
Demokratik olmayan ülkelerde halkın talepleri karşılanmaz, bir zayıflık olarak görülür. Eğer halkın talebi karşılanırsa sonu gelmez ve otorite kırılır diye düşünülür. İşte AKP Hükümeti bu zihniyete sahip olduğu için halkın talebini karşılayamadı. Buraya topçu kışlası yapmayacağız diyemedi. Tayyip Erdoğan topçu kışlası yapacağına orası park kalacak dediğinde itibarının kalmayacağını düşünmüştür. Bundan da anlıyoruz ki Tayyip Erdoğan gücü halka rağmen her dediğini yaptırmakta görmektedir. İşte Tayyip Erdoğan profilinin özeti budur.
Tayyip Erdoğan iki hafta sonra “referandum yapacağız” dedi. Bu eylemler başlamadan önce “orası için halka soracağız” deseydi belki Gezi Parkı eylemcileri enerjisini Gezi Parkı’nın park kalması için örgütlenme ve propaganda çalışmasına yöneltirdi. Ancak eylemler geliştikten sonra bunu bir direnişi kırma amaçlı kullanması tabii ki inandırıcı olamazdı. Kaldı ki artık halk, eylemliliğiyle tutumunu göstermişti. Halkın bu tepkisini ve ortaya çıkan iradeyi başka yolla boşa çıkarma çabası tabii ki demokratik olmazdı. Bu nedenle AKP’nin referandum önerisi demokratik bir anlayıştan dolayı ileri sürülmemiştir. Nitekim toplum bu zihniyeti reddetmiştir.
Toplumun talepleri karşılanmayınca Taksim dayanışması direnişe devam, dedi. Bunun üzerine polis Gezi Parkı‘na saldırdı. Parka saldırıyla birlikte Taksim etrafında, İstanbul’un mahallelerinde ve Türkiye’nin dört bir yanında protestolar gelişti. Bu protestolar artık AKP’nin rahat iktidar olamayacağını gösteriyor. Ya demokratikleşme doğrultusunda adımlar atacak ya da bir gün karşısında daha güçlü bir toplumsal direniş görecektir.
Gezi Parkı’na yapılan saldırıda kaybeden AKP Hükümeti, kazanan Gezi direnişçileri olmuştur. “Ben yaptım, oldu” zihniyeti mahkum olmuştur. Antidemokratik zihniyet büyük bir darbe yemiştir. 1924 anayasasıyla birlikte Türkiye’de yerleştirilen otoriter zihniyet bu direnişte büyük bir darbe yemiştir. AKP de, CHP de, MHP de Gezi Parkı direnişinin mağluplarıdır. Artık halka rağmen siyaset yapan partilerin sonuna geliniyor.
Türkiye tarihinde önemli düzeyde devrimci demokrasi mücadelesi verilmiştir. Baskıya, zulme ve faşizme karşı mücadelede ağır bedeller ödenmiştir. Bu tabii ki önemli bir demokrasi bilinci ve potansiyeli ortaya çıkarmıştır. Gezi Parkı olayı göstermiştir ki Türkiye’de demokrasi isteyen önemli bir toplumsal güç vardır; demokrasi talebi önemli bir toplumsal güce kavuşmuştur. Ancak Gezi Parkı sadece zulme, baskıya, faşizme karşı değil, bizzat onu yaratan zihniyete karşı bir mücadele yürütmüştür. Direnişçiler, “sen hükümet olabilirsin ama bizi, toplumu dikkate alacaksın” dediler. Bu zihniyet mayalanmıştır, dalga dalga tüm Türkiye’ye yayılacaktır. Son otuz yıldır Kürtlerin özgürlük ve süreklileşen direnişi bundan sonra doğusu ve batısıyla tüm Türkiye’nin gerçeği olmaya devam edecektir.
Gezi Parkı direnişi otoriter ve halkı dinlemeyen siyaset anlayışına karşı durarak, bu siyaset anlayışının meşruiyetini sorgulayarak, bu siyaset anlayışına darbe vurarak demokratik siyasetin önünü açmıştır. Kürt Halk Önderinin “bundan sonra demokratik siyaset hakim olacak” sözü ilk pratiğini Gezi Parkı‘nda göstermiştir. Eski otoriter rejim heveslileri kısmen AKP’ye tepki olarak bu direnişin içinde yer alsalar da Türkiye’de demokratik zihniyetin önünü açacak yeni bir dönem başlamıştır.
Demokratik siyaset; demokratik olan siyasetçilerin çalışmaları, açıklamaları değildir; demokratik nitelikli siyasetçilerin toplantılarda, salonlarda, meydanlarda ya da meclislerde demokratik ve özgürlükçü tutum göstermeleri ve bu yönlü konuşmaları da değildir. Belki bunlar demokratik siyasetin yüzde onu ya da on beşidir. Demokratik siyaset esas olarak toplumun köyde, sokakta, mahallede örgütlenerek kendisini irade yapmasıdır. Siyasette söz ve karar sahibinin tabanda olmasıdır. Yoksa bazılarının biz demokratız, demokratik yurtseveriz, halk için siyaset yapıyoruz demeleri demokratik siyaset değildir. Demokratik siyaset, örgütlü toplumun kendi işlerini kendi yapmasıdır. Köyün, sokağın, mahallenin kendini örgütlemesi, kendi kendini yönetmesidir. Bu örgütlülüğe ve iradeye dayanarak kasaba ve şehirlerin kendi kendilerini yönetmesidir. Özcesi bir toplumun tabadan kendini örgütleyerek demokratik kurumlaşma temelinde kendi kendini yönetmesi demokratik siyasetin esasıdır. Toplumun tüm sosyal tabakalarının, etnik ve inanç topluluklarının kendi kendilerini örgütlemeleri ve kendi işlerini kendileri yapmaları, yani kendilerini yönetmeleri demokratik siyasettir. Demokratik siyaset, bazı profesyonel siyasetçilerin ve elitlerin siyasetle ilgilenmesi ve siyasi partileri yönetmeleri ve içinde yer almaları değildir.
İşte Gezi Parkı siyasetin meydanlarda ve çadırlarda olduğunu göstererek demokratik siyasetin örneğini sundular. Toplumun siyasete ilgisini arttırmakla kalmadılar, bizzat kendileri siyaset yaptılar. Kürt Halk Önderi Öcalan toplum ahlaksız ve politikasız yaşayamaz demiştir. “Ahlakın temel rolü, toplumun varlığını sürdürme ve ayakta kalma kurallarına sahip olması ve bunları uygulama gücüdür. Varlık kurallarını ve uygulama gücünü yitiren toplum hayvan topluluğuna dönüşmüş demektir ki, bu halde istenildiği kadar kullanılıp sömürülebilir. Politikanın rolü ise, özünde toplum için gerekli ahlaki kuralları sağlamak ve bununla birlikte temel maddi ve zihni ihtiyaçları gidermenin yol ve yöntemlerini sürekli tartışarak kararlaştırmaktır.
Toplumsal politika bu gerekçeler temelinde sürekli tartışma ve karar gücünü geliştirerek toplumu zinde ve açık görüşlü kılar; kendisini yönetebilme ve işlerini çözme yeteneğine kavuşturduğu toplumun en temel varlık alanını oluşturur. Politikasız toplum, başı koparılmış tavuk gibi, daha can vermeden sağa sola savrulan toplumdur. Bir toplumu işlevsiz ve güçsüz bırakmanın en etkili yolu, kendi öz varlığı, temel maddi ve manevi ihtiyaçları için zorunlu tartışma ve karar organı olan POLİTİKA’dan yoksun (siyasetsiz, İslami deyimle şeriatsız) bırakmaktır. Hiçbir yol bu denli sakıncalı olamaz.”
İşte şimdi toplum politikayı toplumsal ahlakla yapıyor. Yani toplumcu politika yapıyor. Bunu önemli bir kazanç olarak görmek gerekir.
Kuşkusuz Gezi Parkı öncüsüz ve örgütsüzdü. Birçok tepkinin bir araya getirdiği direnişçi topluluklar zaman içinde örgütlenseler de daha kapsamlı bir muhalefeti yürütecek bir konumda değildiler. Ama toplumu sarstılar. Bu gerçeklik Türkiye’de demokrasi ve Özgürlük Mücadelesine bir ivme kazandıracaktır. Bu direniş tüm sol güçlere ve demokrasi güçlerine birliğin önemini bir daha hatırlatacaktır. Eğer bu direniş daha örgütlü ve ortak hareket etmeyle karşılansaydı sonuç daha farklı olabilirdi.
Kürt Halk Önderi bundan sonra demokratik siyaset, yani toplum devreye girecek demiştir. Gerillanın silahlı güçlerini geriye çekmesi demokratik siyasetin önünü açmıştır. Daha da açacaktır. Eğer Türkiye demokrasi güçleriyle Kürdistan demokrasi güçleri birleşirse Türkiye’de yeni bir tarih başlayacaktır.
Kürt Halk Önderi gerillanın geriye çekilmesi kararını duyurduğu 2013 Newrozu’nda “bu, mücadeleyi bırakma değil, yeni bir mücadele başlangıcıdır” dedi. Böylece Türkiye’de yeni bir mücadele dönemi başlattı. Bunu da Türkiye’deki demokrasi güçleriyle birlikte yeni bir mücadele dönemi olarak ifade etti.
Gezi Parkı direnişiyle birlikte bu ortak mücadelenin gelişmesinin zemininin güçlü olduğu görülmüştür. Bu zemin üzerinde Kürt demokrasi güçleriyle Türkiye demokrasi güçleri ortak hareket ederek yeni Türkiye’yi yaratacaktır. Yeni Türkiye mücadelesiz değil, demokratik ortak mücadeleyle yaratılacaktır. Eğer Türkiye’nin demokratikleşmesi isteniyorsa böyle bir ortak mücadele vermekten başka bir seçenek yoktur. Kürt demokratik güçleriyle Türkiye demokrasi güçleri birleşmeden, ortak hareket etmeden ne Türkiye demokratikleşir ne de Kürt sorunu çözülür.