
İsim ve amblem değişmedi
Beklenilenin aksine partinin ismi ve ambleminde herhangi bir değişiklik yapılmadı. Tüzüğün 17 maddesi ise değişti. Demokratik Özerklik talebi de tüzüğe konuldu. Daha önce, „…Kardeşliğin temelinin tarihin derinliklerde yattığı beyan eder; Demokratik Cumhuriyette görür“ ibaresi, „…Demokratik Özerklikte ve Demokratik Cumhuriyette görür“ şeklinde değiştirildi. Madde değişikliğinin gerekçesinde ise „Tüzüğümüzü demokratik özerklik paradigması ile uyumlu hale getirdik“ denildi.
Başkanlara 2 dönem sınırlaması
Yapılan diğer bir değişiklik ise genel başkanlık, il, ilçe ve belde örgütleri başkanlıklarına ilişkin oldu. Buna göre, bir kişi iki dönemden fazla başkanlık yapamayacak. Bir başka değişiklikle de her üyeye üye kimlik kartı verme zorunluluğu kaldırılarak, talep edilmesi halinde bu kimlik kartının verilmesi kararlaştırıldı. Yine bir başka değişiklikle yönetim kurulu üyeliklerinde bulunan kadın ve gençlik temsilcilerinin yönetim kurulu toplantılarına katılma zorunluluğu da kaldırıldı.
Kongre çok dilliydi
Kongrede Türkçe, Kürtçe (Kurmancî ve Zazakî), Ermenice ve Süryanice „Demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü toplumu yaratalım“, „Askeri ve siyasi operasyonlara son“ pankartlarının yanı sıra geçtiğimiz günlerde atılan gaz bombası sonucu yaşamını yitiren BDP Van İl Meclis üyesi Yıldırım Ayhan’ın fotoğrafı asıldı. Ayrıca kongre salonuna Kemal Pir, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya gibi devrimci önderlerin de fotoğrafları yer aldı. Kürsünün arkasına kurulan dev ekranın iki yanına Türk bayrağı ve BDP bayrağının asıldığı görüldü. BDP’nin 2. olağan kongresinin Yıldırım Ayhan’a adandığı belirtildi.
Kongreye yoğun ilgi
Kongreye ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, EMEP, ÖDP, EDP, HAK-PAR, KADEP gibi siyasi parti temsilcileri, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku milletvekili Şerafettin Elçi, BDP milletvekilleri, DTK Eşbaşkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk, BDP eski Eşbaşkanları Hamit Geylani ve Filiz Koçali, yabancı elçilik temsilcilikleri, Yekitiya Niştimanî Kurdistan (YNK) Türkiye Temsilcisi Bahroz Galali, SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan, KESK Genel Başkanı Lami Özgen, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ve çok sayıda kişi katıldı. Kongreye ayrıca, aralarında Sırbistan Demokrat Parti, BASK Aralar Partisi, Alman Sol Parti, İsveç Sol Parti, İsveç Sosyal Demokrat Parti, Yunanistan PASOK, Avrupa Sol Partisi bileşenleri, Yeni Kıbrıs Partisi temsilcileri ile Meksika, ABD, Kanada ve diğer AB üyesi ülkelerin büyükelçilik yetkililerinin de bulunduğu çok sayıda yabancı delegasyon da katıldı.
Basın dikkatle takip etti
Kongreye basının ilgisi de dikkat çekiciydi. Yeni Şafak dışındaki tüm gazetelerden ve ajanslardan gazetecilerin katıldığı Kongre’ye davete rağmen AKP’den kimse katılmadı. Federal Kürdistan Bölgesi’nden temsilciler ulusal kıyafetleriyle salondaki yerlerini aldı.
Diz çökmeyeceğiz

Ankara Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nda düzenlenen Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) 2. Olağan Genel Kongresi’nde Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak yeniden Eşbaşkanlığa seçildi. Seçim öncesinde bir konuşma yapan Hakkari Milletvekili Selahattin Demirtaş, Kongre’nin barışın sağlanması ve demokrasinin kurumsallaşması mücadelesinde BDP’den yüksek beklentilerin olduğu bir dönemde toplandığını belirterek, „Temsili demokrasilerin, demokrasi adına büyük sorunlara yol açtığı gerçeğinden hareketle, her yerde en fazla katılımcılığı ve doğrudan demokrasiyi hayata geçirmenin formüllerini üretmek zorundayız. Bu nedenle, Demokratik Özerklik olarak tanımladığımız yönetim ve toplumsal örgütlenme modelini ulaşabildiğimiz her yerde inşa etmeliyiz“ dedi.
Meclis’e dönüş...
BDP milletvekillerinin 1 Ekim’den itibaren yemin ederek Meclis’e gidip gitmeyeceği konusuna da açıklık getiren Demirtaş, gitmeleri için koşulların olgunlaşması gerektiğini, ancak bu koşulların hala olgunlaşmadığını ifade etti. AKP’nin yeni bir anayasa yapmak gibi bir niyetinin olmadığını, anayasanın bir iki maddesinin değişmesinin AKP için yeterli olacağını belirten Demirtaş, şöyle dedi: „Bu nedenle, BDP parlamentodan kopmadan, ama her şeyi parlamenterizme de indirgemeden demokratik siyasetin denge noktasında durmaya devam edecektir. Bu vesileyle bir kez daha altını çizerek belirtiyorum, biz parlamentodan çekilmiş değiliz, ancak genel kurul çalışmalarına katılabilmemiz için asgari demokratik siyaset ortamının oluşturulması gerekir. Bu gün itibariyle bu koşulların olgunlaştığını görmüyoruz. Bu tavrımızın doğru anlaşılması gerekir. Her gün yargı, bürokrasi, polis baskısı altında demokratik siyaset yapılamaz. 3 bin arkadaşımız tutukluyken, buna her gün yenileri eklenirken, her konuşmamıza davalar açılıp cezalar yağdırılırken kimse demokratik siyaset kanallarının açık olduğundan söz edemez.“
AKP taze Ergenekoncu
AKP Hükümetini yeni bir Ergenekon inşa etmekle suçlayan Demirtaş, „Yüksek Askeri Şura toplantılarındaki oturma düzeninden, 27 Nisan bildirisinin kaldırılmasına, Cumhurbaşkanının tebrikleri kabul etmesinden Başbakan’ın esip gürlemesine, İsrail’e çekilen restlerden Libya’daki muhaliflere bavullar dolusu para aktarılmasına kadar her şey işte bu yeni Ergenekon’un inşası ile ilgilidir“ dedi. „AKP’yi taze Ergenekoncu“ olarak niteleyen Demirtaş, sözlerine özetle şöyle devam etti:
„Samimi barış arayışımıza rağmen bizi tehditle terbiye etmeye çalışanlara hatırlatıyorum, bugün eğer yeryüzünde halen insani değerlerden söz edilebiliyorsa, işte her toplumda var olan bu direnişçiler sayesindedir. Yoksa sizin gibi tazelere kalsa bu gün artık insanlık yeryüzünde bile olmayabilirdi. Bu nedenle zulme karşı direnmeyelim diye peşinen teslim olmamız için son çağrılarını yapanlara açıkça diyoruz ki, biz BDP olarak şiddetin durması için her koşulda çalışmaya devam edeceğiz. Ancak şiddetin durması için tek seçenek AKP’nin önünde diz çökmektir diyorsanız, onu daha çok beklersiniz.
Öcalan’la görüşmeler devam etmeli
Buradaki maharet bu dakikadan itibaren hiç kimsenin burnu dahi kanamadan sorunu çözme gücünü göstermektedir. Yaşamını yitiren askere de, polise de, gerillaya da, sivile de yazıktır. Hepsi de ana baba evladıdır ve bu sorunda onların paylarına düşen şey maalesef ki bedellerin en ağırıdır.
Barış konusunda Öcalan ile başlatılan süreç kaldığı yerden devam etmeli ve hükümet kendisine sunulan protokollere cevap vermelidir. İmralı’daki hukuksuz tecrit derhal sonlandırılmalıdır. Haftalardır yaptırılmayan avukat ve aile görüşmelerinin yanı sıra sivil heyetlerin İmralı’ya gidişine izin verilmelidir. BDP ile de demokratik anayasa inşa sürecinde açık ve şeffaf bir diyalog süreci başlatılmalıdır.
Kendimizi yönetmek istiyoruz
Sivil halka ve BDP’ye yönelik bu sınırsız hukuksuz şiddete rağmen, birileri halen utanmadan, sıkılmadan çıkıp BDP’yi suçlayabiliyor. BDP’yi şiddet örgütü olarak tanımlayıp hedef gösterebiliyor.
Kürt halkı için kimseden lütuf ya da sadaka istemiyoruz. Suriye’de desteklediğiniz muhalefetin istediğinden fazlasını değil, Libya’da bavullarla para taşıdığınız muhaliflerin istediğinden fazlasını değil, mazlum Filistin halkının istediğinden fazlasını değil, ya da Kıbrıs halkının istediğinden fazlasını değil, Mübarek rejiminin baskısı altında ezilen Mısır halkının istediğinden fazlasını da değil, bütün ezilen halklar gibi biz de sadece kendimize ait olanı, bizden zorbalıkla çalınanı geri istiyoruz. Türkiye sınırları içinde kendi anadilimizle, kültürümüzle yaşamak, kendimizi demokratik özerklikle yönetmek istiyoruz.
Kürt sorununu çözeceğim, yeni bir anayasa yapacağım, diyen bir hükümetin bu iradeye zerre kadar saygısının olmadığı bir ortamda kim ki halen BDP’den fedakarlık bekliyorsa insafsızlık yapıyor.
Hükümet kaçamaz
PKK’nin ateşkes ilan etmesinin ardından, BDP’nin yaptığı ‘Operasyonlar dursun’ çağrısı tehdit söylemi olarak çarpıtıldı. Unutmayın ki, PKK’yi dağa çıkaran BDP değildir, devletin hatalı politikalarıdır. Ama BDP, devletin bu hatalı politikalarını düzeltmesine yardımcı olarak PKK’nin dağdan inişini sağlayabilir. Bu nedenle çağrımızın ilk muhatabı doğal olarak ki hükümettir. Hükümet bu muhataplıktan kaçamaz.
BDP olarak, oluşturulacak bir ‘akil insanlar’ heyetinde, Hakikat Komisyonu’nda ya da Anayasa Konseyi’nde yer almaya hazırız. Yeter ki ortaya savaş seçeneği dışında ciddi bir çözüm arayışı çıksın. Biz buna destek olacağız. Bunun için Meclis’in açılmasını ve BDP’nin yemin etmesini beklemeye de gerek yoktur. Bu irade ortaya çıktıktan sonra BDP bütün süreçlerin önünü açma konusunda rolünü oynayacaktır.
Direnmek dışında seçeneğimiz yok
Yatıp kalkıp bizi tehdit dili kullanmakla suçlarken bile, bizi tehdit edenler iyi bilmedir ki bir birey ya da bir halk, onurluca yaşama şansına sahip değilse direnmek dışında başka bir seçeneği de yoktur. Yok olacaksa da direnerek yok olacaktır, var olacaksa da direnerek kazanacaktır. Ama her halükarda onurunu kaybetmeyecektir. Eski Ergenekoncular bu açıdan bizi iyi tanırlar, ama bu tazeler henüz onuru için direnen insanların gücünü görmedikleri için, tankın, topun, gazın, copun, emrindeki savcının, medyanın insan onurunu teslim alabileceğini sanıyorlar. Etrafındaki bir grup Kürt’e dağıttığı ulufelerin herkeste aynı etkiyi yaratacağını sanıyorlar.
Biz sadece Kürtler adına değil, AKP eliyle teslim alınmak istenen insanlık onuru adına direneceğiz. Direnme hakkımız gibi meşru bir hakkı dahi bize çok görenler elbet olacaktır. Ama biz asla AKP önünde diz çökmeyeceğiz.
Çözümün yol haritası
Eşbaşkan Gültan Kışanak, „Yol haritamız“ dediği „Demokratik Çözüm Protokolü“nü ve protokoldeki maddelerin uygulanabilmesi için önerilerini sıraladı. Protokolde, yeni anayasada çok kimlikli realitenin tanınarak, demokratik ulus tanımı çerçevesinde, özerklik hukukunu esas alan ademi merkeziyetçi yönetim biçimine geçilmesi istendi.
„BDP ve Blok olarak sorumluluk almaya, demokratikleşme konusunda müzakerelere başlamaya hazır olduğumuzu net bir dille ifade ediyoruz“ diyen Kışanak, protokol maddelerini şöyle sıraladı:
- Türkiye’de yaşayan tüm kimlik, kültür, dil ve inançların anayasal güvence altında olduğu, açıkça anayasada yer almalı. Etnik kimlikler arasında alt kimlik-üst kimlik tartışması yapılmamalı. Bu çerçevede, üst kimlik olarak hiç bir etnik kimliğe vurgu yapmayan anayasal vatandaşlık esas alınmalıdır.
- Herkesin kendi anadilini özgürce ve hiç bir kayıt-koşul olmadan kamusal alan dahil her alanda kullanabilmesi anayasal güvence altında olmalıdır. Anadilde eğitim anayasal bir hak olarak tanınmalıdır.
- Tüm kültürlerin korunması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması kamusal bir sorumluluk olarak tanımlanmalı. Bu konuda yürütülen sivil çalışmalar da anayasal güvence altında olmalı.
- Devletin küçültülüp, sivil alanının ve özgürlüklerin genişletildiği, her türlü vesayete son verilerek halk iradesinin tam anlamıyla hayata geçirilmesine olanak tanıyan ademi merkezi yönetim sistemine geçilmelidir. Bu çerçevede; bölgesel düzeyde tanınacak özerkliklerle bölge, il ve belediye meclislerinin yetkileri merkeze oranla arttırılmalıdır. Her türden sivil demokratik halk meclislerinin faaliyetleri anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
- Çalışanların emeğini ve sosyal haklarını koruyabileceği örgütlenmelere devlet ve hükümet müdahalesi önlenmeli, grevli toplu sözleşme hakkı dahil olmak üzere çalışanların örgütlenme ve mücadele hakkı anayasal güvencede olmalıdır. İLO sözleşmeleri hiç bir çekince olmadan anayasal güvence altında uygulanmalıdır.
- Kadınların sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel yaşama katılımı önündeki her türlü engel kaldırılmalı, gerçek ve fiili eşitlik sağlanıncaya kadar özel önlemler alınmalı, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık insanlık suçu olarak tanımlanmalı ve kadın hakları anayasada özel bir başlık altında düzenlenmelidir.
- Düşünce açıklama özgürlüğü, örgütlenme hakkı, basın hürriyeti AİHS ve BM sözleşmeleri esas alınarak anayasal düzenlemeye kavuşturulmalıdır.
- Doğanın korunması, ekolojik dengenin bozulmasını önleyecek tedbirlerin alınması anayasal düzeyde teminat altına alınmalıdır.“
Süreç için öneriler
Kışanak, bunların gerçekleşmesi için şu talepleri sıraladı:
- Seçim barajı kaldırılmalı, siyasi partiler kanunu ve seçimlerle ilgili yasalar demokratik temsil hakkını güvence altına alacak şekilde düzeltilmelidir.
- Siyasi saiklerle tutuklanmış bütün Kürt siyasetçiler ve tutuklu milletvekilleri serbest kalmalı, bunun için yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Demokratik siyasetin önünün açılması için TCK, CMK yeniden düzenlenmeli, TMK kaldırılmalıdır. Siyasi amaçlı tutuklamalara hemen son verilmelidir.
- 2011 genel seçimlerinde Diyarbakır’dan milletvekili seçilen Mehmet Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin hukuksuz bir şekilde düşürülmesi karşısında hükümet siyasi olarak telafinin yollarına açık olmalı, Sayın Dicle’nin parlamentoya gelebilmesi için açık bir çözüm iradesi ortaya koymalıdır.
- Emek, Demokrasi ve Özgülük Bloku’nun temsilcilerinin de içinde yer alacağı bir demokratik anayasa komisyonu kurulmalı, ancak öncelikli olarak, Parlamentoda sayısal çoğunluğu elinde bulunduran ve iktidarda olan AKP, Emek, Demokrasi ve Özgülük Bloku’nun bu önerilerine ilişkin tutumuna bir açıklık getirmelidir.
- Demokratik Anayasa Komisyonu, STK’lara, sosyal taraflara ve kanaat önderlerinin etkin katılımına açık olmalıdır.
- Demokratik Anayasa Komisyonu ile eş güdüm içinde çalışacak bir Hakikat ve Adalet Komisyonu kurulmalı, bu komisyonun arkasında hem TBMM, hem de hükümet iradesi olmalıdır. Her iki komisyon da TBMM’de ve TBMM dışında çalışabilecek yetkinlikte ve yetkide olmalıdır. Komisyonlarda TBMM üyelerinin dışında STK temsilcileri ve uzmanlar da bulunmalıdır.
- Bütün bu süreçlerin aynı zamanda barışa da hizmet edebilmesi için Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nu temsilen bir heyetin İmralı’da yüz yüze görüşme yapması, sonrasında görüşmelerin daha sağlıklı yürütülebilmesi için İmralı sistemine son verilmesi ve kısa vadede ev hapsi, orta vadede ise serbest bırakılması öngörülmelidir.
‘Herkes acılardaki payını görmeli’
Hazırladıkları protokolü bir „müzakere metni“ olarak değerlendiren Kışanak, AKP hükümetinin barıştan değil, savaştan ve çözümsüzlük siyasetinden korkması gerektiğini söyledi. Liberal-demokrat çevrelere de seslenen Kışanak, 1990’lı yıllarda yaşanan acıları hatırlatarak, „Herkes bu acılarda kendi payını görmeli ve aynı hatalara bir kez daha düşmemek için, vicdanına sığınmalıdır. Binlerce faili meçhul cinayet işlenirken, köyler yakılırken sessiz kalan, görmezden gelen ya da çarpıtanlar; bugün gelinen noktada bu tutumlarının insanlığa, halkımıza ve Türkiye’ye hizmet etmediğini görmüş olmalılar“ dedi. Kışanak, çözüm önerilerinin tartışılmasını ve AKP hükümetinin çözüm masasına çekilmesini istedi.
‘Safımız belli ve nettir’
„BDP ve demokratik Kürt siyasetinin tehdit, şantaj, baskı,sindirme, teslim alma yöntemlerine karşı, bedeli ne olursa olsun ‘onurumuzu’ ve direnişi tercih edeceğiz“ diyen Kışanak, „Herkes safını belirlesin’ diyorlar. Bizim safımız belli ve nettir. Biz demokratik çözümün, onurlu barışın, halkların kardeşliğinin safındayız“ dedi.
‘Protokol yol haritamızdır’
„Demokratik Çözüm Protokolü“nü yol haritaları olarak tanımlayan Kışanak, şöyle dedi: „AKP çözümü, diyalog ve müzakereyi tercih ederse tüm Türkiye kazanır. Savaşta ve çözümsüzlükte ısrar ederse; biz yolumuzu yürümekten geri duracak değiliz. Tüm Türkiye halklarıyla, demokrat, sol, sosyalist ve devrimcilerle yolumuza devam edeceğiz.“
ANKARA