
Çalışmasını dengbêjlere bir vefa borcu olarak niteleyen Hecî, şunlara dikkat çekiyor: „Kürt sanatçısı gıdasını ve ilhamını halkının manevi değerlerinden almalıdır. Kendi kökü özerinde yetişmeyen ve büyümeyen bir ağaç nasılkı rüzgarın önüne katıp gidecekse, Kürt müziği adına yapılan ama özünde onu pazarlayan bir anlayışı da kabul edemem. Ne yazık ki binlerce stran özünden boşaltılarak adeta katledilmiştir.Toplum olarak sanatçılarımıza sahip çıkmalıyız. Nice dengbêjimiz yoksullukla mücadele ederek öldü. Bu bizim için utançtır. Bu yüzden son çalışmam ‘Can’ı bu ustalara vefa borcu olacak.“
Dengbêj divanlarına katılır
Asıl adı Abdulhamit Çakan... Fakat Kürt halkı O’nu Hemê Heci olarak tanıyor. 1967 yılında Wan’ın Muradiye ilçesinde doğar. Hemê Hecî, çocuk yaşlarında evlerinde kurulan divanlarda Şakiro, Ferxoyê dengbêj, Nuroyê Meter, Keremê Kor ve Brê Topal gibi zamanının en tanınan dengbejleriyle yer alır. Burada seslendirilen klamlar Hemê Hecî’nin adeta ruhunu ve kişiliğini oluşturur. Büyüdüğünde bu ölümsüz ozanların yolunda yürüyeceğine dair kendine söz verir. Lise yıllarında müzik öğretmeninin ve arkadaşlarının teşvikiyle bağlama çalmayı öğrenen Hemê Hecî, Muradiye ve çevresinde yapılan düğünlerin, şenliklerin vazgeçilmez katılımcısı olur. 1987’de öğretmen olarak Ebex’ın (Çaldıran) Ciliya Jêrîn köyüdür. Çocuklar Türkçe bilmediği için onlarla anadilleri Kürtçe ile anlaşır. Ancak Hecî’nin çocuklarla Kürtçe konuştuğu, karakol komutanının kulağına gider ve durumu ilçedeki milli eğitim müdürlüğüne bildirir. Hemê Hecî’nin öğretmenlik görevi, 1990’da sona erer. Bir sene işsiz kalan sanatçı, 1991’de telekomünikasyon hizmetleri için açılan imtihanlara katılarak teknisyen olarak çalışmaya başlar.
JİTEM tarafından kaçırılır
Hecî, bu sırada halk etkinliklerine de katılır. Böylece Hêmi Hecî de, JİTEM’in hedef tahtasına girer. Yaptığı müzik ve çıkardığı kasetlerle bir anda Kürdistan’ın sevilen sanatçılarından birisi olmuştur artık. 2000 yılında Wan’da kendisini sivil polis olarak tanıtan JİTEM elemanları tarafından kaçırılarak, 15 gün ağır işkencelere maruz kalır, infazına karar verilir. Olaydan haberdar olan akrabaları, Hecî’nin bulunduğu JİTEM binasının etrafında pusuya yatarlar. Beyaz bir minübüsle şehir dışına çıkarılmaya çalışılan Hemê Hecî, akrabaları tarafından kurtarılır. „Beni kurtarmışlardı ama yanımda defalarca polislerin tecavüzüne maruz kalan Dersimli bir kadın vardı. Kadın yapılan işkencelerin ve tecavüzlerin sonucunda kendisinde değildi adeta“ diyen Hecî, kadının büyük bir ihtimale öldürüldüğünü, olayı ömrü boyunca unutamayacağını belirtiyor.
Sanatçı, yaşadıklarının zorunlu olarak İstanbul’a gider. 2004 Mersin Newroz’na katıldığı gerekçesiyle 13 yıl çalıştığı işinden de olur.
TRT 6’e gitmedi tehdit edildi
Hemê Hecî’ye TRT 6 için çalışması önerisi gelir. En son Başbakanlık kaleminden arayan bir kişi, haftada bir sefer program yapma karşılığında ayda 24 bin YTL teklif eder. „Ben her zaman halkımın acılarını ve sevinçlerini dillendirmiş bir sanatçıyım. Burada çalışsaydım halkımın yüzüne nasıl bakardım“ diyen Hemê Hecî, asıl baskıların ve saldırıların bundan sonra başladığını belirtiyor. Heci, devamla bu kişinin kendisini „Bunu misliyle ödeyeceksin“ şeklinde tehdit ettiğini aktarıyor. „Ben de bazı onursuz sanatçılar gibi iktidarın sofrasında istediğim gibi zıplayabilirdim ama onurum ve kişiliğim buna asla izin vermedi“ diyen Hemê Hecî, bunun sonucunda kendisine defalarca dava açıldığını belirtiyor.
Malazgirt’te 2009’un 15 Ağustosu’nda yapılan basın açıklamasına katılan Hemê Hecî, ‘yasadışı terör örgütünün propagandasını yapmaktan’ 10 ay cezaya çarptırılır. Cezasının Yargıtay’da olduğunu belirten Heci, Wan mitingi ve 2010’da Kars’ta yapılan Newroz kutlamalarına katıldığı için de hakkında iki dava açılır. Bu ayın illk haftalarında Atatürk Havalimanı’ndan Hamburg’a uçmak üzereyken de gözaltına alınır, daha sonra serbest bırakılır. Sanatçı Hecî, tüm baskılara rağmen nefesi el verdiği sürece dilinin ve kültürünün yaşatılması için mücadele edeceğini belirtiyor.
M. ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG