Bu hafta sonu gerçekleşecek 16 Nisan Anayasa değişiklik referandumu miting alanları ve televizyon ekranlarında ele alındığından daha ciddi sonuçlar doğuracak. Tayyip Erdoğan’ın halen yürüklükte olan ve kendisinin namus ve şerefi üzerine uyacağına söz verdiği anayasayı hiçe sayarak taraf olduğu referandum hali hazırda yürürlükte olan cumhuriyetin akıbetinin oylanması anlamına geliyor. En sade değişi ile sonuç ne olursa olsun bu referandum demokratikleşemeyen bu cumhuriyetin sonu olacak. 

Onun için şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Açık ki bu bir kavga. Bu kavganın sonunda ya Cumhuriyeti demokratikleştirerek hepimizin kendini temsil ettiği bir yeni düzen kurulacak ya da Erdoğan'ın iktidarında demokrasiye ihtiyaç duymayan üçüncü sınıf bir İslami cumhuriyetine dönüşecek. 

Demokratikleşemeyen cumhuriyetin bu toplumun sorunlarını çözmekten uzak olduğu artık bilinen bir gerçek. Toplumu oluşturan grupların farklılıklarını devleti kutsayarak yok sayarken devleti mutlaklaştırmak için tüm farklılıkları düşman ilan eden bir yapı oldu bu cumhuriyet modeli. 

Yine de tüm bunların yanında geçen yüz yılın başında kahir çoğunluğu Müslüman olan bir toplumdan "demokratik, laik" bir cumhuriyet inşa etme fikri yenilikçi bir fikirdi.

Bu fikir iki kıta arasında yer alan coğrafyaya ayrıcalıklı bir durum kazandırdı. Önce geçmişi inkar ederek batılı değerlere bağlılığını ilan edip Batı'nın olurunu aldı. Bunu yaparken başta hilafeti ortadan kaldırarak batılı müttefiklerine çok ciddi bir teminat sundu. Kuran’ın dili Arap harflerinden Latin alfabesine geçiş de geçmişle bağların tamamen koparılması anlamına geliyordu. Ancak bunu yaparken de içinden çıktığı İslam ümmeti ile arasının açılmasını göze aldı. Batıya kabul edilmenin dahası “muhasır medeniyet seviyesine” ulaşmanın bedeli bin yıldır birlikte yaşadığı uzun zaman da liderliğini üstlendiği İslam dünyası ile arasına derin bir mesafe koymaktı. 

Osmanlıdan ayrılıp kendi ulus devletlerini kuran İslam toplumları bir süre sonra Müslüman olan ancak batılı gibi yaşamaya çalışan bu devletin kendilerini de fiziki olarak batıya yaklaştırdığını fark ettiler. Batının ve değerlerinin Atina’da son bulan sınırı şimdi kendi kapılarına kadar dayanmıştı. Bu Ankara ile İslam dünyası arasında yeni bir ilişkinin başlangıcı oldu. Cumhuriyetin ilanı ile elde edilen ayrıcalık yerli yerine oturdu. İslam dünyası için batılı değerleri yaşayan Müslüman kimlik Batı için de kendi imalatı “demokratik, laik” sistemin doğuya en ciddi ihracı anlamına geliyordu. Bu haliyle her iki taraf için de oldukça kıymetliydi.

NATO’ya girerken de AET ile ilişki kurarken de bu yeni kimliğin dikkate değer bir etkisi oldu. Yine aynı şekilde İslam Konferansı’nın bir parçası olmada etkili olduğu gibi. Her iki cephede de yer alabilen tek devlet olma ayrıcalığı idi bu.

Ancak Erdoğan son on yıllık iktidarı döneminde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kişisel çabaları ile olgunlaşan çözüm süreci dışındaki uygulamaları ile batılı değerlerden hızla uzaklaştı. Sonuçta çözüm sürecini de sabote ederek Kürdistan’da yeni bir kıyım dönemi başlatan Erdoğan hedeflediği totaliter modeli Kürdistan üzerinden hayat geçirdi. Oysa Kürt barışı cumhuriyetin demokratikleşmesinin son şansıydı. Erdoğan ise bu süreçte meydanlarda “İdam isteriz” çığlıklarının atılmasına zemin hazırlayarak AB’ye kitleleri bu batı karşıtı politikalarının onay merci haline getirdi. 

Oysa 16 Nisan referandumu sonrası yapılacak bir değişiklik ile başkanlık sistemine geçilmesi durumunda hastalıklı da olsa var olduğu var sayılan demokrasi tamamen ortadan kalkacak. Tabela düzeyinde de olsa “Müslüman, demokratik, laik, cumhuriyet” son bulacak. Demokrasisini kuramayan cumhuriyet “demokratik” araçları kullanan bir totaliter tarafından yok edilecek. Erdoğan Batılı değerlerden uzaklaşırken başkanlık sistemi ile kendine toplayacağı gücü diğer İslam ülkelerini temsiline de kapı aralayacağı hezeyanı içerisinde.

Batının Erdoğan’ın bu kendinden uzaklaşma kararına cevabı zamana yayılmış bir tecrit olarak tezahür ediyor. Almanya, Hollanda, İsveç gibi düne kadar Ankara’nın AB üyeliğini destekleyen ülkeler bugün Erdoğan iktidarının kendi ülkelerindeki ajanlık faaliyetlerini soruşturuyor. Yine bu iktidar döneminde DAİŞ’e gönderilen askeri mühimmatlara ilişkin kayıtlar bu ülkelerin dosyalarında duruyor. İşte bunun sonucu olarak ABD ve İngiltere “İslami terör ihraç eden coğrafyalar” listesine İstanbul’u da ekledi.

Son olarak yaz saati uygulaması ile batı saat diliminden çıkarak Suudi Arabistan’ın uygulanan saat dilimine geçen AKP iktidarının bu kararı ile ülkeyi uğrattığı zararının 3 milyar TL olduğu basına yansıdır. İster istemez “demokrasiden uzaklaşan çavuşlar...” diyesi geliyor insanın.

hevaltaha@riseup.net