı bıçaklı olan Erdoğan ile Esad yeniden dost oldular. Türkiye ve Suriye heyetleri sürekli görüşmeler yapıyorlar. Bu görüşmelerde İran arabulucu oluyor. Her iki taraf da düşmanlarını birbirine vurdurtma politikası yürütüyorlar. Suriye ve İran Hasekê’ye saldırıp burayı ele geçiremeyince Türk devletinin Cerablus’a girişine izin verdiler. Aslında bu ilişki sadece Kürt düşmanlığı üzerinde kurulan bir ilişki değildir; aynı zamanda demokrasi düşmanlığı üzerine kurulan düşmanlıktır. Biliyorlar ki Suriye’de demokratikleşme olursa Kürtler haklarını kazanır; Türkiye’deki rejim de, Suriye’deki rejim de değişir.
Ortadoğu’da demokrasi düşmanlığıyla Kürt düşmanlığı özdeşleşmiştir. Bu açıdan Ortadoğu’da demokrasi düşmanlığının başını Türkiye çekmektedir. Her yerdeki demokratik gelişmelerin önünde Türkiye durmaktadır. Ortadoğu’da demokrasinin neden gelişmediğini başka yerde aramamak gerekiyor. Türkiye Kürtler yararlanır diye hem içeride, hem de dışarıda demokrasi düşmanlığı yapmaktadır. Kuşkusuz Kürtler üzerinde egemenlik kuran diğer ülkelerde de benzer bir yaklaşım vardır; ama hiçbirisinde Türkiye’deki kadar değildir. Irak aslında bu eşiği aştı. Artık Irak birliğini ancak demokrasisini geliştirerek koruyabilir. Bu açıdan Irak bu konudaki eski kaygılarını aşabilir. Çünkü gelinen aşamada demokratikleşme gelişmezse bazı dış güçler bunu gerekçe olarak kullanıp Irak’ta bir bölünme yaratırlar. Bu açıdan Irak’ta demokratikleşmenin gelişmesi birliği korumanın en doğru yoludur. Bu, tüm ülkeler için geçerlidir, ama bu gerçeklik Irak’ta daha açık ve net ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Düğüm Bakur’da çözülecek
Suriye’de de Kürt sorunu esas olarak Türk devletinin algıladığı düzeyde değildir. Türkiye gibi tüm siyasetini Kürtlere göre şekillendiren bir ülke değildir. Yani tüm politikasını Kürt düşmanlığı ve Kürtlerin yok edilmesi üzerine kurmuş değildir. Suriye devleti ile Kürtler arasındaki tarihsel ilişki, Suriye’nin birliği içinde bir çözümü daha kolay bulma zemini yaratmaktadır. Eğer İran ile Türkiye’nin Kürt ve demokrasi düşmanlığı Suriye üzerinde bu düzeyde baskı oluşturmazsa Suriye’deki Kürtler Suriye içinde bir çözümü daha kolaylıkla bulur. Kürt Halk Önderinin 20 yıl Suriye’de kalması da bu yönlü bir zemin yaratmıştır.
Ancak bir daha ortaya çıktı ki, Türkiye’deki mevcut gerici zihniyet aşılmadan ne İran, ne Suriye, ne de Irak’ta Kürt sorunu çözüme kavuşabilir. Türkiye’nin şu anda Başurê Kurdîstan Federasyonu için de en büyük tehlike olduğu ortaya çıkmıştır. Şimdi Bakur ve Rojava’daki durum nedeniyle KDP ve Başur’a gülücükler yollasa da fırsatını bulduğunda bölge ülkelerindeki tüm Kürt düşmanlarını da yanına alarak Başur’u da boğacağı açıktır. Bunu anlamayan Kürt aptaldır. Bu açıdan Kürt sorununun çözümünün Bakur’da çözülemeyeceğini anlamayan Kürt de hala gerçeğin farkında olmayan Kürt’tür. Kuşkusuz günümüzde mücadele bölgeselleştiğinden mücadeleyi bu temelde yürütmek şarttır. Sadece Bakurê Kurdîstan’da mücadele edilsin denilerek bu kördüğüm çözülemez. Ancak mücadelenin ağırlık merkezinin Bakur olduğu, olacağı ve düğümün orada çözüleceği açıktır.
Türkiye Suriye rejiminin kısa sürede yıkılacağını, yerine kendilerinin desteklediği güçlerin iktidara geleceğini ve bunların da Kürtlerin üzerinde eski soykırımcı düzeni kuracaklarını düşünerek bir politika yürütmüştür. Tüm hesaplarını Beşar Esad rejiminin kısa sürede düşeceği üzerine yapmıştır. Ancak bu olmayıp Kürtler de ayağa kalkarak kendi özyönetimlerini kurunca ve Suriye genelinde etkili olma konumuna gelince Türk devleti müdahale etmiştir. Bizim yıllarca Türkiye Suriye politikasını şu varsayıma dayanarak oluşturdu dediğimiz şeyi şimdi AKP’nin kalemşorları itiraf ediyor. Kürtlerin önünü kesmek için de bugünkü politika gereklidir diyorlar.
Kürtler üzerinden
politika yapmak
Türkiye’de AKP’nin politikası yanlış diyenler de şimdi sanki kendileri doğrulanmış gibi AKP’nin Kürt düşmanı politikalarına destek veriyorlar. AKP’nin eski politikası yanlıştı, şimdiki de yanlıştır. Eskisi Kürt düşmanlığı ve demokrasi düşmanlığından dolayı yanlıştı, şimdiki de demokrasi ve Kürt düşmanlığı nedeniyle yanlıştır. AKP, Kürt düşmanlığı nedeniyle IŞİD ile işbirliği kurmuştu. Kürt düşmanlığı nedeniyle milliyetçi dinci Araplarla işbirliği kurmuştu. Şimdi de Kürt düşmanlığı nedeniyle Esad rejimiyle ilişki geliştirmeye, İran’la ilişki geliştirmeye, yine bazı çetelerle Suriye’de politika yürütmeye çalışıyor. Bu açıdan AKP yanlış politikalardan döndü demek yanlıştır. Önce de demokrasi düşmanıydı, demokrasi karşıtı güçlerle birlikteydi, şimdi de demokrasi karşıtı güçlerle birliktedir. Bu durumda AKP Suriye politikasını değiştirdi, ne güzel denilebilir mi? Böyle diyenler Kürt düşmanlığını doğru ve iyi görenlerdir.
Kürtlerin üzerinde politika yapmak Ortadoğu’nun en ahlaksız şeyi haline gelmiş. Bunu da Kürtlerin direnişi üzerinde yapıyorlar. Herhalde Kürtler teslim olsa Ortadoğu’da hepsi politikasız kalacaklar. İşte ahlaksızlık ve alçaklık burada! Düşünebiliyor musunuz, Cerablus’a Türk devleti girince birbirine karşıt olanlar onay veriyor ve sessiz kalıyor. Hiçbirisi de “Türkiye dış güç, Cerablus’ta ne işi var, işgalci güçtür, çekilsin” demiyor. Belki bir sınıra kadar Türkiye’ye bu onay verilmiştir; ama böyle de olsa ortada dünyada görülmeyen bir siyasi ahlaksızlık var. Ya da siyasi ahlaksızlıkların bir fotoğrafı!
Suriye ve İran Türkiye’nin Suriye politikasını yumuşatıp kendilerine göre kullanmayı önlerine koymuşlardır. İran’ın Türkiye’yi güçlendirecek bir politikayı kabul etmesi zordur. Dolayısıyla bunların genel olarak Suriye ve Ortadoğu üzerinde anlaşmaları mümkün değildir. Ancak Türkiye’nin zayıf karnı denilerek kullanmayı düşünmektedirler. Rusya, İran ve Suriye’nin dışında bir Suriye politikası yürütemez. Çünkü sahadaki müttefikleri onlar. ABD, Türkiye ile bozulan ilişkilerini Kürtlerin sırtından düzeltme yoluna gidiyor. Türkiye ile yaşadığı sorunu böyle düzeltmeye çalışıyor. Zaten Tayyip Erdoğan da bağırıp çağırarak Rojava’dan taviz koparmaya çalışıyordu. Kürtlere karşı savaşta destek almaya çalışıyordu. ABD bu destekleri vererek Türkiye’de konumunu yeniden güçlendirmeye çalışıyor.
Barzani alet oldu
Peki, KDP ve Sayın Mesut Barzani’ye ne demeli? Mesut Barzani’yi de o gün Ankara’ya çağırarak bu işgalin, bu Kürt düşmanlığının Kürtlere karşı olmadığını göstermek ve Kürtlerin tepkisini azaltmak amaçlanmıştır. En hafif deyimle Mesut Barzani bu oyuna alet olmuştur. Zaten Türkiye bu duruma dayanarak “biz Kürtlere karşı değiliz, Kürtler bizi destekliyor” demektedir. Özellikle dış kamuoyunda kendini böyle savunmaktadır. KDP, Kürt düşmanlığının yanında yer almış, böylece kendi bindiği dalı kesmiştir. Rojava’ya düşman olan haydi haydı Başur’a düşman olur. Şu andaki balayı sadece Bakur ve Rojava Devrimini boğana kadardır. Ancak Mesut Barzani’nin Türkiye’ye bu gidişi Kürt tarihine geçecek ve unutulmayacaktır.
Her siyasi güç kendi çıkarına göre bir noktada buluşmuştur. Bu durum Ortadoğu politikasının ahlaksızlığını ortaya koymaktadır.
Kürtler işgale karşı direnecek
Herkes masa başında kendi çıkarına göre bir iş yapmış oluyor. Peki, Rojava’da Demokratik Suriye Güçleri ve Kürtler direnirse ne olacak? Bu direniş ve ortaya çıkacak savaş ortamında bu ahlaksız buluşma sürdürülebilecek mi? Herhalde Kürtler ve demokrasi güçleri kuzu kuzu Türkiye’nin demokrasi ve Kürt düşmanlığını seyretmeyeceklerdir. Bu durumda sorunsuz Kürt karşıtlığı üzerinden politika yürütmenin bir anlamı kalmayacak; amiyane deyimle kartlar yeniden dağıtılacaktır. Çünkü Rojava’da Kürt ve demokrasi karşıtlığı Suriye’de sorunların daha fazla ağırlaşmasını beraberinde getirir. Kürtler ve demokrasi güçleri Suriye’de stabilize bir durum ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamışken, bu dengenin bozulması en başta da Türkiye’ye destek veren güçlerin zor duruma düşmesini sağlayacaktır. Bu Kürt karşıtı politika açıkça IŞİD’i yeniden canlandırma, Suriye’de çetelerin hakim olmasının önünü açma politikasıdır. Böyle bir durumda herkes Türkiye’ye yönelik bugünkü politikasını sürdürebilir mi?
Şu anda Suriye’ye barış ve istikrar getirecek tek politika, Kürtler ve demokrasi güçlerinin birliğidir. Kürtlerin tüm Rojava’da, Minbic’te, Bap’ta, Cerablus’ta, Amudê, Halep ve başka yerlerde Arap, Asuri-Süryani, Türkmen ve Çerkezlerle birlikte ortak bir demokratik sistem kurma çabaları Suriye’nin önünü açmaktadır. Karabulutları dağıtan tek politika budur. Herhalde Türk devletinin işgali ve çetelerle ortak hareket etmesine Suriye halkları ortaklıklarını daha da güçlendirerek cevap vereceklerdir. Özellikle ŞEHPA denilen ve birçok halkın birlikte yaşadığı bu coğrafyada oluşturulacak demokratik birlik ve ortaklık Türk devletinin politikalarını boşa çıkaracaktır. Çünkü Türkiye Cerablus’a müdahale ederek ve Suriye’nin içine girerek halkların bu demokratik cephesini dağıtarak çeteleri hakim kılmak istemektedir. Halklar demokratik bir sistem kurarak Suriye’ye model olmak isterken, bu demokrasi düşmanlığı tabii ki karşılığını bulacaktır. Halklar daha fazla bir araya gelip bu işgale karşı direneceklerdir.
Türkiye şu anda Suriye’de tek işgalci güçtür. Buna karşı Arap’ı, Kürt’ü, Türkmen’i, Asuri-Süryani’si, Çerkez’i, Ermeni’si, Dürzi’si tüm Suriyeliler duracaktır. Suriye’nin yurtsever demokrat güçleri ayağa kalkacaktır. En başta da Kürtler direnecektir. Çünkü Kürtler Suriye’nin birliğinden yanadırlar. Suriye’nin birliğinden yana tüm güçlerle birlikte işgalci güçlere karşı direneceklerdir. Şu anda Suriye’ye yönelik bir işgal girişimi vardır. Bu açıdan da öncelikle bu işgale karşı demokratik güçlerin direnişi gelişecektir. Bu işgal en başta da demokrasi güçlerine saldırıdır. Suriye’de demokratik bir sistemin kuruluşuna yönelik bir saldırıdır. Böyle bir direniş Suriye’de hangi güçlerin demokrasiden yana olduğunu da netleştirecektir. Böylelikle tarihin akışına ters tüm güçleri saf dışı olacak, Demokratik Suriye Güçlerinin inisiyatifi almasının önünü açılacaktır. Özcesi Suriye’nin geleceğini demokratik güçlerin direnişi belirleyecektir.