14 Temmuz büyük ölüm orucunun 30. Yıldönümü. 1982 yılında M. Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek Kürt halkının onurunu korumak için ölüm orucunu başlatmışlardı. 12 Eylül faşist cuntasının Kürt halkının özgürlük umudunu Diyarbakır 5 nolu zindanın betonlarına gömmek istemesine karşı yaşamlarını ortaya koymuşlardı. Bu nedenle 14 Temmuz Kürdistan’da ulusal onur günü olarak anılmaktadır. Bu büyük devrimcileri bir daha saygıyla anıyoruz. Kürt halkının onlara olan borcunu ödemek için onların özlemi olan Kürdistan’ı özgürleştirmeyi mutlaka gerçekleştireceğine inancımızı bir daha yineliyoruz.
14 Temmuz aynı zamanda Demokratik Toplum Kongresi’nin Demokratik Özerklik’i ilan etmesinin birinci yıl dönümü. Demokratik Özerklik ilanından sonra AKP Hükümeti siyasi alana yönelik saldırılarını daha da arttırdı. Demokratik Özerklik ilanına yönelik tepkiler ve saldırılar AKP Hükümeti’nin Kürt sorununda bir çözüm politikası olmadığını kanıtlamıştır. Türk devletinin demokrasi içinde Kürtlerin kendi kendini yönetmesine tahammülü olmadığını ortaya koymuştur.
Kürt sorunu, Kürt halkının varlığını tanımama ve kendi kendini yönetme hakkını reddetmesiyle başlamıştır. Bu ret ve inkar politikası fiziki ve kültürel soykırımlarla sürdürülerek Kürtler yok oluşun eşiğine getirilmiştir. Kürtler üzerindeki bu politika ve ulusal varlığın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olması bugün de devam etmektedir. Bu halkın varlığı ve kendi kendini yönetmesi kabul edilmediği müddetçe bu tehlike yakın bir tehlike olarak sürecektir.
Demokratik Özerklik bilinçli olarak bir ayrılık projesi, hatta bir otoriter yönetme imtiyazı olarak yansıtıldı. Bu tür değerlendirmelerle esas olarak AKP’nin çözümsüzlük ve kültürel soykırımcı politikaları örtülmek istenmiştir. En demokratik ve özgürlükçü proje tersyüz edilerek her türlü saldırının hedefi yapılmıştır.
Demokratik Özerklik bir toplumun demokrasi içinde kendi kendini yönetme biçimidir. Eğer Türkiye’de demokrasi olacaksa Kürdistan, hatta Türkiye’nin diğer bölgeleri Demokratik Özerklik’le yönetilecektir. Demokrasi, toplulukların ve bireylerin yönetime etkin katıldığı rejimin adıdır. Kuşkusuz Kürdistan’da gerçekleşecek Demokratik Özerklik’te Kürtler kendi siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamlarını kendi anadilleri ve kültürleriyle yapacaktır. Diğer bölgelerdeki Demokratik Özerkliklerle farkı bu olacaktır. Kaldı ki diğer bölgelerde de isteyenler siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel faaliyetlerini kendi anadil ve kültürleriyle yapacaklardır.
Özerklik dünyanın birçok yerinde uygulanan modeldir. Faklı halklar ve topluluklar için kendi kendini yönetme hakkı tanınmıştır. Kendi anadil ve kültürleriyle diğer toplumsal faaliyetlerini yürütmektedirler. Kuşkusuz farklıların bu haklarının tanınması söz konusu ülkede demokratik değerlerin belirli düzeyde benimsendiğini gösterir. Özerk bölgenin yerel bir meclisi ve yerel bir yönetimi vardır. Birçok faaliyetin yürütülmesi bu meclis ve yönetime bırakılmıştır. Hatta bu meclis ve yönetimlerin denetiminde öz savunma, yani zabıta güçleri de vardır.
Özerklik denilince genel olarak bu akla gelir. Kürtlerin Demokratik Özerklik olarak tanımladığı ise biçimsel olarak buna benzese de özde farklılıkları vardır. Kürtler bu özerkliğin toplumsal tabanda yaygın demokratik örgütlenmelerle demokratik karaktere kavuşmasını savunmaktadır. Demokratik toplum ve demokratik kurumlaşmalarla bu özerkliğin içeriği ve ruhunun kapsamlı demokratikleşmeye kavuşturulması hedeflenmektedir. Yani özerklik otoriter devletin, her şeyi üstten yöneten devletin bir izdüşümü gibi olmamalıdır. Özerkliğin demokratikliği Meclis ve yönetimin tabanın güçlü örgütlenmeleriyle halkın yönetim haline getirilmesini ifade etmektedir.
Örgütlü toplum demokratik toplumdur demiyor muyuz? Demokrasilerin ayrıcalığı düşünce özgürlüğü ve toplumun örgütlenme düzeyini arttırmasıdır. Demokratik Özerklik bunu derinleştirmeyi ifade ediyor. II. Dünya Savaşından sonra çözümsüzlüğü ortaya çıkmış, yetersizliği kabul edilmiş temsili demokrasinin örgütlü toplumla aşılarak toplumun kendi kendini yönetme gücünün giderek doğrudan hale gelmesini sağlayan bir demokratikleşme artık gerçek demokrasinin unsurlarından görülmektedir. Demokratik Özerklik projesi tam düşünce özgürlüğü, tam demokrasi içinde kapsamlı demokratikleşme projesidir. Toplumun siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak kendi kendini yönetme gücüne sahip olmasıdır.
Bu model, seçimle gidip gelmenin esas olduğu, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün, birey ve toplumsal tüm haklarının tanındığı tam demokrasi ortamında gerçekleşecektir. Bugün demokratik özerkliğe karşı çıkanlar ve farklı gösterenler aslında toplumun demokrasi içinde kendi kendini yönetmesine karşıdırlar. Tabii ki Türk devleti ve hükümeti söz konusu olduğunda bu tür yaklaşımlar Kürtlerin ulusal varlığını ve iradesini tanıma ve kendi kendini yönetmesine karşı olma anlamına gelmektedir.
Demokratik Özerklik bir demokratikleşme ve demokrasi içinde birey ve toplulukların demokratik katılım iradesini ortaya koyma projesidir.  Demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünü isteyenler bu konuda samimi olanlar, her konuda tam demokratikleşmeyi savunurlar. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm engelleri kaldırılmasını isterler. Toplum ve birey üzerinde baskı yapacak her türlü eğilimin ve yapılanmanın, vesayet rejiminin önüne geçmek için tam düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü isterler. Çünkü düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün ve demokrasinin olduğu yerde ortada hiçbir vesayet rejimi kalmaz. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü ortamında hiç kimse ve hiçbir kurum baskı uygulama fırsatını bulamaz. Böyle bir ortamda farklılığı olan toplumlar da demokrasinin gereği olarak özgünlüklerinin özerkliğini yaşarlar. Her özgünlük demokrasi içinde bir özerkliği ifade eder. Özgünlüklerin özerkliğini tanımayan bir sisteme de günümüzde demokrasi denmez.
Kürtlerin istediği demokrasi de özgünlüğün, farklılığının demokrasi içindeki tanınmasıdır. Bu özerkliğin demokratik olması da demokratik toplum ve demokratik kurumlaşmayla içinin doldurulmasıdır. Özcesi Demokratik Özerklik budur. Kürtler devlet bu Demokratik Özerklik’i tanımıyorsa, biz kendi örgütlenmemiz ve irademizle bu özerkliği gerçekleştiririz diyerek 2011 14 Temmuz’unda Demokratik Özerklik’i ilan etmişlerdir.