Hacı Ömer Ekin, Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesi Ziya Gökalp Mahallesi’nde bir bakkal. Komşularının ev ve işyerlerinin anahtarlarını teslim ettikleri, kimi zaman veresiye alışveriş yaptıkları küçük bakkal, geçmiş ile bugün arasında bir zaman tüneli gibi. Fotoğraf, eski para, gazete kupürü, kaset gibi birçok şeyi biriktiren Hacı Amca, yıllara dayanan bu emeğini de dükkânında sergiliyor.

Dengbêj divanlarına olan tutkusu nedeniyle şehir şehir gezerek sesleri kaydeden Hacı Ömer Ekin, şimdilerde Sur’da işlettiği bakkalında bu kayıtları dinleyerek huzur buluyor.  

Kürtlerin en önemli geleneklerinden biri olan Şevbuhêrklerin (gece meclisleri) yaşandığı dönemlerde büyüyen Hacı amca, çocukluktan dengbêjlere, divanlara, hikayelere ilgi duymaya başlar.


Kent kent dengbêjlerin peşinde

Bir taraftan dinlediği hikayeleri defterine not eden Hacı amca, bir taraftan da aldığı teyple dengbêjlerin kilamlarını kendi seslerinden kaydetmeye başlar. 

6 ay işçi olarak çalışmaya gittiği Beyrut’ta daha iyi bir teyp alıp, döner. Birçok kenti gezerek dengbêjlerin seslerini kaydettiğini söyleyen Hacı amca, Hesenê Gozê, Keremê Batmanê, Mihemed Selimê Recebî, Selimê Batmanî, Huseyînê Ordînos gibi birçok dengbêjin kendi sesinden kasetler doldurduğunu anlatıyor. 

Babasının Siyabend û Xecê kilamının geçmişine hakim olduğunu ve babası Abdülrezzak’ın dilinden bu parçayı kaydettiğini söyleyen Hacı amca, kilamın öyküsünü de babasından dinlediği şekilde defterine not etmiş. Zaman ilerledikçe artık CD çalarlar, cep telefonlarıyla kayıt yapmaya başlayan Hacı amca, hala da dengbêjlerin yanına gelerek kendi seslerinin kaydedilmesini istediğini söylüyor.


Nerede o eski divanlar

Eskiden kurulan divanların bir toplumsallaşma yeri olduğunu söyleyen Hacı amca, “O zamanlar dengbêjlerin kıymeti vardı. Şimdi yok. Şimdi kendileri bile kendilerine kıymet vermiyor” diyor.  


AMED